Erdoğan: Sis perdesi kalktı

ASO'nun ödül töreninde konuşan Başbakan Erdoğan, "İki yıl öncesinin son aylarına kadar sisli, puslu bir havada hiç kimse önünü göremiyordu. Bugün çok şükür Türkiye'nin önündeki bu sis perdesi kalktı" dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de iki yıl öncesinin son aylarına kadar sisli, puslu bir havada hiç kimsenin önünü göremediğini, nereye adım atacağını kestiremediğini belirterek, "Bugün çok şükür Türkiye'nin önündeki bu sis perdesi kalkmış, ülkemin önü alabildiğine aydınlanmıştır" dedi.
Erdoğan, Ankara Sanayi Odası'nın (ASO) kuruluşunun 41. yıldönümü dolayısıyla '2003 yılı ihracat ve vergi rekortmenlerine ödül' verilmesi dolayısıyla düzenlenen törene katıldı. Erdoğan burada yaptığı konuşmada, ödül alanların sayısının çok olmasından duyduğu mutluluğu dile getirerek, ödül listesinin Ankara'nın sadece bir siyasi başkent değil, aynı zamanda bir sanayi ve ticaret başkenti haline geldiğinin en somut göstergesi olduğunu söyledi. Önümüzdeki yıllarda bu listenin daha da artması dileğinde bulunan Erdoğan, kurumlar, gelirler vergisi, ihracat, çevre, yönetim sistem belgesi ve iş sağlığı ve güvenliği yönetim belgesi dallarında çok daha fazla firmanın bu yarışta ilk sıraları almaları temennisinde bulundu. Türkiye'de her faaliyet alanında, her sektörde hayırlı bir rekabet döneminin başladığını anlatan Erdoğan, Türkiye'nin etrafındaki 'çelik çember'i kırdığını ve her alanda üretim sürecine girdiğini ifade etti.

'İşçi, memur daha zinde'
Erdoğan, şunları söyledi: "Türkiye'nin her yerinden çok güzel haberler alıyoruz. Türkiye'yi dolaşan bir Başbakanınız olarak, gittiğim her ilde bu heyecanı görmek bizleri çok mutlu ediyor. Sanayinin, ticaretin, istihdamın tarihte hiç olmadığı kadar canlandığını, atılım gerçekleştirdiğini müşahede ediyoruz. Nereye gidersek gidelim insanımızın gözündeki o ışıltıyı, o parıltıyı, umut vaat eden o canlılığı fark edebiliyoruz. İşçimiz, memurumuz sabah evinden çıkarken inanıyorum ki, daha zinde çıkıyor. İşverenimiz sanayicimiz, işçimiz, memurumuz her şeyden önce tüccarımız, daha bir gayretle işine sarılıyor. Çiftçimiz tarlasını sürerken daha bir gayretle sürüyor. Esnafımız besmele çekip her sabah dükkanını açarken daha bir umutla açıyor. Sanayicimiz makinesinin düğmesine basarken daha bir güvenle, aşkla, şevkle basıyor. Hatırlarsanız 3 Kasım öncesinde böyle bir Türkiye yoktu. Kepenklerin kapatıldığı bir Türkiye vardı. Esnafımızın, tüccarımızın, sanayicimizin ne durumda olduğunu sizler benden çok daha iyi biliyorsunuz."
Erdoğan, artık hiç kimse ve hiçbir kesimin 'Türkiye'de nasıl bir sürprizle karşılaşabiliriz' veya 'Yarın bir kriz çıkar mı, acaba işimi, işyerimi, tarlamı, dükkanımı kaybeder miyim, borç batağına düşer miyim?' diye bir kaygı taşımadığını ifade etti. Türkiye'nin iki yıl öncesinin son aylarına kadar ne zaman hangi kötü sürprizin yaşanacağının belli olmadığı, kimsenin yarın için hesap yapamadığı bir ülke olduğunu kaydeden Erdoğan, "Sisli, puslu bir havada hiç kimse önünü göremiyor, nereye adım atacağını kestiremiyordu. Bugün çok şükür Türkiye'nin önündeki bu sis perdesi kalkmış, ülkemin önü alabildiğine aydınlanmıştır" dedi. Erdoğan, Türkiye'nin üretici güçlerinin, dinamizmi ve heyecanının sanayiciler olduğunu kaydetti.
İktidarları döneminde herkese özgüven geldiğini söyleyen Erdoğan şöyle konuştu: "Ekonomi görülmedik bir şekilde adeta bir geometrik artış kaydetmeye başlamıştır. Yalnız şunun altını çizerek ifade etmeliyim ki ekonomik krizler nasıl olsa aşılır, siyasi krizler nasıl olsa çözülür ama bir ülkenin hayatında en önemli şey milletin ruhunda açılan yaraların sarılmış olmasıdır. Esas meselemiz budur ve bunu her şeyden daha çok önemsiyoruz. Mesele sadece yanlış rakamların düzelmesi, sadece ekonominin büyümesi değildir. Esas meselemiz, toplumsal yapının sağlamlaşmasıdır. Özgüvenin her birimize tek tek kazandırılmasıdır. Bu dönem, bunu başarmış bir dönemdir. Bu yüzden halkın itibarı büyüdükçe Türkiye büyüyecek diyoruz. Bu yüzden önce adalet ve hukuk zemininin sağlamlaşması diyoruz. Bu noktada ciddi sıkıntılarımızın olduğu ortada ama bunu da başarmakta kararlıyız. Ekonomideki başarımız siyasetteki başarımızın, demokrasiye yaptığımız katkıların eseridir. Keza dış politikadaki başarımız Türkiye'nin önüne batıdan Doğu'ya yeni ufuklar açmamız bu geniş açılı bakışımızın semeresidir. Eğer bu başarıyı sadece 'ekonomide mucizeler gerçekleştirdiler' şeklinde okur, öyle yorumlar, öyle anlarsak kesinlikle yanlış eksik yorumlamış oluruz."
Erdoğan, demokrasi ve hukuk alanında yapmaları gereken daha çok şey olduğunu belirterek bu konuda azami duyarlılık içinde olunmasını istedi. Türkiye'nin geleceği için sadece hukuki düzenlemeler yapmadıklarını, sadece demokrasiye yatırım yapmadıklarını, birbirini tamamlar nitelikte her alanda yeni açılımlar sağlayarak, yeni ufuklar açtıklarını anlatan Erdoğan, yaptıklarını iş dünyası, emektar kesimler, üretici güçler, yatırımcılar ve sivil toplumla paylaştıklarını kaydetti.

'Türkiye artık bambaşka bir ülke'
Erdoğan önceki gün ilgili bakanın 2004 yılı finansman gerçekleşmeleri ve hükümetin 2005 yılı programını açıkladığını anımsattı ve ekonomik verilerden de söz etti. 2002 yılında yıllık ortalama yüzde 62.7 olan ıskontolu TL cinsinden iç borçlanma faizinin 2004 yılında yüzde 24.7'ye gerilediğini bildiren Erdoğan, ikincil piyasalardaki faiz oranlarının ise yüzde 20 seviyesinin altına doğru gerilmeye başladığını kaydetti. Erdoğan, "Bu oranlar Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi'nin en düşük oranlarıdır. Bunu ben söylemiyorum, bunu resmi kayıtlar söylüyor. Ama birileri meydanlarda çıkıp çok farklı şeyler atıp atıp tutuyorlar. Bunları kimler veriyor onu da bilmiyorum. Resim rakamlar budur" dedi. Erdoğan, toplam iç borçlanmanın ortalama vadesinin 2002 yılında yıllık ortalama 9 ay iken, 2004 yılında 14.7 aya uzatıldığını, dış borçlanma maliyetlerinde de belirgin bir iyileşme sağlandığını ifade etti.
10 yıl vadeli dolar cinsinden uluslararası tahvillerin, ihraç alanındaki risk priminin 2002 yılı başında 700 baz puan iken, 2004 yılı Kasım ayındaki Türkiye'nin ihracında 286 baz puana gerilediğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti: "2004 yılı bütçesinde 66.1 katrilyon lira olarak öngörülen toplam iç ve dış borç faiz giderleri, -burayı altını çizerek ifade etmek istiyorum- 56.5 katrilyon olarak gerçekleşmiştir. Böylece faiz giderlerinde de ülkemiz 9.6 katrilyon lira tutarında tasarruf elde etmiş, bütçe açığının aynı miktarda daha düşük gerçekleşmesi sağlanmıştır. 2004 yılında 167.9 katrilyon liralık iç borç servisine karşılık, 148.4 katrilyon lira iç borçlanma yapılmış ve iç borç çevirme oranı, yüzde 88.4 olarak gerçekleşmiştir. Yani Türkiye, 88.4 lira borç alırken, 100 lira borç ödemiştir. Bu gerçekleşmelere bağlı olarak kamu net borç stokunun Gayri Safi Milli Hasıla'ya oranının, 2004 yılı sonu itibariyle 2003 yılı sonuna göre, yaklaşık 6.5 puan azalarak -yine burayı altını çizerek ifade etmek istiyorum- yaklaşık yüzde 64-65 civarına düşeceği tahmin edilmektedir."

'Hayallerini bile süsleyememişti'
Erdoğan her şeyin rakamlardan ibaret olmadığını, bakış açılarının alabildiğine geniş olması gerektiğini vurgulayarak, ancak bu rakamların Türkiye için tarihi, özlenen ve Türkiye'nin kendine güvenini yeniden tesis eden rakamlar olduğunu kaydetti. Erdoğan, açıkladığı verilerin bugüne kadar hiçbir iktidar partisinin hatta hiçbir muhalefet partisinin hayalini bile süsleyememişken, hafsalasına sığmamışken kendi dönemlerinde artık bu rakamların yeterli bile görülmediğini dile getirdi. Türkiye'nin geçtiğimiz günlerde yılın ilk tahvil ihracını gerçekleştirdiğini anımsatan Erdoğan, vadesi 20 yıl olan bu tahvile 25'in üzerindeki ülkeden yaklaşık 13 milyar dolarlık talep geldiğini, satış tutarının ise 2 milyar dolar olduğunu bildirdi. Erdoğan, "Bu, ne demektir? Bu, Türk tahvillerinin uluslararası piyasalarda tabiri caizse fellik fellik aranması ve kapış kapış satılması demektir. Türkiye, yalnızca ulusal bazda değil, uluslararası platformlarda da artık bambaşka bir ülke haline gelmiştir" dedi. Erdoğan şöyle devam etti: "Türk yatırımcısı gibi uluslararası yatırımcı da Türkiye'nin önünün açık, geleceğinin aydınlık olduğunu çok net ve bariz şekilde görebilmekte, Türkiye'yi dikkatle izlemekte ve Türkiye'ye yatırım yapmakta yarışmaktadır. Ben inanıyorum ki önümüzdeki günlerde doğrudan yatırımlar anlamında da önemli ilerlemeler kaydedilecek, Türkiye potansiyelini, zenginliğini, renkliliğini ve her şeyden önce sağlamış olduğu demokratik güven ve istikrar ortamını çok daha iyi değerlendirebilecektir."

Amansız mücadele
Erdoğan hükümet olarak Türkiye'nin her alandaki sorunlarına karşı amansız bir mücadele başlattıklarını belirtti. Bu başarılarla yetinmediklerini söyleyen Erdoğan, Türkiye'de iki yıl içinde gerçekleşen demokratik, hukuk reformları, kırılan rekorlar, elde edilen tarihi seviyeler, yenilikler ve değişimlerin artık konuşmalara sığmadığını belirtti. Hükümetin bu mücadelesine özel sektörün de var gücüyle katkı ve omuz vermesini isteyen Erdoğan, bu konuda özel sektör ve sivil kurumların kendilerini hiç yalnız bırakmadığını söyledi. Erdoğan şunları kaydetti: "Sizlerle aynı dili konuştuk, aynı hedefe kilitlendik ve tam bir diyalog içinde bu mücadelede birlikte yer aldık. Ama bu mücadele, çok uzun soluklu bir mücadeledir. Bu diyalog ve işbirliğinin devamı, bu mücadeleyi Allah'ın izniyle mutlak başarıya ulaştıracaktır. Bu konuda size sonuna kadar güveniyoruz, umarım sizin de güveniniz tamdır. Sorunlarınızı, şikayetlerinizi çok iyi biliyoruz. ülkenin her yerinde her gün bu şikayetleri dinliyor, önerileri dikkatle kaydediyoruz."
Erdoğan, ödül alanlar listesinde yer alan sanayicilerin, bu başarıyı elde ederken ne tür zorluklarla mücadele ettiklerinin farkında olduklarını belirterek, bir yandan üretip, bir yandan çevreye, işçi sağlığına ve iş güvenliğine duyarlı olmanın ne tür fedakarlıklar istediğini de iyi bildiklerini kaydetti. Erdoğan, Türk işadamlarının yurtdışına çıkışları sırasında yaşadıkları vize sorunun giderilmesiyle ilgili gittikleri her ülkede girişimlerde bulunduklarını, bu sorunun, görüşe görüşe, konuşa konuşa, zaman içerisinde aşılacağını kaydetti.
Sanayicinin çok uzun bir sorunlar listesi olduğunu, ama bu listenin her geçen gün kısaldığını belirten Erdoğan, mevcut sorunların çözüleceğini dile getirdi. Erdoğan, "Nasıl ki, 3 Kasım öncesini buruk bir tebessümle hatırlıyorsak, inşallah yarınlar çok daha güzel, çok daha aydınlık olacaktır ve bugünün sorunları da artık ebediyen hatırlanmayacaktır" dedi. Vergide, üretimde, ihracatta, istihdamda ve kalitede belli bir başarıyı elde etmenin zor olduğunu ifade eden Erdoğan, çevreye ve işçi sağlığına duyarlılığın çok daha büyük önem arz ettiğini vurguladı. Bugün yalnızca çok uluslu şirketler değil, Türk şirketleri ve Türk sanayiinin de sosyal sorumluluk konusunda üzerine düşeni yerine getirmeye başladığını kaydeden Erdoğan, bunun çok sevindirici bir gelişme olduğuna dikkati çekti.

Üritimin temel unsuru
"Üretimin temel unsuru emektir, insandır" diye konuşan Erdoğan, üretimin, ihracatın yalnızca makinelerden, çarklardan, fabrika dumanlarından ve nakliye araçlarından ibaret olmadığını anlattı. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Burada önemli olan üretimin sürdürülebilir olmasıdır ki, çevreye ve insana yatırım da işte bunu sağlayacaktır. Kaynakları sorumsuzca sömüren, insanı yalnızca kas gücünden ibaret gören bir anlayışla üretim yapılamaz. Bu üretim tarzıyla da hiç kimseye bir fayda sağlanamaz. Türkiye, yeşille barış içinde, işçisinin sağlığını, güvenliğini maksimum düzeyde sağlamış bir üretim modeliyle de bütün dünyaya örnek bir ülke olma yolundadır. ASO'ya üye sanayicilerimiz bunu ispat etmişlerdir. Umuyorum ki, diğer tüm sanayicilerimiz de bu konuda azami duyarlılık içinde olacaklardır."
Başbakan Erdoğan konuşmasının son bölümünde Ankaralı sanayicilere seslenerek, "Ankara artık sizler sayesinde, sadece bir memur kenti değil, aynı zamanda sanayinin de kalkınmanın da üretimin de başkenti olma yolundadır. Bu başarıların diğer sanayicilerimize, ülkemizin geneline örnek teşkil etmesini, bu onurun, bu gururun Türkiye'nin her ilinde yaşanması arzumu sizlerle paylaşıyorum" dedi. Erdoğan, törendeki konuşmaların ardından ödül alan bazı sanayicilere ödüllerini verdi.