Dış finansman hâlâ ihtiyaç

Dış finansman hâlâ ihtiyaç
Dış finansman hâlâ ihtiyaç
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidarında geçen 10 yılda ekonomideki değişimi Radikal için yazdı.
Haber: Ümit Boyner / Arşivi

Türkiye ekonomisini, 2000’lerin başına kadar, birbiriyle bağlantılı evrilen dört dönemde irdelemek mümkündür. 1960’lı yıllar, planlı dönemin başlangıcı ve kamu kesiminin tanımlanarak disipline edilmesi dönemi olarak özetlenebilir. 1970’li yıllar dönemini, iş ve işçi dünyasının, girişimci ve çalışan kesimlerin kurumsallaşmayı gündemlerine aldığı, planlı dönemin önemli bir değişkeni olan kamu yatırımlarının süratle büyüdüğü ve petrol kaynaklı arz şokları ile siyasetin baş etmeye çalıştığı bir dönem olarak tanımlayabiliriz. Üçüncü temel ayrıştırılabilir dönem olarak 1980’li yıllar, liberal ekonomi politikalarıyla süratle dış dünyaya ve dış rekabete açık bir politika dizinine sahne olmuştur. Önce ticaretin, ardından finansal sektör ve sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi, dönemi tanımlayan en önemli unsurlardır. 1990’lı yılları ise ekonomi politikası bağlamında tanımlamak maalesef çok güçtür. Ekonomi politikaları en fazla bu dönemde siyasi dalgalanmaların gölgesinde kalmış, kamu maliyesi tüm boyutlarıyla zayıflamış ve bu dönemde ortaya konulan makro uyum programlarının tamamlanması mümkün olamamıştır. Böylelikle, Türkiye, ekonomik ve siyasi depresyonun birbirini beslediği, enflasyon oranının yüzde 100’lerde, reel faizin yüzde 30’larda seyrettiği ve ortalama 18 aylık hükümetler ile yönetilen talihsiz bir on yıl geçirmiştir. Bu zor on yıl, 1999 yılı sonunda uygulamaya konulan ve 2001 Şubat ayında kur politikasının zorunlu olarak revize edilmesi neticesinde makro uyum ve yapısal reform açısından kapsamlı ve tutarlı bir yapıya kavuşan köklü bir makroekonomik programla sona ermiştir.

Sanayi stratejisi önemli
Bu dört dönemden farklı olarak, 2002 Kasım ayı ile başlayan Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri döneminin ekonomi yönetimi açısından en önemli özelliği, geçmiş dönem başarısızlıklarını çok iyi tahlil ederek programını oluşturmuş, ahenk içinde çalışan bir tek parti iktidarı olmasıdır. Bu özellik belki de son 50 yılda ilk defa Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde tecrübe edilebilen bir olumlu atmosfer oluşturmuş, 1990’lı yılların siyaset ve ekonomi politikaları arasındaki olumsuz dışsallık, AB uyum sürecinde atılan somut adımların da etkisiyle olumlu bir dışsallığa dönüşmüştür. Bu olumlu atmosfer hem makro uyumun hem de mikro reformların eşanlı olarak geçekleştirilebilmesine olanak sağlamıştır. 2003-2007 döneminde, Türkiye’de mali disiplin sağlanmış, enflasyon rakamları tek hanelere düşürülmüş, kamu maliyesi, bankacılık, sosyal güvenlik ve sağlık alanlarında önemli reformlar gerçekleştirilmiş, AB müktesebatına uyumda tarihi bir düzey yakalanmıştır.
2007 seçimleri ve sonrasında, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı siyasal olarak artan bir oy kapasitesine ulaşmış ancak 2007 yılı itibariyle, bazı nedenlerle ekonomide zayıflama emareleri baş göstermiştir. Aynı dönemlerde yavaşlamaya başlayan dünya ekonomisi, kamu maliyesinde zayıflama, mikro reform iştahında azalma, küresel finansal istikrar sorunlarına bağlı olarak dış fon girişinde yavaşlama ve nihayetinde büyüme döngüsünün yapısı büyümenin finansmanı ile ilgili sorunları gündeme getirmiştir. 2007 yılında somutlaşan büyümenin finansmanı problemi aslında bugünlere kadar süren bir sorun alanı olarak önümüzde durmaktadır. Küresel krizin etkisi ile 2009 yılında ekonominin aşırı derecede daralması, kısa bir süreliğine dış finansman sorununu ortadan kaldırmış gibi gözükse de, krizden çıkışla birlikte dış finansman ihtiyacının büyümeyi sınırlayan bir unsur olarak yeniden karşımıza çıktığını görüyoruz.
Büyüme stratejisinin söz konusu bu sorun etrafında yeniden şekillendirilmesi, mevcut ve önceki Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetleri dahilinde geniş kapsamlı olarak tahlil edilmiş ve bu çalışmalar neticesinde 2010-2012 yıllarında bir Sanayi Strateji Belgesi ve önemli teşvik programları ortaya konulmuştur. Bu somut sonuçlardan hareketle, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetlerinin, iş dünyasıyla uyumu gözeterek ve üretkenliğe dayalı büyümeyi hedef alarak, rekabeti engelleyen unsurları ortadan kaldırmayı amaçlayan bir politika çerçevesini büyük ölçüde benimsediklerini ifade etmek mümkündür.
Mevcut politika çerçevesinin uygulamaya yansıtılmasında, Sanayi Stratejisi Belgesi önemli bir yer tutmaktadır. Bu belge rehber kabul edilerek sanayideki dönüşümün hızlandırılması, yatırım ve iş yapma ortamını iyileştirecek eylem planlarının hızla uygulamaya konulması ve tam rekabetçi piyasa koşullarının tesis edilmesi, üretkenlik temelli sürdürülebilir yeni bir büyüme patikasına ulaşmada önemli aşamalar kazandıracaktır.
Ayrıca, bütüncül bir vergi sistemi reformu, rekabetçi piyasa ekonomisinin hukuki istikrarına büyük katkı sağlayacaktır. Aynı kapsamda, kayıtdışı ekonomiyle, samimi ve sistematik bir yaklaşımla mücadelenin ve kayıt dışı ekonomiye yönelik mücadele ile vergi reformu arasında birbirlerini destekleyecek bağlar kurmanın önemi büyüktür. Diğer yandan, işgücü piyasasının güvenceli-esneklik anlayışı ile reforma tabi tutulması, Türkiye ekonomisinin ve sanayisinin gelişimi, etkinliği ve rekabet gücü anlamında büyük katkılar sağlayacaktır. Yine aynı çerçevede, fikri haklar alanını düzenleyen mevzuatın, AB mevzuatına uyumlulaştırılması yapısal dönüşümü güçlendirme anlamında önemlidir. Çaba sarf edilmesi gereken diğer bir önemli mikro reform alanı ise, ekonomi ve sanayiyle, özellikle de imalat sanayii ile olan güçlü bağı nedeniyle enerji sektörüdür. Enerjide verimliliği arttırmak ve riskleri azaltmak amacıyla kaynak çeşitlendirmesi, sektörün liberalleştirilmesi ve aynı zamanda yeşil büyümeye odaklanılması Türkiye sanayiinin orta ve uzun vade ihtiyaçları için hayati değer taşımaktadır.

bigPara.com