DIŞ AÇIK bilmecesi (1)

Rekor 2004'te kırılmıştı
Türkiye'nin dış ticaret açığı yeni bir rekora doğru gidiyor. Dış ticaret açığı, 2004 yılında 34.3 milyar dolarla en yüksek seviyesine çıkmıştı. 2005'in ilk altı ayındaki açık ise 20 milyar dolara ulaştı. Bu hızla giderse açık yıl sonunda 34.3 milyar doları geçecek.
İhracat hız kesti
Şubat ayında yüzde 54.2 olan yıllık ihracat artışı temmuz ayında yüzde 1.1'e kadar geriledi. İthalat ise artmaya devam etti. İhracat ile ithalat arasındaki makasın gitgide açılması ekonomik dengeleri de tehdit ediyor.
Haber: ÖZGÜR SAĞMAL / Arşivi

İSTANBUL - Cari açık ve dış ticaret açığı geçen yılın en çok konuşulan konusuydu ekonomi camiasında. Nereye kadar gider, nereye kadar katlanılabilir tartışmaları sürerken açık tarihi bir seviyeye ulaştı. 2005'e bu tartışmalarla giren ekonomi camiası birkaç aydır bu tartışmaları unutmuş gibiydi. Taa ki ihracat artışı neredeyse duracak seviyeye gelene kadar. Şubat ayında yüzde 54,2 olan yıllık ihracat artışı, temmuz ayına gelindiğinde yüzde 1,1'e geriledi. Üretimde yavaşlama sinyalleri görülmesine rağmen dolar bazında ithalat artmaya devam etti. İhracat ile ithalat arasındaki makasın gitgide açılması makroekonomik dengeleri sene sonuna doğru tehdit edeceği aşikâr. Peki istikrar sürecine giren bir ekonomide dış açık neden oluyor? Neden önlenemiyor? İki günlük yazı dizisinde dış ticaret açığının seyrine ve bir kısmı yapısal bir kısmı da konjonktürel olan sebeplerine mercek tutacağız.
İthalat neden artıyor?
Dış ticaret açığı 2004'te tarihindeki en yüksek seviyesine çıktı. 2004 yılında ihracat yüzde 33,4 artarak 63 milyar dolar olarak gerçekleşti. Buna karşın ithalat daha iyi (!) bir performans sergiledi ve yüzde 40,4 artışla 97,3 milyar dolara çıktı. İhracat artış oranları hem kriz döneminde hem de kriz sonrasında sürekli yükseliş içerisindeydi. Ekonominin krizin etkisinden kurtulmasıyla ithalatta da hızlı bir gelişme gözlenmeye başlandı.
İthalatın neredeyse 100 milyar dolara ulaşmasının sebebi neydi peki? İthalat üç kalemden oluşuyor: Yatırım, hammadde ve tüketim malları. Yatırım mallarının artışı kısa vadede kapasitelerin artmasına; hammadde mallarının artışı kısa vadede kapasite kullanımının artmasına, tüketim malları ise tüketimin artmasına işaret olarak görülür. Dış açığı değerlendirenler genellikle ara ve sermaye malları ithalatına değil de iç üretimden tedarik edilebilecek tüketim malı ithalatını takip ederler sağlıklı eleştiriler yapmak için. İthalatın 2004'teki 28 milyar dolarlık artışının arkasındaki en büyük pay hammadde (ara mal) ithalatına bağlıydı. Ama 2003'ten 2004'e geçişte hammadde ithalatının yüzde 35,4 arttığını görürken, sermaye malları ithalatının yüzde 53,4, tüketim malları ithalatının ise 54,8 artmış olduğunu görüyoruz. Özellikle krizden en fazla etkilenen KOBİ'lerin çok düşük kâr marjlarıyla yürüttükleri hayatta kalma mücadelesinden başarıyla çıkmalarıyla ara mallarda talebin biraz daha içeriye yöneldiğini söyleyebiliriz.


Büyütmek için tıklayınız

Öte yandan kriz dönemlerinde kısılan ve toplam ithalat içindeki payı yüzde 9,7'ye kadar gerileyen tüketim malı ithalatının 2004'te yüzde 14,3 oranına ulaştığını gösteriyor rakamlar bize. İthalat kalemlerindeki bu artışlar bazı tartışmaları da beraberinde getirdi. Tartışmaların hedefinde birkaç konu vardı. Bunların en başında Çin'den yapılan ithalat geliyordu.
Ucuz işgücü sayesinde hemen her sektörde dünya piyasalarını ele geçiren Çin, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri de hem ihracat pazarlarında hem de bizzat kendi pazarlarında kıskaca almış durumda. 2005'te tekstil ve hazır giyim sektörlerinde kotaların kalkmasıyla beraber Türkiye'nin pazar kayıplarının artmaya başladığını biliyoruz. Hem iç pazarda hem de dış pazarlarda Çin mallarına karşın koruma uygulamaları birbiri ardına hayata geçti. Ancak bu arada hazır giyim sektörünün 2005 kaybı yüksek oldu.
Geçtiğimiz sene tüketim malları ithalatının artmasının en önemli sebebi de hiç şüphesiz krizin etkisinden kurtulan tüketicilerin öteledikleri harcama ihtiyaçlarını harekete geçirmesiydi. Harekete geçen bu harcama 2005'e de artarak girdi. Önemli bir kısmını binek otomobillerindeki ihracat artışının oluşturduğu tüketim malı ithalatındaki artışta yine Çin'den gelen malların da etkisi vardı.
Sene sonuna doğru makine ihracatçıları tarafından dikkat çekilen bir nokta daha bu tartışmaların bir parçası oldu. Sermaye malları alımları üretim kapasitesini artırdığı için, ithalatındaki artış oranları çok yüksek çıksa dahi göze batmıyordu. Zaten birçok sanayi için yerli üretimimizin olmaması veya olsa da kalitesiz sayılması bu 'dikkate almamanın' altında yatan temel sebepti. Ancak Türkiye'de makine sektörü önemli bir noktaya geldi, yılda 2 milyar dolar ihracata ulaştı. Böyle bir durumda da muadili olan makinelerin alınması için dışarıya giden dolarlar da ithalatın artmasındaki en büyük etkenlerden biri olarak 'dikkati çekiyor'.
2005'te neler oluyor?
2005'in ilk altı ayında ise manzara biraz değişti. Geçen sene yüzde 40 artış gösteren ithalatın yavaşladığı gözleniyor. Ocak-haziran döneminde ithalat yüzde 21,3 oranında arttı. Sermaye mallarındaki artışın hız kestiği gözleniyor. Kriz döneminde yatırımlarını erteleyen sanayi, kapasitesini artırmak için geçtiğimiz sene ciddi miktarda ithalata yönelmişti. Bu sene bu artışın durduğunu görüyoruz. Hammadde ithalatındaki artışın ise gerilediği gözleniyor. Asıl dikkat çekici gelişme ise geçen sene çokça eleştiriye konu olan tüketim malları ithalatıyla ilgili. Bu ürün grubuna giren ürünlerin ithalatındaki artış oranının yüzde 54,8'ten yüzde 2,7'ye gerilediğini görüyoruz. Bu haliyle ithalatın geçen seneki kadar artış eğiliminde olmadığını söyleyebiliriz.

Büyütmek için tıklayınız

Ürün grupları olarak incelendiğinde ithalattaki artışlar daha iyi anlaşılıyor. Artış oranları ve sektörlerin ithalattaki büyükleri göz önüne alındığında üç dikkat çekici grup oluşuyor: 1. Yüksek oranda artış gerçekleştiren, büyük sektörler 2. Düşük oranda artış gerçekleştiren büyük sektörler 3. İthalatı düşüş gösteren sektörler.
İlk grubun başında sayacağımız ürünler mineral yağlar ve yakıtlar. Yani petrol ve doğalgaz. Sanayinin enerji kaynakları olan bu ürünlerin ithalatı yüzde 45,9 artışla 9 milyar dolara gelmiş durumda. Artışın temel nedeni dünya piyasalarında petrol fiyatının önlenemez bir şekilde yükselmesi tabii ki. Yine aynı nedenle plastik mamulleri ithalatında da yüzde 34 artış var. Kıymetli taş ve metallerin -ki büyük bir kısmını ham altın oluşturur- ithalinde de yine altının değerlenmesinden kaynaklanan yüzde 32'lik bir artış görüyoruz. Son olarak demir çelik ve makine ithalatlarının da yüksek oranda artış gösterdiğini belirtelim. Eğer petrol ve altındaki yüksek fiyat artışları olmasaydı yüzde 21,3 olarak gerçekleşen altı aylık ithalat artışının yüzde 16,8 civarında kalacağı görünüyor bu tablodan.
İkinci grup ise ithalat hacimleri büyük olmasına rağmen bu dönemdeki ithalat artış oranları toplam ithalat artışının altında kalanlar. Bunlar ise eczacılık ürünleri, pamuk ve pamuk ipliği ile elektrikli makine ve cihazlar. Pamuk ipliğindeki ithalat artışının düşük kalmasının sebebi tekstil sektörünün ihtiyacını içeriden karşılamasıydı. Altı ayda 4,8 milyar dolara ulaşmış olan elektrikli makine ve cihazlar ithalatındaki yavaşlama da özellikle tüketim mallarındaki artışın yavaşlamasının nedenlerinden biri.
Son grup ise ithalatı düşen ürünler. Bunların başında kara taşıtları geliyor. Otomobil satışları ilk birkaç aydan sonra durgunluğa girmişti. Bundan yerli üretim otomobillerden çok ithal otomobiller nasibini aldı. 5,1 milyar dolardan, 4,5 milyar dolara gerileyen otomotiv ithalatı yüzde 11'lik bu düşüşüyle ithalatın yavaşlamış olmasının temel nedenlerinden. Otomotiv gibi ithalatı düşen diğer ürün grupları ise hububat, ham deri, demiryolu taşıtları ve hava taşıtları oldu. Geçtiğimiz yıl ithalatın yüksek çıkmasının nedenlerinden biri de THY'nin gerçekleştirdiği uçak alımlarıydı. Bu sene bu azalınca ithalat rakamında da ciddi bir düşüş oldu. Deri ithalatındaki gerilemenin sebebi ise deri sektörünün içinde olduğu durgunluk diyebiliriz.
İhracatta temmuz uyarısı
İhracat tarafında ise durum daha kötü. Bazı sektörlerin ihracatında sene başından bu yana yavaşlama gözlemleniyordu. Ancak bazılarında bu temmuz ayında belirdi. İhracattaki dört büyük sanayi sektörü hazır giyim, taşıt araçları, demir çelik ve elektroniğin tümünde temmuz ayında büyük bir yavaşlama görüldü. Tarım sektörü yine sanayiye göre daha istikrarlı bir ihracat döneminden geçiyor. Sanayi kuruluşlarının ihracattaki bu daralmaları iç piyasadaki durgunluk üzerine eklenince kaygı verici bir manzara ortaya çıkarıyor. Herkesin temennisi, ihracattaki bu durgunluğun geçici bir 'yaz durgunluğu'ndan ibaret olması ve en kötü ihtimalle eylülde yerini yine yüksek artış oranlarına bırakması.
İhracatımızın katma değeri düşük
Hem ithalat hem de ihracatın son yıllardaki gelişimini izlediğinizde kriz sonrasında dış açıktaki istikrarlı(!) büyümeyi görüyorsunuz. Bu büyümenin hem konjonktürel hem de bazı altyapısal nedenleri var. Bunların bir kısmı bizim elimizde olan sebepler, bazıları ise tamamen dışımızda gelişen şartlardan dolayı oluşuyor. Bazıları kısa vadede çözülebilecek sorunlar ama bazıları için çok uzun soluklu çalışmalara başlamak gerekiyor. Hem de hiç zaman kaybetmeden.

Büyütmek için tıklayınız

Kendi markamız yok
Türkiye'nin en fazla ihraç ettiği ürünleri bir sayalım. İlk sırayı hazır giyim ürünleri alıyor. Onu hemen arkasından otomotiv izliyor. Hazır giyim endüstrisinin büyük bir kısmı maalesef hâlâ kendi markalarıyla değil, başka markalarla üretim yapıyorlar. Ürünlerin Türkiye'den birim ihraç fiyatı 10 dolar ise son satış fiyatı bunun üç katına çıkabiliyor. Bu durumda bu üründen asıl kazanan üretici firma değil, marka sahibi oluyor. Türkiye'ye en fazla dış ticaret fazlasını hazır giyim ve tekstil sektörü sağlıyor ama katma değeri daha çok bizde kalan bir markalı üretime geçtiğimiz zaman bu 'fazla'nın katlanarak artması işten bile değil. İkinci sıradan gelen otomotiv sektöründe de yakın bir durum söz konusu. Türkiye'de üretim yapan firmalar ürettikleri otomobillerini yurtdışında başka ülkelere ihraç ederek Türkiye'ye çok ciddi bir ihracat geliri sağlıyorlar. Ama yine yaratılan katma değerin büyük kısmı yurtdışından getirilen ara mamullerle sağlanıyor.
Avrupa'nın en büyük üreticilerinden biri haline gelen beyaz eşya sektöründe de durum aynı. Otomobil ve elektronik ihracatından oluşabilecek katma değerin yükseltilmesi şüphesiz uzun vadeli yatırımlar gerektiriyor. Bunun oluşturulmaması bir süre sonra Türkiye'de bugün gözde olan bu sektörleri altyapı eksikliğinden dolayı gözden düşürebilir. Hazır giyimde tasarım ve pazarlamayla, elektronik ve otomotivde ise Ar-Ge ile oluşturulacak katma değerin bu yapıları Türkiye için daha verimli kılacağı bir gerçek.
Fiyat rekabeti yapıyoruz
Yukarıda bahsettiğimiz durumla ilgili bir başka konu da rekabet. 'Türk malı' dünyada hâlâ İtalyan, Alman, Amerikan veya Japon mallarıyla beraber anılmıyor. Bunun herkes farkında. Gerek kalite, gerekse marka olarak bu bahsettiğimiz ülkelerle rekabet edebilecek ihracatçı firmalarımız ve sektörlerimiz sınırlı sayıda. Bu durumda ihracatçılarımızın büyük kısmı 'fiyat rekabeti'ni tercih ediyorlar. Bu tercihleri onları daha 'ucuz' pazarlardaki oyuncuların yanına çekiyor. Bu tip bir rekabet de tabii ki yapılan ihracatı daha ucuz kılıyor. Üretilen birim kârdan marka ve kalite rekabetinden elde edilebilecek kâr bir yana, fiyat ağırlıklı bir rekabet ortamına girildiği için ortalama kârın da altına inildiği durumlar oluyor. Sırf bu yüzden ihracat bazı sektörlerde kimi zaman çok da cazip olmayan bir satış kanalı haline geliyor.
Düşük enflasyon zorluyor
Üreticilerin düşük enflasyonlu ortama alışması da kolay olmuyor. Yıllarca enflasyonist bir ortamda planlaması yapan üreticilerin bugün çok zorlandıkları bir gerçek. Enflasyonun düştüğü durumlarda ihracatçılar bir kat daha zorlanıyorlar. Çünkü enflasyon düşerken dış ticarete konu olmayan mal ve hizmetlerin fiyatları dış ticarete konu olanlardan daha yüksekte kalıyor. Bu yüzden yurtiçi mal ve hizmetlerden faydalanan ihracatçıların maliyetleri artıyor ve rekabet güçleri düşüyor.

Yarın: Sektör temsilcileri ne diyor?