Erdoğan: Bu krizi IMF'siz kendimiz yönettik, yine söylüyorum teğet geçiyor

Erdoğan: Bu krizi IMF'siz kendimiz yönettik, yine söylüyorum teğet geçiyor
Erdoğan: Bu krizi IMF'siz kendimiz yönettik, yine söylüyorum teğet geçiyor

Başbakan Tayyip Erdoğan, milletvekili sıralarına Türkiye ekonomisini anlatan kitapçıklar dağıttırdı. fotoğraf: RIZA ÖZEL / AA

Erdoğan: 2001 krizi Türkiye'nin kötü yönetilmesinin bu kriz dünyanın kötü yönetilmesinin bir sonucu.' 2001'de ithal projeler vardı. Biz krizi kendimiz yönetiyoruz. Yine söylüyorum teğet geçiyor, teğet...' dedi

ANKARA - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ekonomik krizin sembolü haline gelen cümlesi ‘kriz teğet geçiyor’u dün TBMM’de, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki eleştirileri yanıtlarken yine söyledi.
Erdoğan, “2001 krizi Türkiye’nin böyle kötü yönetilmesinin bir sonucuydu, 2009’da yaşadığımız mali kriz ise dünyanın kötü yönetilmesinin bir sonucudur.” 2001 krizinde ithal projelerle ülkenin kurtarılmaya çalışıldığını ifade eden Erdoğan, “Biz ise kendimiz yönetiyoruz ve yine söylüyorum teğet geçiyor, teğet...” dedi. 

IMF’ye evet demiyoruz
Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “2001’de IMF’nin politikalarıyla Türkiye’yi krizden çıkarmaya çalıştınız. Kendi milli politikanızı uygulamadınız. Çünkü, yoktu. Milletimizin hassasiyetlerini koruyamadınız. İki yıldır biz, IMF ile bu noktada evet demedik. Ve 23.5 milyar dolar borçla devraldık IMF’den ödedik, ödedik, şu anda 8.5 milyar dolar borcumuz var. Biz masaya adam gibi otururuz, adam... Muhalefet borçlandı biz ödedik.” 

İşsizlik maalesef yüzde 13.8
Başbakan Erdoğan, bugün tüm dünyanın, tarihin en büyük ekonomik krizlerinden birini, yaşadığını ve yaşamaya devam ettiğini söyledi. Dünya ticaret hacminin, bu yıl yüzde 11.9 oranında küçüleceğinin tahmin edildiğini kaydeden Erdoğan, krizle birlikte sadece Türkiye’de değil, bütün dünyada işsizlikte bir artış yaşandığını bildirdi. Erdoğan, “ABD’yi, Japonya’yı, İspanya’yı, İtalya’yı, Almanya’yı hepsini görün.
Doğru, bizde de bir artış var, biz geldiğimizde işsizlik 10.7 idi. Şu anda da maalesef 13.7-13.8. Onların anlattığı gibi çok büyük bir konumda değiliz. Açarsınız kitapçığı, orada detaylı rakamlar var. Büyüme oranına ve işsizliğe baktığınız zaman ABD’de de bu oranın çok daha fazla arttığını ve patladığını görürsünüz” dedi.

Özyürek’e ‘sen bilirsin’ dedi
CHP sıralarından laf atılması üzerine Erdoğan, “Aç bak, bizim dağıttığımıza bak” dedi. OECD ülkeleri arasındaki ortalama işsizlik artış oranının yüzde 39, Türkiye’de ise yüzde 36 olduğunu belirten Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dünyada şu anda, 1.2 milyar kişinin günlük harcamasının 1.25 doların altında olduğunu söyledi. Erdoğan, “Bu rakam, dikkat ediniz, dünya nüfusunun yüzde 21.3” dedi. Erdoğan, Türkiye’nin yoksullukla mücadelede de başarılı bir grafik izlediğini belirterek, 2002’de günlük harcaması 2.15 doların altında olanların oranı yüzde 3 iken, 2008’de bu oranın binde 5’e kadar düştüğünü kaydetti.  Erdoğan, kendisine laf atan CHP İstanbul Milletvekili ve Sözcüsü Mustafa Özyürek’e, “Mustafa bey, sen bunları bilirsin aslında. Biliyorsun da bunları söylemiyorsun, bunlara şöyle bir bak. Biz göreve geldiğimiz zaman, Gayri Safi Yurt İçi Hasılaya borç oranı neydi, şimdi ne? Buna bir bakarsan o zaman gerçeği görürsün, şu anda da iyi bir konumdayız” yanıtını verdi. Erdoğan özetle şunları söyledi:
Türkiye yıldızı parlayan bölgesel bir güç: Türkiye, içine kapanan, kendi sorunlarıyla bile baş edemeyen bir konumundan kurtularak yıldızı parlayan bir bölgesel güç oldu. Türkiye, her alanda tarihinde görülmemiş gelişmelere imza atıyor, rekorlar kırıyor, küresel ve bölgesel roller üstleniyor, takdirle adından bahsedilen bir ülke konumuna geliyor. Biz burada bütün değerlendirmeleri yaparken, ebediyete intikal etmiş büyüklerimizin gerçekleştirdiği rakamlardan öte onları hedef olarak alalım ama biz kendimiz yaşıyoruz. Bu hayatı yaşayanlar olarak bu hesabı biz vereceğiz, biz... Biz ne yaptık? Siz ne yaptınız Sayın Baykal, siz ne yaptınız Sayın Bahçeli? Bunu söyleyin...
TL cinsi iskontolu borçlanma faizine bak: Biz geldiğimizde, 2002 yılının sonunda, TL cinsi iskontolu borçlanma senedi için, lütfen dikkat ediniz, tam yüzde 62.7 oranında faiz ödeniyordu. Reel olarak Türkiye’nin ödediği faiz, 200’de yüzde 28 seviyesindeydi. Bu ülkenin varlıklarının, bu ülkenin gelirlerinin, kaynaklarının, enerjisinin, kazançlarının yüzde 62.7’si, evet, ürettiğimiz her yüz liralık değerin 62.7 lirası faiz olarak uçup gidiyordu. İktidarda kim vardı? MHP-DSP-ANAP... İşverenlerin, sanayicilerin, esnafın, çiftçi kardeşimin, işçi, memur kardeşimin kazancı, alınteri, emeği, ekmeği, sofrasındaki yemeği, faiz olarak borç verenlere aktarılıyordu. 7 yılda bu oranı kademe kademe düşürdük ve bu yıl içinde, küresel kriz ortamına rağmen yüzde 7 gibi rekor bir seviyeye kadar çektik. En son, cuma günü itibarıyla söylüyorum, bu faiz oranı son işlemde yüzde 9.12 olarak gerçekleşti. Reel faizler ise yüzde 2.5’e kadar geriledi.
Bu para kurda kuşa değil milletime kalıyor: Enflsayonu yüzde 30’la devraldık, şu anda enflasyon yüzde 5.5. Aradaki fark ortada. Uzaydan birileri kulağıma söylemiyor, işte resmi rakam. Yüzde 30’la aldık, şu anda 5.5. Sizlerin de içinde bulunduğu koalisyon dönemlerine bakın, üç haneli rakamı bile bu ülke enflasyonda gördü, üç haneli... Reel faizi de aynı dönemde 25.3 puan indirdik. Şimdi bu para benim kimin cebinde kalıyor? Benim milletimin cebinde kalıyor. Şimdi artık bu para, kurda kuşa değil, benim milletimin sofrasına gidiyor. Bu aradaki fark, benim ülkemin kalkınmasına, ilerlemesine, büyümesine harcanıyor.
Risk alamayan ülkeler ekonomide geri kalır: Çatışmalarla, terörle, gerilimle, umutsuzlukla gündemde kalan, meselelerine cesaretle el atamayan, sorunlarının çözümü için samimiyetle, kararlılıkla risk almayan, alamayan bir ülke, her alanda olduğu gibi ekonomide de geri kalmaya, yerinde saymaya mahkumdur.
Risk primi düştü: 2002 yılında Türkiye’nin risk primi yüzde 7 iken, bugün risk primimiz yüzde 2’ye indi. Tek başına şu faiz oranındaki, risk primindeki düşüş bile, Türkiye’nin sadece ekonomide değil, diplomaside, demokratikleşmede ulaştığı noktanın; elde ettiği saygınlığın, itibarın, ağırlığın en somut, en bariz göstergesidir.
Klavuzunuzu iyi seçin yoksa batarsınız: Krizde ABD’de 158 banka battı. Türkiye’de tek bir banka batmadı. Çünkü güçlü bankacılığı bu ikitdar oluşturdu. (Radikal)

‘Milliyetçi, milleti soyanlara nasıl seyirci kalır’
Erdoğan, 9 bankanın 20 Şubat 2001’de Merkez Bankası’ndan mesai saatinin bitiminden sonra 4 milyar 163 milyon dolar alım yaptığını hatırlatarak, “Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir?” diye sordu. Erdoğan, 20 Şubat 2001 günü iktidarda MHP-DSP-ANAP koalisyonunun bulunduğunu hatırlatarak, şunları söyledi: “Adeta Merkez Bankası’na bir enjektör dayandı ve bu milletin kaynakları, kazançları, alın teri maalesef çekildi. O zaman tabii Sayın Bahçeli, Başbakan Yardımcısı idi, Hükümeti oluşturan koalisyonun ortağıydı. Hesap sordunuz mu, gereğini yaptınız mı? Sonuç; o zamanın banka başındaki Rahşan affına girdi. Teftiş kurulları da ne yazık ki bununla ilgili ’uygulamalar yasalara uygundur’ dedi ve bunlar geçiştirildi. Ben o günün neticesini veriyorum sizlere. ’Kazanca el konulabilirdi’ ifadesi... Buyurun herşey ortada. Belgeleriyle vs. ortada. Türkiye’ye bu reva mıydı? Bu aziz millete bu reva mıydı? Bizi, ülkeyi satmakla, ihanetle, hıyanetle suçlayanlara buradan sesleniyorum: İhanet, hıyanet diyorsunuz, peki bu nedir? Milliyetçiyim diyerek ortalıkta dolaşanlara sesleniyorum: Milliyetçiydiniz de, bu ülkenin böyle göz göre göre soyulmasına neden seyirci kaldınız, neden sesinizi çıkarmadınız, akşam karanlığında Merkez Bankası soyulurken, milli bankamız soyulurken, milletimin bütün imkanları soyulurken, milliyetçiliğinizi o gün neden hatırlamadınız? Milliyetçiyim diye diye bu millete bu ağır bedeli ne hakla, hangi vicdanla,hangi insafla ödettiniz?

Baykal: Rakam cambazlığı işe yaramaz, büyüme rakamına bak
Baykal: Cumhuriyetin en kötü büyüme ortalaması.

CHP  Genel Başkanı Deniz Baykal, AKP iktidarının yürüttüğü ekonomi politikaları ile geçmiş dönemleri kürsüden gösterdiği grafiklerle eleştirdi. Baykal şöyle dedi:
Rakamların söyledikleri: Türkiye’nin 2009’da yüzde 4 kalkınma olacağı belirtilmişti. Şimdi gelinen noktada 2009 sonunda yüzde 6 daralacağını hükümet de kabul ediyor. 10 puanlık bir daralma. 2009 bütçe açığı 10.4 milyar lira olarak öngörülmüştü. Açık şimdi 62.8 milyar açık öngörülüyor. 2009 yılında faiz dışı fazla değil faiz dışı açık verilmiştir. Faiz dışı fazla 47.1 milyar lira idi eksi 7.3 olmuştur.
Ekonomi büyüyorsa işler iyidir: 7 yılı aşan bir AKP iktidarında ekonomi ne oldu? Bir ekonominin ölçülmesinde bir sürü kriter vardır ama temel kriter büyümedir. Ekonomi büyüyorsa iyidir. Türkiye 2002’de gelişmekte olan 149 ülke içinde büyüme performansı açısından 149 ülke içinde 29’uncu hızlı büyüyen ülke. 2007 de 100’üncü ülke oldu. 2007-2008 de ise 136’ncı oldu. Bunlar gerçek. AKP döneminin ortalaması büyüme hızı Cumhuriyet dönemi ortalamasının altındadır. Bu iktidar Menderes-Bayar-Özal hükümetlerinin, tamamından daha fazla borcu 7 yıl içinde kullandı.
Rakam cambazlığı örtmez: AKP iktidarı döneminde sanayi tahrip edilmiş. ‘Kriz teğet geçecek’ anlayışı ile yürütülen politikalar büyük tahribat yarattı. Türkiye krizden en ağır etkilenen ülkeler arasında yer aldı. Bu gerçekler hiçbir rakam cambazlığı ile örtülemeyecek gerçeklerdir.
Demokrasi açısından utanç: İktidar, hunharca vergi uygulamasına yöneldi. 3 milyar doların üzerinde vergi tatbik ederek muhalif medya kuruluşlarını esir almaya yöneldi. Bunlar sadece vergi bakımından değil demokrasi bakımından da utanç vericidir.

‘2009 kaygıların derinleştiği bir yıl oldu, 2010 heba edilen yıl olacak’
Bahçeli: Daha huzurlu bir Türkiye müjdesi yok.

ANKARA - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi üzerine yaptığı konuşmada, AKP’nin 7 yıllık icraatlarını eleştirirken, “2009 gelecek için kaygılarımızın derinleştiği kayıp bir yıl oldu. 2010 yılının da heba edilen bir yıl olacağı anlaşılmaktadır.
 Bu bütçe hesap bilmezliğin değilse milleti aldatma anlayışının bir ürünüdür. Gerçeklerden uzak, sanal beklentilerle hazırlanan 2010 bütçesinde umut da yok, vizyon da yok. Daha mutlu, daha müreffeh, daha huzurlu bir Türkiye’nin de müjdesi yok” diye konuştu.  

‘2010 daha zor olacak’
Bahçeli şöyle devam etti: “Türkiye’miz için siyasi ve ekonomik krizler, belirsizlikler, çalkantılar ve gerginliklerle geçen, gelecek için kaygılarımızın derinleştiği kayıp bir yıl olan 2009’dan sonra 2010 yılının da heba edilen bir yıl olacağı anlaşılmaktadır. Bütün veriler 2010 yılının, içinde bulunduğumuz 2009 yılından daha zor olacağını göstermektedir. Öngörülen gelirler toplanamayacak, giderler ise hedeflerin üzerine çıkacaktır.”

Gerçekten uzak bütçe
Devlet Bahçeli bütçeye de değindi: “Bu bütçe hesap bilmezliğin değilse milleti aldatma anlayışının bir ürünüdür. Gerçeklerden uzak, sanal beklentilerle hazırlanan 2010 bütçesinde; İşçiye, memura, çiftçiye, emekliye, esnafa, işsize, yoksula, dar ve sabit gelirlilere bir umut yoktur. Müteşebbise, sanayiciye umut yoktur. Yatırıma, üretime ve istihdama bir umut yoktur. Eğitime, sağlığa, huzura ve kardeşliğe umut yoktur. Bütçenin, ülkemizin ve milletimizin geleceğini şekillendirecek tercihleri ve öncelikleri dikkate alan ve ortaya koyan bir vizyonu da yoktur. Daha mutlu, daha müreffeh, daha huzurlu bir Türkiye’nin de müjdesi yoktur.”