Fındıkçılar Moskova'ya

Rusya'nın bitkisel ürün ithalatı yasağı hazirana damgasını vurdu. İşlenmiş ürün dışındaki neredeyse bütün bitkisel ürünlere konulan yasağın uzun süreceği düşüncesi ağırlık kazanmaya başladı.
Haber: ÖZGÜR SAĞMAL / Arşivi

İSTANBUL - Rusya'nın bitkisel ürün ithalatı yasağı hazirana damgasını vurdu. İşlenmiş ürün dışındaki neredeyse bütün bitkisel ürünlere konulan yasağın uzun süreceği düşüncesi ağırlık kazanmaya başladı.
Türkiye'nin 2004'te Rusya'ya bu yasaklanan ürünlerde ihracatı 360 milyon dolar civarındaydı. Bunun 191 milyon dolarlık kısmını yaş meyve ve sebzenin oluşturduğunu düşünürsek diğer ürünlerin de bir o kadar hacme sahip olduğunu görüyoruz. 2005'in ilk beş ayında bu ürünlerin ihracatı 182 milyon dolar civarında gerçekleşti.
Ortalama yüzde 35 artış beklenen Rusya ihracatının yıl sonunda 450 milyon dolara ulaşması bekleniyordu. 31 Mayıs 2005 tarihi itibarıyla kesilen ticaretin yıl sonuna kadar başlamaması halinde zararın 275 milyon dolar civarında olması kaçınılmaz.
Bu tartışmaların sürdüğü günlerde Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanvekili Kamil Yavuz, Fındık Tanıtım Grubu (FTG) olarak Rusya'ya yönelik bir tanıtım çalışmasına başlayacaklarını söyledi. FTG bu kararını yaklaşık iki yıl kadar önce almış ama bir türlü hayata geçirme fırsatı bulamamış.
Tartışmaların koptuğu günlerden daha önce bu konuda tekrar harekete geçmeye karar vermişler. Moskova Ticaret Ataşeliği'nin yardımlarıyla yürütülecek çalışma için ağustos ayında fındıkçılar Rusya'ya gidecek. Yapılacak tanıtımlar için Rusya'da bazı tanıtım firmalarıyla görüşmeler yapacak ve çalışacakları firmayı belirleyecek olan fındıkçılar Rusya'dan umutlu.
Daha önce Japonya, Çin ve ABD'de tanıtım kampanyaları yürüten FTG, Rusya pazarında aslında çok da fazla zorlanmayacağını düşünüyor. Çünkü Japonya ve Çin'in aksine Rusya fındık ürününü çok iyi tanıyan ve çerez olarak tüketen bir ülke.
SSCB'nin yıkılmasına kadar Türkiye'den önemli miktarda fındık ithal eden Rusya'nın bu ithalatı, devam eden dönemde ekonomi kötüleştikçe düşmüş. Son yıllarda ekonominin canlanmasıyla tekrar eski günlerine dönmeye başlayan Rus halkı da fındığa daha fazla yönelmeye başlamış.
Fındıkta yüzde 74 artış
2005'in ilk aylarına baktığımız zaman Türkiye'nin Rusya'ya fındık ihracatının değer olarak bir önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 74 arttığını görüyoruz. Geçen sene 37 milyon dolar olarak gerçekleşen ihracat rakamının bu sene çok daha artması bekleniyor. Bu artışların arkasındaki asıl önemli gelişme ise Rus halkının zenginleştikçe çikolataya daha fazla yönelmesi. Eskiden beri önemli bir çikolata tüketicisi olan Rusya, ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük çikolata tüketicisi, ama kişi başına tüketimde 9 kiloyla Batı Avrupa ülkelerinin biraz arkasından geliyor. Bu durumun farkında olan Avrupalı çikolata üreticileri SSCB'nin yıkılmasının hemen ardından Rusya pazarına girmiş ve pazara neredeyse hâkim olmuşlardı. 1998 kriziyle halk ithal çikolatadan yerli çikolataya yönelince yabancı çikolata firmaları Rusya'da üretim yapmanın yollarını aramaya başladı.
Rusya'da üretime ilk geçen firmaların başında ise yıllardan beri Rusya piyasasında olan Nestle geldi. Piyasanın çikolata ihtiyacının yüzde 16'sını karşılayan Nestle'yi diğer bazı Avrupalı üreticiler de takip ediyor son zamanlarda. Bu yüzden Türkiye'den gidecek fındık ihracatçılarını, bitkisel ürünlere konulan ithalat yasağı da kalkarsa büyük ve büyüyen bir pazar bekliyor.



Almanya pazarı değişiyor
Türkiye'nin 2004'teki 64 milyar dolarlık toplam ihracatının 8.9 milyar dolarını gerçekleştirdiği Almanya'nın yaşadığı ekonomik durgunluk tüm sektörleri düşündürüyor. Durgunluğun neden olduğu işsizlik nedeniyle Almanların tüketim alışkanlıkları da son yıllarda farklılaşıyor

Yavaşlayan tüketimden dolayı 2005 yılında sadece yüzde 1 büyüme beklenen Alman ekonomisi bu haliyle bile Türkiye için önemli bir pazar. İşte bu yavaşlayan ekonominin değişen trendleri. Türkiye'nin en büyük ticari partneri Almanya. 2004'teki 64 milyar dolarlık ihracatın yüzde 8.9 milyar dolarını tek başına karşılayan ülke. İkinci sıradaki İngiltere'nin payının yüzde 8.5 olduğunu düşünürseniz Almanya'nın Türkiye'nin ihracatındaki ağırlığını daha iyi anlarsınız.
Öte yandan Almanya son yıllarda ciddi bir durgunluk içerisinde. Özellikle iç tüketimdeki durgunluk ve üretim tesislerinin Doğu Avrupa ülkeleri başta olmak üzere dışarıya kaymasından dolayı artan işsizlik sadece Almanları değil Almanya ile yakın ekonomik ilişkileri olan ülkeleri de endişelendiriyor. Almanya, başta çevresindeki ülkeler olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin ekonomik açıdan lokomotifi olarak görülüyor.
OECD'nin 2005'te Alman ekonomisine yönelik büyüme beklentisi yüzde 1, gelecek yıl içinse yüzde 1.6 olarak açıklandı. Alman hükümetinin öngörüsünden daha düşük bu rakam bu. OECD Almanya uzmanı Eckard Wurzel, bu durumu şöyle değerlendiriyor: "Alman ekonomisinde şu anda ihracata bağlı yatırımlar en fazla ivmeyi yaratıyor. Buna tüketimin canlanması da eklense büyüme için daha iyi koşullar oluşacak."
367 milyar avro harcadılar
Hal böyleyken Almanya'ya ihracat yapan ülkeler gittikçe zorlaşan, daralan ama yine de hacim olarak Avrupa'nın en büyüğü durumunda olan bu pazardan daha fazla pay almak için birbirleriyle kıyasıya rekabet ediyorlar. Alman perakende devi Metro Group'un hazırladığı 'Metro Perakende Kitabı' Almanya perakende pazarı hakkında can alıcı noktaları ortaya koyuyor. 2003 yılında Alman tüketicilerin toplam tüketimi 367 milyar avro tutarında. Bunun en büyük kısmını 128 milyar avro ile gıda ve içecekler oluşturuyor. İkinci sıradaki tüketim ise 41.5 milyar avro ile tekstil ve hazır giyim ürünlerinde. Almanya'da son 10 yılda gıda ve içecek tüketiminin sadece yüzde 3.1 arttığı gözlenirken, tekstil tüketiminin yüzde 25.3 gerilediği gözleniyor. 10 yıllık dönem içerisinde tüketimi düşen diğer ürünler ise şunlar: Mobilya (yüzde 15.2), kaset-CD ve bunları çalan cihazlar (yüzde 22.5), elektrikli cihazlar (yüzde 13.4) ve cam, porselen gibi ev eşyaları (yüzde 21.6). Öte yandan tüketimi artan ürün grupları ise ev geliştirme ürünleri (yüzde 1.5), bilgisayar ve telekomünikasyon (yüzde 35.1), tütün ürünleri (yüzde 23.5), oyun ve spor ürünleri (yüzde 6.4).
Araştırmaya göre bu 10 yıllık süreç içerisinde gıda tüketim indeksinin 100'den 105.5'e çıktığı gözlenirken, gıda dışındaki tüketimin 94.9'a gerilediği gözleniyor. Gıda dışındaki ürünlerde fotoğraf makineleri, boya ve duvar kaplama ürünleri, kişisel hijyenik ve kozmetik ürünler ile yazılım dışındaki tüm ürün gruplarının tüketiminin düşüş içerisinde olduğu gözleniyor. En büyük düşüş ise yüzde 28 ile bilgisayar donanımında.
Hafif gıdaya yöneldiler
Tüketimi artan gıda ve içecek ürünleri içerisinde de sağlıklı ve hafif gıdalara kayış dikkati çekiyor. Tüketimi en çok artan gıdalar balık, garnitür, meyve-sebzeler olurken; düşenler ise sadece et ve hamur işleri oldu.
Perakendenin yapıldığı yollarda da değişimler var tabii ki. 1999'da geleneksel dükkânların (manav, kasap, fırın) payı yüzde 27.9 iken 2003 yılında yüzde 24.8'e gerilediğini görüyoruz. Bunların yerini indirimli küçük (discount) marketlerin aldığı gözleniyor. Discount marketlerin payı bu dönem içerisinde yüzde 8.6'dan yüzde 11'e kadar yükselmiş durumda. Yine zincir mağazaların ve departman mağazaların payı belirtilen dönemde düşerken spesifik ürünler satan mağazaların paylarının ise arttığı gözlemleniyor. Süpermarketlerin de paylarının bir kısmının da son yıllarda hipermarketlere kaydığı rakamlardan anlaşılıyor.
Hemen tüm ihracatçı sektörlerin en büyük alıcısı konumundaki Almanya özellikle konfeksiyon ve hazır giyim sektörü açısından büyük önem taşıyor. Deri ve tekstil ürünleriyle birlikte Türkiye'nin yıllık konfeksiyon ihracatı 3.7 milyar dolar tutarında. Dünyanın en büyük elektronik üreticilerindenolan Almanya'ya, Türkiye 1 milyar dolara yakın elektronik ürün ihracatı yapıyor.


Yükselen değer: Romanya
ABD'ye yapılan ihracat 2005 yılının ilk beş ayında azalırken, Romanya pazarı ise yükselen yeni yıldız oldu. Romanya'ya yapılan ihracat artışının arkasında otomotiv, demir ve tekstil sektörü yer alıyor

2005'in ilk beş ayında ihracat en çok Romanya'ya arttı, ABD'ye düştü. Romanya'ya artışın arkasında otomotiv, demir ve tekstil; ABD'ye düşüşün arkasında ise demir ve konfeksiyon var. İlk beş aylık ihracat rakamlarına göre Türkiye'nin ilk 20 pazarı içerisinde ihracatının en çok arttığı ülke Romanya olurken, en az arttığı ülke ABD oldu. Romanya'ya ihracat bu dönemde yüzde 54.3 artarken, ABD'ye ihracat sadece yüzde 0.3 artış gösterebildi.
Romanya'ya ihracat artışının arkasındaki en önemli sebep hiç şüphesiz AB'ye entegrasyon sürecinde artan doğrudan yabancı yatırımlar ve bu sayede canlanan endüstri ve tüketim. Romanya son yıllarda uyguladığı sıkı ekonomik program sayesinde arka arkaya yüzde 5-7 oranlarında büyüme gerçekleştirdi. AB'nin katılım programı dahilinde verdiği hibe ve destekler 70 milyar dolar milli gelire sahip Romanya ekonomisini canlandırmaya yetti gibi görünüyor.
Sabit vergiler satışı artırdı
Türkiye'nin ise Romanya'ya ihracatının artmasına en fazla katkıyı otomotiv sektörünün yaptığını görüyoruz. İlk beş ay itibarıyla otomotiv ihracatının bir önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 164 artarak 154 milyon dolara ulaştığı görülüyor. Bu artışın arkasında ise Romanya'da otomobil satışlarında yeni uygulanmaya başlanan sabit vergiler yatıyor. Yılın ilk üç ayında Romanya'da, 56 binin üzerinde ve toplam 600 milyon avro değerinde araç satıldı.
Romanya'ya yüksek ihracat artışını sağlayan bir diğer önemli artış da demir çelik ihracatında yaşandı. Eski ağır sanayisini modernize eden Romanya, kendisi de önemli bir demir çelik üreticisi olmasına rağmen kapasite yetersizliğinden dolayı Türkiye'den de önemli miktarlarda ürün alıyor. Hazır giyim sanayisinin ihtiyacı olan tekstil ve tekstil hammaddeleri ihracatının bu dönemde yüzde 20 oranında artmasının da, Romanya'ya ihracat artışında payı var.
Gelelim ABD'deki düşüşe. Daha iki yıl öncesine kadar ihracatta Almanya'nın arkasından Türkiye'nin en büyük ikinci alıcısı olan ABD önce İngiltere'nin gerisine düşerek üçüncülüğe, geçen sene ise İtalya'nın da gerisine düşerek dördüncülüğe geriledi. Bu gerilemenin iki temel sebebi var: Biri dolar karşısında değerlenen TL, diğeri ise Çin'in ABD pazarında gelişmekte olan ülkelerin rekabet avantajlarını ortadan kaldırması. İlk beş ayın rakamlarına baktığımızda madencilik ürünleri ve kimyevi maddelerde önemli ihracat artışları görüyoruz.
Ama öte yandan demir çelik ve konfeksiyon ürünleri ihracatında büyük gerilemeler var. Hem demir hem de konfeksiyon sektörlerindeki bu gerilemenin arkasında Çin var. Konfeksiyon ihracatındaki düşüş ise tedricen yaşanan bir süreç. Amerikan tüketicisinin giyimde yöneldiği seri tüketim alışkanlıkları, onları daha ucuz malı daha çabuk tüketmeye yönlendiriyor. Bu yüzden de maliyeti düşük ama çabuk tüketilen Çin ürünleri daha makbul oluyor.
Halı ihracatını yatırımlar patlattı
Halı ihracatı yaz ayları yaklaştıkça artar. Bu eskiden beri hep turizm sezonuna bağlanır. Yaz aylarında turizmin canlanmasıyla halı ihracatında da önemli bir canlılık yaşanır. Mayıs ayı ihracat rakamlarına göre halı ihracatı bir önceki senenin aynı dönemine göre yüzde 40 artış göstermiş. Bu artış alışılageldiği gibi turizm sezonunun açılmasıyla ilişkilendirildi.
Ancak bu sefer artışın sebebi turizm değil. Eskiden beri turizme bağlı olarak artan el halısıydı. El halısının bütün halılar içindeki payının büyük olduğu dönemlerde turizmdeki gelişmeler halı ihracatına da artış olarak yansıyordu.
Ama el halısının toplam halı üretimi ve ticareti içindeki payının son yıllarda hızla gerilemesiyle, turizmin de halı ihracatındaki etkisi geriledi. Ocak-mayıs döneminde halı ihracatında yaşanan 50 milyon dolarlık ihracat artışının sadece 3 milyon dolarlık kısmı el halısı ihracatından sağlanırken, 45 milyon dolarlık kısmı makine ve tufte edilmiş halılardan kaynaklanıyor. İstanbul Halı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Suat Terzioğlu'na göre halı ihracatında yaşanan bu ihracat artışının arkasındaki asıl sebep çok daha uzun vadeli bir gelişme. Terzioğlu Türkiye'nin 4-5 yıldır makine halısına büyük yatırımlar yaptığını, bu yatırımlar sayesinde de makine halıcılığının, asıl yeri olan Belçika'dan Türkiye'ye kaydığını söylüyor.
El halısında ise rekabet edemediği için Türkiye'nin üretimi az gelişmiş ülkelere bıraktığını belirtiyor. Terzioğlu, makine halısı ihracatında yapılan yatırımlar sayesinde bu sene ihracatın 600 milyon dolar civarında kapanmasını bekliyor.