Haşim bey paraları işte böyle toplamış

But içinde frank
Haşim Bayram anlatıyor: "İşçilerin yastık altında 250-300 milyar doları var. Resmiyette bu 40-50 milyar dolar. 50 milyarı gelse uçarız. İsviçre'de biri, hayvanın butunu oymuş, muşambaya sarıp, 700 bin frank yerleştirmiş. Derin dondurucuya atmış. Çıkardı 50 bin frank verdi."
Çömlekte gulden
"Fransa'da biri, çatı katında duvarı yıktı, kasayı çıkardı, içinde 3 milyon 300 bin mark. Hollanda'da bir kadının kocası iş kazası geçirmiş, devlet 1 milyon 150 bin gulden vermiş. Beli verdi, 'Kaz şurayı' dedi. Guldenleri sarmış, çömleğe koyup gömmüş."
Üç çuval mark
"Emirdağ'dan 100 aile, Hamburg'da gemi işçisi. Üç çuvalla 150 milyon mark getirdiler, memleketlerine fabrika kurmamızı istediler. 128 bin kişiden 800 milyon avro topladık. Zulüm gördük. Genelkurmay Başkanlığı yapmış adamlar, bizden rüşvet istedi."
Haber: ZİHNİ ERDEM / Arşivi
AHMET KIVANÇ / Arşivi

ANKARA - Kombassan Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Haşim Bayram, yaklaşık 128 bin kişiden 800 milyon avro parayı nasıl topladığını Meclis Araştırma Komisyonu'na anlattı. Bayram, bir keresinde para vermek
için kendisini evine çağıran bir kişinin, derin dondurucudaki butun içine sakladığı 700 bin franktan ödeme yaptığını söyledi.
TBMM'de İslami holdinglerle ilgili sorunları araştırmak üzere kurulan araştırma komisyonunun tutanaklarına göre, kısa bir süre önce komisyona bilgi veren Bayram, üniversiteyi bitirinceye kadar yedi kişilik ailesiyle yaşadığı yedi metrekarelik tek odalı evde başlayıp holding patronluğuna uzanan yaşam hikâyesini ve Kombassan Holding'e halktan nasıl para topladığını anlattı.
Ortak sayısı azaldı
Tutanaklara göre, zaman zaman CHP'li komisyon üyelerini sinirlendiren Bayram, isim vermeden ve sayılarını belirtmeden emekli Genelkurmay başkanlarına rüşvet suçlamasında bulunurken, 28 Şubat sürecindeki askerlere, SPK'ya ve bazı Hazine yetkililerinin de kendilerini engellediği suçlaması yöneltti. Ancak, 28 Şubat sürecinde kendilerine yatırılan paralarda artış olduğunu, yaklaşık 128 bin kişiden 800 milyon avro para topladığını, şirketlerinin bugünkü varlığının ise 2 milyar avro olduğunu ileri süren Bayram, ortak sayısının şu an 78 bine düştüğünü vurguladı.
Haşim Bayram'ın tutanaklara yansıyan bazı sözleri ise şöyle:
TÜRK İŞÇİLERİN PARASI: Bugün işçilerimizin yastık altında en az 250-300 milyar dolar parası var. Resmiyetteki paraları ise 40-50 milyar dolar. Bunun 50 milyar doları gelse, Türkiye uçar.
PARALAR BUTTA: Bu paraların nasıl tutulduğuna dair üç örnek vereyim. İsviçre'de rastladım, kimsenin aklına gelmez bu. Adam hayvanın butunu oymuş, muşambanın içine sokmuş üst üste frankları, sonra buta yerleştirmiş, 700 bin frank; ondan sonra tıkaç yapmış etten, derin dondurucuya atıvermiş. Buradan çıkarıp 50 bin frankını verdi.
ÇATIDAKİ ZULA: Fransa'nın Lyon şehrindeyim. Toplantıda anlattım, paraların yastık altında kalmasının ekonomiye bir faydası yok, gelin güçlerinizi birleştirin, diye. Bir tanesi, 'Hocam bizim eve gidelim' dedi. Allah sizi inandırsın, çatı katında duvarı yıktı, yıkılan gizli duvarın içinden gizli bir kasa çıktı. Kasada 3 milyon 300 bin mark. Bu paranın 150 bin markını verdi bana.
GULDEN DOLU ÇÖMLEK: Hollanda'dan bir hemşerimiz, bizim Kazım Karabekirli bir kadın, kocası iş kazası geçirmiş, 1 milyon 150 bin gulden devletten şey almışlar. O götürdü beni evinin bahçesine, bir bel verdi elime, 'kaz şurayı' dedi. Şöyle sundurma gibi bir şey, kazdım bir metre toprağın altında çömlek, guldenleri muşambaların içine sarıp çömleğe koymuş. Çömlekte 1 milyon 150 bin gulden var. 100 binini bana verdi, kalanını çömleğe attı.
EMİRDAĞLILAR ÜÇ ÇUVALLA GELDİ: Afyon Emirdağ'ın bir beldesi var. Hamburg'da bunlar gemi işçisi, tersane işçisi yüz aile. Bunlar 150 milyon mark biriktirmişler. Bir gün üç çuvalla geldiler yanıma. Ben de bir kahvehanede oturuyorum orada. Çuvalları koydular ve dediler ki; "Biz Emirdağ'ın filan beldesinin aileleriyiz. Bu üç çuvalın içinde 150 milyon mark var, al bunu, bizim oraya fabrika kur."
RÜŞVET SUÇLAMASI: Biz o kadar zulüm yedik ki, bunları açıklamadık. Bize, ülkenin çeşitli yerlerinden, kademelerinden, şey olan, en yüksek kademe, Genelkurmay Başkanlığı yapmış adamlar bile "Biz sizi kurtarırız, ama şu kadar para verin.." 10 milyon, 20 milyon, 30 milyon dolar gibi paralar, çok yüksek rakamlar.
RUS BİLİM AKADEMİSİ BAŞKANI BAYRAM'A ÇALIŞMIŞ: 1996-97'de askeriyeye 16 askeri proje götürdük. Ben Japon, Fransız, Belaruslu vesaire bir sürü bilim adamı çalıştırdım. Rus Bilim Akademisi Başkanı bizim maaşlı elemanımızdı. Çünkü o sırada Rusya'da bir profesörün maaşı 30 dolar, doktorun maaşı ise sadece 10 dolardı. Biz 1000 dolar verdik, 3 bin dolar verdik; dedik, siz bizim maaşlı elemanımızsınız. Şu anda Aselsan'ın ürettiği o dürbünler vesaire, patenti bize ait. Biz istesek yaptırmayız onları.
SPK'YA SUÇLAMA: (28 Şubat sürecinde) Ali İhsan Karacan (dönemin Sermaye Piyasası Kurulu-SPK Başkanı) askeri brifingten çıkıyor, "Derhal Kombassan'ın dosyalarını getirin". Hemen çağırıyor iki tane adam, uzman.. Şimdi SPK'da hep böyledir; iki rapor hazırlarlar, bir müspet, bir menfi. Hangisini emrederlerse öyle yapar; böyle bir düzen var orada.
VERGİ KAÇIRMA, VERGİDEN KAÇ: Bütün dünyada vergi okutulurken, 'vergiden kaçınacaksın, ama vergi kaçırmayacaksın'.. Bu ilk cümledir hukukta. Vergiyi kesinlikle kaçırmayacaksın, çünkü vergi kutsaldır, ama vergiden kaçınacaksın. Biz de ortaklarımıza 'kâr payı' yerine 'değer artışı' adı altında ödeme yaptık. Değer artışı dersen vergi yok.
2000'E KADAR İLAHTIM: 2000'e kadar bakın, hâşâ, ilah gözüyle bakıyorlardı bize. Ama ne olduysa 2000 yılında tabii tılsım döndü. Sahtekâr şirketler çıktılar ortaya, insanları aldattılar. Hakikaten, Avrupa'daki o iyi niyetli adamların çoğunu aldattılar.
94 KRİZİNDE ALANYA'NIN ÜÇTE BİRİNİ ALDIK: 1994 yılında çıkan ekonomik krizde biz Alanya'nın üçte birini satın almıştık hemen hemen. Elimizde para vardı. Hâlâ orayı sata sata bitiremedik. Bu krizde de (2001) elimizde 600-700 milyon dolar para vardı. Eğer o para, para olarak kalsaydı, belki Türkiye'nin üçte biri bizimdi şu anda. Yani, siz o büyük holdinglerin idarecilerini çok kafalı falan zannetmeyin. İnanın ilkokul üç çocukları kadar beyinleri bile yok onların; ama şartlar onlardan yana.