Eker: Ülkede herkes çiftçi

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile yapacağı müzakerelerde en büyük sıkıntıyı tarım sektöründe yaşayacağı öne sürülüyor. Tarım Bakanı Mehdi Eker'in de "Destekleyenlerle...
Haber: İSKENDER ARUOBA / Arşivi

Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile yapacağı müzakerelerde en büyük sıkıntıyı tarım sektöründe yaşayacağı öne sürülüyor. Tarım Bakanı Mehdi Eker'in de "Destekleyenlerle, desteklenenler arasındaki oran bizde yüksek" sözü Türkiye'nin işinin ne denli zor olduğunu da gösteriyor. Tarım Bakanı Mehdi Eker, Radikal'in tarım sektörüyle ve son dönemin üzerinde en çok tartışılan konularından biri olan balık çiftlikleriyle ilgili sorularına yanıt verdi:
Başbakan Erdoğan sizi Tarım Bakanı yapmakla kucağınıza ateşten bir top koydu. AB müzakere sürecinde en büyük sıkıntının tarım sektöründe yaşanacağı ifade ediliyor. Sayıları 20 milyona yakın olan ve çiftçi kabul edilen Türk vatandaşına yeni iş bulmanız gerekecek.
Önce şunu söyleyeyim: Türkiyede 20 milyon çiftçi yok. Bizim kayıtlı çiftçi sayımız 3.1 milyondur. Bunların çoğunluğu fakirdir. Tarım dünyanın her yerinde, her ülkesinde desteklenir. Ancak Amerika ve Avrupa ile kıyasladığımız vakit, 'Destekleyenlerle desteklenenler' arasındaki oran Türkiye'de daha yüksek. AB'de desteklenenlerin oranı yüzde 5-6'dır. Bu oran ABD'de yüzde 2, bizde yüzde 35'dir. İşte bu yüzde 35, çiftçi olmayıp, geçtiğimiz yıllarda destek vermek için bu statüye sokularak desteklenen kişilerdir. Bunların hepsi çiftçi değil. Bir de maişet tarımı dediğimiz sadece karnını doyurmak için üretim yapanlar var. Bunlar da bizim kıstaslarımızda çiftçi değildir.
Bunlar da sizin söylediğiniz 3 milyon kişinin içine giriyor mu?
Giriyor. Ancak bugüne kadar siyasi iktidarlar, kırsal alandaki bu yüzde 35'i oy almak için popülist politikalar ile desteklemiş ve hepsini çiftçi olarak tanımlamış. Destek, kaliteyi, standardı, rekabet yeteneğini geliştirmek için verilir. Bizim yaptığımız, kişilere değil doğrudan üretime destek vermek oldu. Bugün, buğday üretimine, yağlı tohum, mısır üretimine ve bu ürünlerde ithalatın durduğuna bakarsanız ne demek istediğimi anlarsınız.
Bir de AB sürecinde bir sıkıntımız da herhalde karar alma sürecinde olacak. AB'de karar 'hakkında karar verilenlerin karar katılması ile' alınıyor. Ancak bizim devlet geleneğimizde böyle bir şey yok.
Bu konuya çok önem veriyorum. Türkiyede 84 üretici birliği kuruldu. Hububatta, meyvede, sebzede, hayvancılıkta birlikler kuruldu. Bunlara ciddi destekler veriyoruz. Ayrıca Türkiye Ziraat Odaları Birliği Kanunu'nu yeniden çıkardık. Bunlar çiftçi kuruluşları olmalarına rağmen daha önce sadece siyaset yapıyorlardı. Böylece üreticiyi buralara üye olmaya teşvik ederek, daha önce olmayan sivil toplum örgütleri yaratıyoruz. Ve sektörel manada bir karar almadan onları toplayıp görüşlerini alıyoruz. Yem sanayicilerini ve hububat üreticilerini çağırıp kalitemiz nedir, rekoltemiz nedir diye sürekli olarak görüşüyoruz.
Görüşme değil de, karara iştirak noktasına gelinebiliyor mu?
Bu konuda yasal engeller bulunuyor. Mevzuat da müsait değil, hem siyasi hem hukuki sorumluluk bakanlığın üzerinde.
Bu konuda bir çalışma var mı?
Yeni bir yasa düşünülüyor mu?

Düşünülüyor, AB görüşmeleri sürecinde daha da hız kazanacak.
'Turizmle balıkçılık rakip değil'
Efendim gelelim balık üretimine. Sektör yıllardır denizi kirletti, turisti kaçırdı, foku öldürdü diye zan altında. İlgili bakanlıklar farklı partilerde olduğu için bir hükümet politikası da oluşturulamadı. AKP'nin bu konuda bir politikası var mı?
Akvakültüre hükümet olarak bakışımız da, tutumumuz da olumlu. Toplumun bazı kesimlerinin oluşturduğu baskılar var. Bu da daha çok medya üzerinden yapılıyor. Geçenlerde bir balık çiftliğini ziyarete gittim; geleceğimi haber almışlar. Bir gazete 'Bu neyin ödülü' diyor. Sanki ben ödül vermişim gibi. TSE, çiftliği incelemiş; üreticinin taahhüdünü yerine getirdiğini anlamış, Bayrak vermiş; belge vermiş. Benim ödül filan verdiğim yok. Biz önce 70 milyonun, sonra bir sektörün, ondan sonra bir grubun veya kurumun menfaatini düşünüyoruz. Türkiye'de akvakültür muhakkak geliştirilmesi gereken bir sektördür. Balık avcılığının gerek dünyada, gerek Türkiye'de tedrici olaral azalması, buna karşı kültür balıkçılığının artması gerekir. Ege Denizi'nde devletin ilgili kurumu 5 sene evvel, bir karar vermiş, şu bölge turizm, şu bölge balık üretimi bölgesidir diye. Bunu yaparken devletin ilgili tüm kurumlarından onaylar alınmış. Kaçak üretim veya kural ihlali başka bir şey.
Çevre Bakanı Osman Pepe'nin sözlerini nasıl yorumluyorsunuz?
Pepe bana olumsuz bir şey söylemedi. Çevre kirliliğine herkes karşı olmalı.
Balık çiftliklerini Kamboçya'ya benzetmiş. Eğer benziyorlarsa nasıl bu görüntüden kurtarılacaklar?
Kendisinden böyle bir şey duymadım. Üretimin dünya standartları var, biz de standartlarımızı yükseltecek politikalar izlemekteyiz. Bakanlık olarak bu tür bir üretimin yanındayım.
Balık çiftlikleri konusunda Tarım, Çevre ve Turizm bakanları bir toplantı yaptı mı veya yapacak mı?
Yapacağız; Bundan sonraki süreçte fikir birliğine varacağız. Şikâyetin temeli şu: Turizm alanındaki bazı insanlar bireysel olarak bir 'negatif dışsallık' görüyor. Medya mensuplarından buna inananlar var. Bir 'malumat kirliliği' var. Enformasyon değil, malumat kirliliği var. Bilen bilmeyen, ilgili ilgisiz konuşuyor, hüküm veriyor. Bireyler de gerçek zannediyor. Biyolojik zincirde canlılar birbirlerinin artıklarını temizlerler. Bu bir kirlilik meydana getirmez. Esas kirlilik sanayinin getirdiğidir. Bulanık olabilir ancak kirlilik aynı değil. Thames Nehri bulanıktır, ancak kirli değildir.
Kimileri balık çiftliklerinin daha da açık denize gitmesini istiyor. Oysa bu tür balıkçılık dünyada sahillerde yapılıyor. Ne dersiniz?
Bunun adı hepimizin bildiği gibi kültür balıkçılığı. Ancak uygun ortamlarda yapabilirsiniz. Dolayısıyla uygun bir habitat, yaşama ortamı, sıcaklık, tuz oranı gerekir. Neresi uygunsa orada yapılır. Turizm ve balıkçılık birbirinin rakip değil tamamlayıcı sektörüdür. Birini inşa ederken diğerinden vazgeçemeyiz. Gelen turist bu ülkede balık bulup yiyebilmelidir.