Eşitsizlikte çözüm zor

DPT'den bölgesel eşitsizlik raporu: Sanayi kenti Kocaeli ile Ağrı arasındaki fark 11 kat. Kocaeli ise AB'nin en gerisinden daha kötü halde. Türkiye'nin 2013'e kadar OECD ortalamasını yakalaması imkânsız.
Haber: SERKAN DEMİRTAŞ / Arşivi

ANKARA - Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), MGK'nın son toplantısına da konu olan bölgesel eşitsizlikler sorununun giderilmesi konusunda olumsuz bir tablo çizdi.
Türkiye'nin en gelişmiş kenti Kocaeli ile en geri kalmış kenti Ağrı arasındaki gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) farkının 11 kat olduğuna dikkat çeken DPT, Kocaeli'nin bu performansına karşın AB'deki en az gelişmiş bölgelerin bile gerisinde kaldığını belirtti. DPT, Türkiye'nin OECD ortalamasını 2013'e kadar yakalamasının mümkün olmadığını belirtirken, geliri 1500 doların altındaki kentlerin diğer bölgelere oranla yüzde 35 daha fazla büyümesi durumunda bile ortalamanın altında kalacaklarını kaydetti. Devlet Planlama Teşkilatı'nın hazırladığı raporda, AB ve Türkiye'deki bölgesel gelişmişlik farklılıkları irdelendi. Raporda, şu unsurlara yer verildi:
Başarılı olunamadı

  • Türkiye'de 1970'lerden itibaren sorunun çözümü için bazı politikalar benimsenmesine karşın başarılı olunamadı. En gelişmiş il olan Kocaeli'nde kişi başına gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYİH) 6 bin 165 dolarken, bu en geri kalmış il olan Ağrı'da 568 dolar oldu. İki il arasındaki fark 11 kat olarak hesaplanıyor.
  • Sorunun giderilmesi için uygulanan 'bölge planları'nın da Güneydoğu Anadolu Projesi Ana Planı dışında başarıya ulaşmadığı gözlendi. Raporda, "Bölge planlarının en önemli eksikliği, yerel düzeyde uygulama mekanizmalarının oluşturulmaması, finans boyutunun ne şekilde karşılanacağının ortaya konmaması ve en önemlisi ise yerel düzeyde sahiplenmenin oluşturulamamış olmasıdır" ifadesi kullanıldı.
    OECD ülkeleri arasındaki bölgesel eşitsizlik karşılaştırmalarında kullanılan hesaba göre Türkiye, ortalamanın oldukça üstünde. OECD ülkeleri arasında gayrisafi yurtiçi hasıla değişim katsayılarına göre yapılan bir çalışma örgüt ülkeleri arasındaki ortalamanın 31 olduğunu, Türkiye'nin katsayısının ise 43 olduğunu gösteriyor. Raporda şu görüşlere yer veriliyor: "Türkiye'deki bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarının OECD ortalamasına ulaşması 2001-2013 dönemi için mümkün görülmemektedir. GSYİH değeri 1500 doların altındaki bölgelerin diğer bölgelere göre yıllık yüzde 35 daha hızlı büyümesi halinde bile 2013 yılında Türkiye için varyasyon katsayısı 36 olarak hesaplanmıştır. Bu nedenle, Türkiye'nin OECD ortalamasını yakalaması daha uzun bir süreçte mümkün olacaktır."
    Kocaeli Estonya'yı geçti
    Raporda, Türkiye'nin satın alma gücü paritesi de göre AB üye ve aday ülkeleriyle karşılaştırıldı. Buna göre Türkiye'nin kişi başına GSYİH'sı AB ortalamasının yüzde 30'unda kalıyor. 2000 yılı itibarıyla satın alma gücü AB'de 100 olarak kabul edildiğinde Kocaeli bölgesinde (en gelişmiş) 53, Van bölgesinde (en az gelişmiş) 10 rakamlarına rastlanıyor. "En gelişmiş bölgemiz olan Kocaeli, AB-15 (genişleme öncesi AB) kapsamında yer alan ülkelerin en az gelişmiş bölgelerinden geri konumda" denilen raporda, Kocaeli'nin yeni üyeler arasında Estonya, Letonya, Polonya'nın Lubelskie ve Slovakya'nın Vychodne Slovensko bölgelerinden daha iyi olduğu kaydedildi.
    'Bölgesel rekabet şart'
    DPT'ye göre, bölgesel gelişmişlik sorununun giderilmesi için öncelikle yaklaşımın değiştirilmesi gerek. Türkiye'nin AB'ye uyumunun sağlanmasında bölgeler arası gelişmişlik farkının en aza indirilmesinin temel öncelik alanlarından birini oluşturacağını belirten DPT, çözüm sürecinde şu noktalara dikkat çekiyor:
  • Bölgesel gelişme alanında her ülkenin uygulayabileceği standart bir model hiçbir zaman olmadı. Olması da düşünülmüyor.
  • Teknolojinin, iletişim olanaklarının çok hızlı geliştiği, değişime ayak uydurabilmek amacıyla katılımcılığın, küçük, esnek, dinamik ve şeffaf yapıların ön plana çıktığı günümüzde bu eğilimleri dikkate almayan bir yaklaşımın başarılı olması mümkün görülmemektedir.
  • Artık, 'bu bölgenin coğrafi, fiziki koşulları kötü, bölgenin belirgin potansiyeli de yok' yaklaşımı benimsenemez. Her bölgenin potansiyeli var. Önemli olan bunu harekete geçirecek mekanizma oluşturulması.
    AB, bütçesinin üçte birini ayırıyor
    Raporda, AB içindeki bölgeler arası farklılığa ilişkin de bilgi veriliyor:
  • 254 bölgede değerlendirilen AB'nin geçen sene 10 yeni ülkeye genişlemesinin ardından bölgesel gelişmişlik farkı daha da arttı. Bu ülkelerin hemen hepsinin bölgesel amaçlı kullanılan yapısal fonlardan yararlandıkları belirtilirken, en gelişmiş bölgenin Londra, en az gelişmiş bölgenin ise Letonya olduğu kaydedildi.
  • Buna karşın ulusal düzeydeki bölgesel farklılıklar daha az. Yunanistan'da en zengin ve en fakir bölgeler arasındaki kişi başına milli gelir farkı 1.4 iken Britanya'da bu rakam 4.1 olarak görülüyor. Türkiye'de bu rakam ise 5.3 olarak hesap ediliyor.
  • AB, bu sorunu gidermek üzere bütçesinin üçte birinden fazlasını Yapısal Fonlar ve Uyum Fonu'na ayırdı. Yapısal fonlara ayrılan miktarın 2007-2013 döneminde 336.1 milyar dolara çıkması öngörülüyor. Bu fonların başlıca amaçları, kalkınmada geri kalmış bölgelerin ekonomik açıdan uyumunu sağlamak; gerilemekte olan ekonomik alanları ekonomiye yeniden kazandırmak; uzun dönemli yaşanan işsizlik sorununu çözmek olarak sıralanıyor.