Derviş: IMF ile anlaşıyor gibi yapıp anlaşmamak gibi bir strateji olmaz

Derviş: IMF ile anlaşıyor gibi yapıp anlaşmamak gibi bir strateji olmaz
Derviş: IMF ile anlaşıyor gibi yapıp anlaşmamak gibi bir strateji olmaz

Kemal Derviş: Yüzde 25-30 arası tasarruf oranıyla Türkiye sağlam ve sürdürülebilir şekilde yüzde 7- 8 büyüyebilir. Bunu yapamadığımız sürece bu büyüme geçici olur ve başımıza sonunda dert açar.

Kemal Derviş, 'IMF ile anlaşıyormuş gibi yapıp anlaşmamak doğru mu' sorusuna, 'Bence şeffaf olmak her zaman daha iyi' dedi. Derviş, 'Uzun vadede gerekenleri şeffaf bir şekilde yaparız diyerek bir anlaşma mümkün, yararlı da olur' dedi

İSTANBUL - Brooking Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Akbank Uluslararası Danışma Kurulu Üyesi Kemal Derviş, ‘IMF ile anlaşıyormuş gibi yapıp anlaşmamak bir strateji olabilir mi?’ sorusu üzerine, “Bence öyle bir strateji yok. Bence şeffaf olmak her zaman daha iyi...” dedi. Derviş, Forum İstanbul’un  toplantısında, Türkiye’deki ihracat artışıyla her zaman gurur duyulduğunu, kendisinin de bunu desteklediğini belirterek, ülkede ihracata dayalı bir strateji oluştuğunu anlattı. Dünyanın talebi çökünce de Türkiye ihracatının da çok kötü biçimde durduğunu ve küçülmeye neden olduğunu dile getiren Derviş, bunun karşısında ne yapılacağı konusunun önemli bir soru işareti olduğunu söyledi.
Derviş, dünyada, dış ticarete yönelik büyüme modellerinin cazibesini kaybettiğini ve daha iç talebe dönük bir büyüme sürecine girilmeye başlandığını ifade ederek, “Krizden çıkışta, dünya ticaretinin yine dünya milli gelirlerinden daha hızlı artacağı kanısındayım. Bunu ispatlayamıyorum. Türkiye’de küreselleşme sürecinin yükünü yavaşlatmanın daha iyi anlaşılması çok önemli” dedi.

‘Kapitalizm kâr istedi’
Derviş şöyle dedi: “Uzun vadeli anlayış yerine her üç ayda, yani sürdürülmesi mümkün olmayan kâr oranlarını elde etmek gibi bir güdüyle kapitalizm örgütlendi ve bu yönde çok gelişti, çok büyük zararları oldu.  Derinlemesine düşünüldüğünde belki de en gerekli şey, kısa vadelilikten uzun vadeliliğe nasıl geçeceğiz, bunu nasıl düzenleyeceğiz konusudur. Bu gelir dağılımı açısından da önemli.
Finans sektöründe aşırı kâr, sanayi sektörünü de aşırı kâra itiyor. Yıllık kâr hacmini yüzde 15 gerçekleştirmek istemeyen bir sermaye başarısız sayılıyor. Çok aşırı kâr insanları başarılı kılıyorsa, bu ücretler üzerinde de olumsuz etki yapıyor. Yeniden düzenlemede kısa vadelilikten uzun vadeliliğe geçiş çok önemli.”
Kemal Derviş, iktisat ve sosyal bilim bilmeyen matematisyenlerin sadece verilere bakarak modeller geliştirdiklerini ve risk stratejileri oluşturduklarını ifade ederek, “Bu risk modelleri oluşturulurken, ‘Sosyal anlayış, insan davranışı anlayışı ve yapısal değişiklikler birdenbire çok kötü olursa ne olur’ konusu unutuldu. Matematiksel olmakla sosyal bilimci olmak, iktisatçı olmak aynı şeyler değil. Matematiğe büyük saygım var ama ekonomi, toplum düzenlemelerinde sadece matematikle olmuyor iş” diye konuştu. 

‘Ekonomide mucize yok’
Kemal Derviş, geçen yıl haziran ayında yaptığı bir konuşmada, Türkiye’nin ama temel sorunun iç tasarruftaki yetersizlik olduğunu anlattığını anımsatarak, şöyle devam etti: “Ekonomide mucize yok. Eğer Türkiye yüzde 7-8 büyüme hızını gerçekleştirmek istiyorsa, Doğu Asya, Hindistan’a, Çin’e yakın bir performans sergilemek istiyorsa, ki böyle bir performansa ihtiyaç var, o zaman bunu yüzde 16-17’lik bir iç tasarruf oranı ile yapamaz. Mümkün değil. Birkaç yıl gerçekleşir, birkaç yıl büyük işlem açığı vererek dışarıdan sermaye tayin edilir, sonra mutlaka durgunluk gelir, büyümede yavaşlama gelir. Türkiye’nin önündeki en önemli uzun vadeli yapısal sorun, iç tasarruf oranını yüzde 17 civarlarından yüzde 27’ye çıkarmak. Birkaç puan da olmaz. Yüzde 25-30 arası tasarruf oranıyla Türkiye sağlam ve sürdürülebilir bir şekilde yüzde 7 ile 8 arasında büyüyebilir. Bunu yapamadığımız sürece bu büyüme geçici olur ve başımıza sonunda dert açar.”

Hindistan’ı iyi anlayalım
Bunu gerçekleştirmenin sihirli bir reçetesi olmadığına işaret eden Derviş, kamu ve özel sektörün birlikte çalışması gerektiğini söyledi. Derviş, bunun en çarpıcı örneği olan Hindistan’ın 20 yıl önce yüzde 20 ile başladığı tasarruf oranını bugün yüzde 35’e çıkardığını belirterek, Hindistan’ın bugün çok az bir cari açıkla yüzde 37-38 yatırım yapabildiğini ve yüzde 8 büyüdüğünü bildirdi. Derviş, “Bugün Hindistan yüzde 6’ya düştü ama büyük ihtimalle yeniden yüzde 8’e çıkacaktır” dedi. Hindistan’ın bunu politik zorlama ile değil, demokrasi içinde yaptığını anlatan Derviş, bu konuda son derece başarılı olan Hindistan’ın başarı öyküsünün daha iyi anlaşılmasının faydalı olacağını kaydetti. Kısa vadede en büyük sorunun, işsizlik ve büyümede düşüş olduğunu ifade eden Derviş, zengin ülkelerin maliye politikasında genişlemeci bir strateji izlediğini ve bu sayede üretebildiklerini söyledi. 

Söylemesi kolay ama...
Türkiye’nin son 5-6 yıldır maliye politikasında istikrar kurabildiğini, bunun da krizle birlikte bozulduğunu anlatan Derviş, “İşsizlik var, talep eksikliği var, ihracat düşüşü var. Bu ortamda maliye politikasında daha da kısıtlayıcı yola başvurmak ne kadar doğru? Türkiye’de maliye politikasının gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bir ölçüde iç talebe destekçi olması lazım, büyümeyi yeniden desteklemesi gerekiyor. Dolayısıyla kısa vadede maliye politikasında genişlemeci bir anlayışa ihtiyaç var. Ama diğer taraftan bilanço sorunları var, henüz borç oranı yüksek, Türkiye’nin borç sorunu devam ediyor.
Dolayısıyla bizim ABD, Almanya gibi serbestimiz yok, maliye politikasını sonuna kadar genişletmek Türkiye için tehlikeli. Bu ikilem karşısında ne yapılabilir? Yapılması gereken kısa vadede, ölçüyü kaçırmadan bir ölçüde genişlemeci olmak. Aynı zamanda uzun vadede maliye yapısını daha da güçlendirecek, maliye dengelerini istikrara geri getirebilecek önlemleri şimdiden raya koyup, bu konuda hem iç kamuoyunu hem dış kamuoyunu ikna etmek. Kısa sürede bazı şeyler yapmak mecburiyetindeyiz. ‘Bunu hızla önümüzdeki yıllarda düzelteceğiz ve mali istikrara yeniden kavuşacağız’ mesajını inandırıcılıkla verebilirsek, bu ikilemden bir ölçüde kurtulmuş olabiliriz. Bunu söylemek kolay yapmak çok daha zor” diye konuştu.

‘IMF kaynağı uygundur’
IMF’ye ilişkin bir soru üzerine de Derviş, hükümet ile IMF arasındaki temel tartışmaları bilmediğini belirterek, kuşkusuz IMF’nin finansal kaynaklarının, bugünkü piyasa şartları içinde faiz açısından maliyet açısından uygun, istenilen kaynaklar olduğunu söyledi.
Her ülkenin genişlemeci maliye politikasını aynı ölçüde kullanamayacağını ifade eden Derviş, “Kısa vadede bugünkü kriz, bugünkü sıkıntı açısından Türkiye veya Türkiye gibi ülkelerde maliye politikasını daha da sıkmak ve dolayısıyla kısa vadede talebi daha da düşürerek bir çözüm aramak pek uygun olmaz. Mutlaka kısa vadede talebi destekleyen önlemlere ihtiyaç var, ama aynı zamanda özellikle Türkiye gibi daha çok uzak olmayan bir geçmişte borç dönme sorununu yaşamış ülkelerde de aynı anda uzun vadeli sağlam ve uzun vadeli perspektif çok içinde güçlü bir maliye yapısı ortaya çıkarmak gerek” dedi.

‘Krizi Wall Street yarattı’
Kemal Derviş, “IMF ile anlaşıyormuş gibi yapıp anlaşmamak bir strateji olabilir mi?” sorusu üzerine de şunları söyledi: “Bence öyle bir strateji yok. Bence şeffaf olmak her zaman daha iyi. Bizim bazı şartlarımız var ülke olarak, biz şu anda mesela maliye politikasını daha fazla kısamayız bu kadar zorluk varken. Ama biz uzun vadede gerekenleri yaparız, şeffaf bir şekilde yaparız. Buna da ikna ederek bence bir anlaşma mümkün, bence yararlı da olur. Türkiye’nin de tabii ki şu anda zor bir durumu var ve bu zor durum ayrıca hepimiz biliyoruz Türkiye’den kaynaklanmadı, bu krizi Türkiye yaratmadı, dünya yarattı,
Wall Street yarattı, denetimsiz ve düzenlemesiz bir finans sektörü yarattı. Dolayısıyla, G20’deki açıklamalara da baktığımız zaman, dünya bu şekilde, Türkiye gibi ülkelere IMF kaynağıyla yardım etmeye çalışıyor. Bunun koşulları ülkeden ülkeye değişiyor. Ama kısa vadede talebi desteklemek, ama uzun vadede de sağlam bir maliye yapısını amaçlamak gerek.” 

‘Küçülme nedeni cari açık’
Ekonomik krizden cari açığı yüksek ülkelerin daha fazla etkilendiğini vurgulayan Kemal Derviş, “Türkiye, maalesef 2004’ten sonra yüksek cari işlem açığıyla devam etti yoluna... Bugünkü aşırı daralma ve büyüme hızının yüzde -4’e kadar inmesi, cari işlem açığının bir sonucu” dedi. Derviş, ekonomik krizin nedenlerine de değinerek, şöyle devam etti: “Merkezdeki finans sektörünün düzenleme ve denetimindeki aşırı zaaf, yolsuzluğa kadar giden süreç çok aşırıydı. Şimdi görüyoruz, bu gözler önüne serildi. Çok azımız bunu tam olarak gördü. İkinci unsur, bununla birleşen ve körükleyen unsur, ABD’nin cari açığı ve bunun finansmanı ve finansman sürecinde likiditeye çekmek için kullandığı yöntemler. Üçüncü nokta, küreselleşmeyle ilgili. Küreselleşmenin çeşitli boyutları var, birisi finansal, diğeri dış ticaret... Dünyada dış ticaret her yıl milli gelirden daha fazla büyüdü ve zaman zaman yüzde 50 daha hızlı büyüdü. Dünya ekonomisindeki bütün ülkeler birbirlerine daha fazla bağlandı. Bu yıl dünya ticareti yüzde 11 küçülecek”

Sabancı: IMF anlaşmasının gecikmesi iyi
Akbank Yönetim Kurulu Başkanı Suzan Sabancı Dinçer, IMF anlaşmasının eylüle kalmasının sakıncası olmadığını, anlaşmanın içeriğinin önemli olacağını söyledi. CNBC-e’nin sorularını yanıtlayan Sabancı, “IMF anlaşmasının gecikmesi bizim için iyi oldu. IMF ile yapılacak doğru bir anlaşma, eskisine göre daha fazla kaynak aktaracak. IMF ile anlaşma doğru şartlarda yapıldığı sürece Türkiye için pozitif olacaktır. Türkiye’de bütçe açığına ve kredibiliteye destek olacaktır.
IMF ile yapılacak anlaşma bir rahatlık verecektir. Eylül ayına kalmış olmasında büyük bir sakınca yok, önemli olan anlaşmanın içeriği. 2001’de ihracat pazarları açıktı, ancak bugün dış pazarlarda sorun var. IMF’nin de bakışının farklı olması gerektiğini düşünüyorum. Dış ekonomik pazarlar bizim kontrolümüzde değil.” Türkiye ekonomisine ilişkin daralma tahminlerini yüzde 0.5’ten yüzde 4-4,5’e çektiklerini belirten Sabancı, toparlanmanın 2009 sonu, 2010 başında yavaş yavaş başlayacağını öngördü. Sabancı, Akbank’ın bu yıl TL kredilerde yüzde 5 büyüme hedeflediğini de açıkladı. (Radikal)