@bahadir_ozgr

Django'dan Pamuk'a, Titanik'ten Dr. House'a... Kapital'i okumak için 9 sebep

Django'dan Pamuk'a, Titanik'ten Dr. House'a... Kapital'i okumak için 9 sebep
Django'dan Pamuk'a, Titanik'ten Dr. House'a... Kapital'i okumak için 9 sebep
Piketty'nin yıla damga vuran 742 sayfalık Kapital'i, sadece servet ve büyüme üzerine tezleriyle değil, Tarantino'nun Django'sundan Orhan Pamuk'a, Dr. House'dan Aristokrat Kediler çizgi filmine kadar edebiyat ve popüler kültür coğrafyasında da özgürce dolaşmasıyla dikkat çekiyor. İktisattan gözü korkan meraklı okuru sayfaların arasında ilginç sürprizler bekliyor...
Haber: BAHADIR ÖZGÜR - bahadir.ozgur@radikal.com.tr / Arşivi

Fransız iktisatçı Thomas Piketty'nin "Kapital"i kuşkusuz yılın kitabı. Üzerine şimdiden yüzlerce makale yazıldı. Muhtemelen alanında uzun zaman referans olacak gibi.

Peki Piketty'i bu kadar popüler yapan ne? Üç asırlık kapitalizm tarihini servet, miras, rant ve eşitsizlik üzerinden okuması mı? Vergi kayıtlarından çıkardığı onlarca tabloluk veri deposu mu? Yoksa Karl Marx'ın Kapital'inin adaşı olması mı?

Tüm bunlar birer neden olabilir. Ama onu, diğer iktisat kitaplarından ayıran ve sadece kitabının ismiyle değil, ruhuyla da Marx'a biraz daha fazla yaklaştıran bir yönü var.

Nasıl ki; Marx'ın Kapital'inde Shakespeare'den antik Yunan tragedyalarına, Faust'tan Balzac'a, peri masallarından kurt adam ve vampirlere dek dönemin tüm bir edebi koleksiyonu ve kurgusal eserleri iktisadi metinler arasında özgürce dolaşıyorsa; Piketty'nin Kapital'inde de bu çağın edebi ve popüler ürünleri iktisadi denklemlerle olabildiğince yakın temasta.

Nitekim Piketty'nin kitabı ana tezi olan servet-büyüme uçurumu dışında bambaşka bir iddia da taşıyor: Edebiyat ne zamanki iktisattan sürgün oldu, o vakit eşitsizliğin görünümleri de değişti...

Bu nedenle Piketty’nin Kapital’i bir de bu gözle okunmalı.

İşte 742 sayfalık bu göz korkutucu kitaba iktisatın ürkütücü dilinden dolayı yaklaşmak istemeyen meraklı okuru teşvik edecek kısa bir liste:

1- HONORE DE BALZAC

Fransız edebiyatçı Balzac, belki de kapitalizmi en iyi resmeden yazardı. Marx'ın da hayranı olduğu Balcaz üzerine 3 ciltlik bir kitap yazmayı düşündüğü söylenir. Piketty'nin Kapital'inde de Balzac bir anahtar gibi. Özellikle Goriot Baba ve Cessar Birotteau romanları, servet dağılımındaki eşitsizliğin 19. yüzyıldaki yansımasını okuması bakımından Piketty'nin başucu rehberleri. Miras ve rant düzenini anlatırken Balzac'ın kahramanlarına sık sık başvurur. Mesela; Goriot Baba'nın yaşlı kahramanı elden ayaktan düşünce Vauquer'in pis pansiyonuna yerleşir ve yıllık harcamasını 500 franka düşürmek için kötü yemekler ile beslenmek zorunda kalır. İşte o 500 frank Piketty için, dönemin yoksulluk sınırıdır ve tüm hesabını bunun üzerine kurar. Zaten Piketty için Goriot Baba, 19. Yüzyıl toplumundaki eşitsizliklerin yapısının, miras ve servetin oynadığı önemli rolün en başarılı edebi ifadesidir.

2- JANE AUSTEN

Balzac elbette başvucudur ama Piketty'nin tartışmasız baş kahramanı İngiliz romancı Jane Austen’dır. Akıl ve Tutku, İkna ve Mansfield Parkı romanları tam da Piketty’nin 19. Yüzyıla dair arayıp da bulamadığı gerçek hayata ilişkin verileri sunar çünkü. Austen romanlarında acımasız servet ve miras düzenini hiçbir iktisatçının yeltenemeyeceği bir cesaret ve soğukkanlılıkla anlatır. Öyle ki, aşkı dahi miras ve yıllık gelir hesabıyla ölçer. Dolayısıyla Austen, Piketty için bir iktisat ekolüdür.

3- NECİP MAHFUZ

Kapital'i yazarken Piketty'yi muhtemelen en mutlu eden edebiyatçı Mısırlı yazar Necip Mahfuz oldu. Çünkü Piketty, enflasyon hesabının iktisatta devreye girmesinden sonra, edebiyatın iktisattan sürgün edilidğini düşünüyor. Bu kısır dönemde Mahfuz'un eserlerinin onun için büyük önemi var. Çünkü Batı dışı toplumlarda eşitsizliğin edebiyata verilerle yansıması pek görülmez. Necip Mahfuz bu bakımdan Piketty’nin hazinesidir. "Mahfuz'un romanlarında kahramanların konumlarını, kaygılarını tasvir etmek için gelir ve para konularına cömertçe yer verilmiştir" der.

4- ORHAN PAMUK

Ne var ki, Piketty için Orhan Pamuk bir Necip Mahfuz kadar cömert çıkmadı. Orhan Pamuk'un romanlarına baktığında tam da edebiyattan iktisatın sürgün edilmesinin örneğini görür. Ve şöyle der. "Pamuk, Kar romanında, kendisi gibi yazar olan roman kahramanına, bir romancı için para hakkında ya da önceki yılın fiyatları hakkında konuşmaktan daha sıkıcı bir şey olmayacağını söyletir." Ama Pamuk'un romanları Piketty için farklı bir tezinin de kanıtı gibidir: Enflasyonun paranın anlamını tamamen silip süpürmesinin...

5- BONES, DR. HOUSE VE WEST WİNG

Piketty'nin kitabında bu dönemin popüler ürünleri diziler de kendine bol bol yer buluyor. Çünkü ona göre, geleneksel göstergeleri muğlaklaştıran enflasyon, parasal atıfları edebiyattan tamamen çıkarttı. Peşinden küçük rantiye tipleri edebiyattan uzaklaştırıldı. Ve son olarak çağdaş edebiyatta ve kurmaca eserlerde toplumsal kesimler arasındaki eşitsizlikler sadece emek, ücret ve niteliklerin yarattığı farklılıklar olarak gösterilmeye başlandı. İşte Piketty'e göre, Amerikan dizileri bu eşitsizliği gizleme araçlarının en bariz sergilendiği yerlerdir. Türkiye’de de çok sevilen üç dizi için şöyle der:

"2000-2010 döneminde birçok Amerikan dizisinde kadın ve erkek kahramanların diplomalarla ve çok gelişkin yeteneklerle teçhiz edilmiş olmaları ilginçtir: Yazarlar belli ki ağır hastalıkları tedavi etmek (Dr. House), gizemli suçları çözmek (Bones) ve hatta ABD'ye başkanlık etmek (West Wing) için cepte birkaç doktora, ve hatta bir Nobel Ödülü bulundurmanın faydalı olacağını düşünmektedirler. Bu tür televizyon dizilerinin liyakat, diploma ve elitlerin toplumsal yararına dayanan adil bir eşitsizliğe saygı duruşunda olduğunu söylemek mantıksız sayılmaz."

6- DJANGO UNCHAINED (ZİNCİRSİZ)

Kapital’de okurun karşısına çıkan en büyük sürprizlerden birisi ise Tarantino'nun çok sevilen western filmi Django Unchained'dir (Zincirsiz). Bu filme atıf yapmasının nedeni Dünya Bankası'nın son dönemde 'beşeri sermaye'nin 21. yüzyıldaki birincil sermaye olduğuna yaptığı vurgudur. Pikkety safsata kabul ettiği bu 'beşeri sermaye' tezi Tarantino'nun filmiyle şöyle örnekler: "ABD'de 1860'ta verimli çalışma çağındaki bir kölenin fiyatı 2000 dolar düzeyindedir, buna karşılık o dönemde özgür bir tarım işçisinin ücreti kabaca 200 dolardır. Django'da tarantino güzel Broomhilda'yı sadece 700 dolar için satmaya hazır olan, ama en iyi savaşçı kölelerini satmak için 12.000 dolar talep eden zengin bir çiftçiyi resmeder."

Dolayısıyla Piketty'ye göre günümüzde yapılan "beşeri sermaye" hesabı ancak "beşeri sermayenin" bir pazarda kalıcı ve geri dönüşü olmaksızın satılabildiği köleci toplumlar dışında geçerli değildir. İspatı mı? İşte Tarantino...

7- ARİSTOKRAT KEDİLER

Kapital'in ana tezi olan servet getirisi ile büyüme oranı arasındaki devasa uçurumu Piketty bir dönem Türkiye'de de gösterilen ünlü Fransız çizgi filmi Aristokrat Kediler (Les Aristochats) örneğiyle anlatır. Piketty'nin hesabına göre 1913'te Paris'in en üst yüzde 1'lik dilimi toplam servetin yüzde 70'ini alır. Ve bu fark dengelenmediği zaman bir noktadan sonra artık sonsuza dek büyür. Bu eşiğin tam olarak hangi seviyeye karşılık geldiği ise tasarruf davranışlarına göre değişir. Çizgi filmde de servetinin sınırını bilmeyen yaşlı Bonnafamille mirasını Duchesse adlı anne kedi ve Marie, Toulouse, Berlioz adındaki üç yavru kediye bırakır. Anne kedi yavruları şımartmak için ne yapacağını bilemez ve sonunda yavru kediler için son derece sıkıcı olan resim ve piyano derslerine hesapsızca harcama yapmaya başlar. Ta ki, yavrular sokak kedisi Thomas ile tanışana kadar. Thomas sayesinde kediler sokak hayatına dönerek normalleşir.

8- TİTANİK

Piketty kedi ailesi örneğini Titanik filmindeki bir sahne ile bağlar. Ailesinin sıkılmasın diye servet harcadığı Rose (Kate Winslet) Titanik'in güvertesinde 3. sınıf yolcusu Jack Dawson (Leonardo DiCaprio) ile tanışır ve bu tıpkı kediler gibi sınırları dışına çıkar. Tabii Titanik aynı zamanda Kapital’in önemli bölümlerinden biri olan küçük rantiyelerin de beyaz perdedeki halidir. Piketty ABD’li rantiyer prototipi olarak Titanik’teki korkunç Hockley’i (Billy Zane) örnek verir.

9- RÜZGAR GİBİ GEÇTİ

Miras, evlilik, kölelik biraraya gelir de, Rüzgar Gibi Geçti filmini hatırlamamak olur mu. Scarlett O’Hara’nın aşıklarının, aşktan ziyade geleceklerini garanti altına alma konusunda bir yarış içinde olduklarını söyleyen Piketty, filmde Vautrin’in genç Eugene verdiği öğüdü hatırlatır. Vautrin, ahlak, liyakat ve sosyal adalet kavramlarına ne denli az saygı duyduğunu gösterebilmek için kalan ömrünü Güney’de yaşayan bir köle sahibi olarak ve kölelerden elde ettiği rantın regahı içinde geçirme hayalleri kurduğunu söyler. Piketty bu bakışın bugün hiçte değişmediğini anlatır. Rüzgar Gibi Geçti; Kapital’in baştan sona anlatmaya çalıştığı hikayenin ta kendisidir.

bigPara.com