İç borçta ilk düşüş

Borç çevirme oranına yansıdı
Devlet Bakanı Ali Babacan, 2006'da iç borçlanmanın 2005'e göre düşeceğini söyledi. Geçen yıl 161,9 milyar YTL olan rakam bu yıl 128 milyar YTL'ye gerileyecek. Bu , yüzde 100'lere yükselen iç borç çevirme oranını yüzde 77'ye indirecek.
Ekonomide 'pembe tablo'
Babacan basın toplantısından satırbaşları: Enflasyonda düşüş sürecek. Cari açığın önemi abartılıyor. Turizmden 20 milyar dolar bekliyoruz. YTL güvenilir hale geldi. Serbest kura devam.

ANKARA - Devlet Bakanı Ali Babacan, 2006 yılında borç servisinin 2005 yılına göre düştüğünü, buna göre geçen yıl 161.9 milyar YTL borçlanma gerçekleştirilirken, 2006'da borçlanma imkânının 128 milyar YTL'de kalacağını söyledi. Babacan, '2005 yılı makroekonomik gelişmeleri ve 2006 yılı Hazine finansman programına' ilişkin basın toplantısında, bu düşüşün iç borç çevirme oranına yansıdığını, 2006 yılında iç borç çevirme oranının yüzde 77 olarak öngörüldüğünü belirtti.
Bakan Babacan şöyle devam etti: "Bu yüzde 77, çok ciddi bir düşüş. 2005'in gerçekleşmesi yüzde 89. Daha önceki yıllarda 90'lı 100'lü rakamlar görüyoruz. Bu 'Hazine içeriye 100 lira ödeyecek yerine 77 lira borçlanacak. 23 lira piyasaya kalacak' demek. Bu bizim bankacılık sektörümüzde krediye dönüşebilecek ya da serbesttirler. Nereye nasıl dönüşür bilmeyiz ama sonuçta reel sektörümüze ve diğer noktalara yönelecek kaynak. Az rakam değildir."
Düzenli tahvil ihracı: Babacan, 2006 yılı borçlanma programı çerçevesinde, artık her ay düzenli olarak, değişken ve sabit faizli olmak üzere altı ayda bir kupon ödemeli, YTL cinsinden uzun vadeli tahvil ihracının gerçekleştirileceğini ifade etti. Uzun vadeden kastedilenin genelde, 'beş yıl ve belki daha uzun vadeli' olduğunu, bu konuda çok net bir şey söylemek istemediğini kaydeden Babacan, piyasa şartlarının elverdiği ölçüde, beş yılın üzerine de çıkmanın artık söz konusu olacağını kaydetti. Ancak, bunun uygun şartlar görüldüğünde yapılacağını ifade eden Bakan Babacan, ocaktan başlamak üzere ocak, nisan ve temmuz ve ekim aylarının herbirinde uzun vadeli ve YTL cinsinden iskontolu senet ihraçlarının yapılacağını vurguladı.
"Benchmark, gösterge faiz denilen tahvillerden burada bahsediyoruz" diyen Babacan, bunun çok sık ve farklı kâğıtlar şeklinde olmayacağını yılda dört kâğıdın söz konusu olacağını söyledi. Babacan, "Bu senetler ilk ihraç tarihini izleyen üç ay boyunca yeniden ihraç edilecek. Diyelim ocakta bir benchmark niteliği taşıyan tahvil ihracı yapıldı. Artık arkaya yeni benchmark'lardansa üç ay boyunca çıkan benchmark'ın yeniden sunuşları olacak."
Piyasa koşullarında, YTL cinsinden daha kısa vadeli iskontolu senet ve referens bono ihalelerine devam edileceğini belirten Babacan, "özellikle uzun vadeli tahvil ihraçları ile ilgili daha öngörülebilir bir sisteme geçiyoruz. 2006 yılında döviz cinsinden iç borçlara ilişkin borç çevirme oranı yüzde 80'ini aşmayacak" dedi.
Dövize endeksli senet ihracı yok: Artık dövize endeksli senet ihracının da gerçekleştirilmeyeceğini anlatan Babacan, ocak ayından itibaren bir sonraki aya ilişkin ihale programının, ihale tarihi ve ihraç edilecek enstrümanın özelliklerini içerecek şekilde açıklanacağını söyledi.
Ali Babacan, "Hangi tarihte ne tür bir ihalenin gerçekleşeceği ile ilgili, bir ay ileriye doğru bir öngürülebilirlik getiriyoruz. Bu durum, tabii artık DİBS likiditesine borçlanma maliyetine olumlu yansıyacak" dedi. Bakan Babacan, enflasyonla mücadelede önemli bir başarı sağlandığını, 1993-2002 dönemine denk gelen 10 yıllık süreçte ortalama yüzde 73,5 iken, 2005'te hedefin yüzde 8 olduğunu, ancak enflasyonun bunun bile altında kaldığını söyledi.
Cari açık abartılmasın: Babacan, cari işlemler açığına değinirken, oranın Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) oranının 2005 sonu itibarıyla yaklaşık yüzde 6 civarında gerçekleşmesinin beklendiğini vurguladı. Bunun abartılmaması gerektiğini belirten Babacan, diğer alanlardaki iyileşme nedeniyle cari açık tek konu olarak kaldığı için, gereğinden fazla gündeme geldiğini kaydetti. Üç yıldır cari açığın konuşulduğunu, ancak üç yıldır da sermaye girişinin sürdüğünü vurgulayan Babacan, "Demek ki, gerçekten parası olan, tasarruflarını yöneten için cari açık diye endişe yok. Böyle endişe olsa, bu insanlar gidip TL bozdurup döviz alır. Ocak-ekim döneminde cari işlemler açığı 17.1 milyar dolar oldu. Yine söz konusu dönemde Türkiye'ye sermaye girişine bakıldığında 25.1 milyar dolar rakamı görülüyor. Yani cari açık fazlasıyla ile finanse edilmiş, hatta aynı dönemdeki rezervler 11.5 milyar dolar artmış. Ocak-ekim döneminde 5 milyar dolarlık bir yabancı sermaye girişi gerçekleşti ki, bu rakam ocak-ekim dönemi itibarıyla Türkiye'de tarihi bir rekordur. Yıl sonu itibarıyla 6 milyar doları aşmasını bekliyoruz" dedi.
Çalışmalar AB'ye yönelik olacak: Babacan, IMF ile yürütülmekte olan stand-by'ın yapısal unsurlarının hızla gündemden çıkacağını, Dünya Bankası ile çalışmaların da, artık daha çok Avrupa Birliği sürecini destekler bir niteliğe kavuşacağını kaydetti.
YTL'nin değeri: Ali Babacan, ekonomide sağlanan güvenin en önemli göstergelerinden birinin de, artık 'milli paranın değer biriktirme işlevini yeniden kazanmış olması' olduğunu belirtirken, şöyle konuştu: "2002 yılında TL payı yüzde 52.8, oysa dövizin payı yüzde 47,2. 2005'e geldiğimizde YTL'nin payı yüzde 73.7'ye çıkmış, yabancı para yüzde 26.37'ye düşmüş. Bu artık YTL'nin içeride ve dışarda, daha güvenilir para birimi olduğunu gösteriyor."
Sermaye yapısı değişti: Babacan, banka dışı özel sektörün sağladığı kredilerde ciddi artış görüldüğünü, 2002'de 2.9 milyar dolar olan miktarın 2005'te 10 milyar doları aşmasını beklediklerini ifade edip, "Bu krediler ticaret ve yatırım faaliyetlerine yönelik olarak kullanılmakta ve büyümeyi desteklemektedir" dedi.
Güvenli bankacılık: Babacan, bankacılık sektörünün yabancı para açık pozisyonunun 2000'de eksi 5.4 milyar dolar olduğunu oysa 2003, 2004, 2005'te neredeyse sıfır düzeyinde bulunduğunu belirterek, şöyle dedi: "Bankacılık sektörünün açık pozisyon itibarıyla çok korunaklı hale geldiğini görüyoruz. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu artık bu konulara çok dikkat ediyor ve bankaları tek tek, sıkı bir şekilde takip ediyor."
Rekor üstüne rekor: Türkiye ekonomisinin birçok göstergesinde, kimi zaman Cumhuriyet'in en iyi noktasına ulaşıldığını vurgulayan Bakan Babacan, şöyle devam etti: "Ekonomimizdeki hiçbir gelişme, hiçbir ilerleme tesadüfi değildir. Ortaya koyduğumuz tüm hedefler tutturulmakta."
Bakan Babacan, yaşanan olumlu gelişmelere rağmen, moralleri bozmaya çalışanların, beklentileri kötüleştirerek Türkiye'ye zarar verdiklerini belirtirken, "sürekli olumsuzluk havası oluşturmak, sürekli farazi risklerden bahsederek felaket tellallığı yapmak, bu ülkeyi sevmekle bağdaştırılamayacak yaklaşımlardır" dedi.
İşsizlik yüzde 9.8: 1993-2002 döneminde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler çok hızlı kalkınırken, Türkiye'nin GSMH büyümesinin ortalama yüzde 2.6 olduğunu ve maalesef bu dönemin Türkiye'nin gerikalmış dönemi olduğunu anlatan Babacan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"2003-2005 dönemine bakacak olursak, 2005 Eylül itibarıyla rakamlar belli... Türkiye'nin ortalama büyüme hızı yüzde 7. Hatta biraz üzerinde olmuştur. Ekonomik büyüme, istihdam artışına yansımaya başladı. "Özelikle tarım dışı istihdamdaki artış dikkat çekici. 2005 yılı 3. çeyrek sonu itibarıyla, 2002 yılının 3. çeyreğine bakacak olursak, tarım dışı istihdamda 1 milyon 814 bin kişilik bir artış gerçekleşmiştir."
Ali Babacan, 2003'te yüzde 10.5 olan işsizliğin, 2005 sonu itibarıyla yüzde 9.8'e gerilemesini beklediklerini sözlerine ekledi. Türkiye'de yıllardır işsiz kalan grup olmadığını ifade eden Ali Babacan, 2004'te 'ben işsizim' diyenlerden yüzde 45'inin 2005'te iş bulduğunu kaydetti.
Babacan: Kızıştırarak teşvik yok
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Babacan, yatırım ve teşvikler konusunda Hyundai'ye gönderme yaptı. Babacan, "Şu ülke bunu veriyor, biz bunu niye yapmıyoruz?" denemeyeceğini kaydederek, "Bizim teşvikler konusunda temel ilkelerimiz var. Türkiye Cumhuriyeti, ciddiyeti, prensibi, ilkeleriyle dünyanın kredibilitesini kazanmakta ve her geçen gün bunu artırmaktadır. Kimse Türkiye'den pazarlıkla, el sıkışarak, kızıştırarak bir teşvik alacağını zannetmesin. Böyle bir şey yok. Kimse böyle bir beklenti içine girmesin. Böyle bir şey yok, olmayacak da. Teşvik verilecekse bu şeffaf kurallar içinde düzenlenir ve herkes gidip o teşviki alır. Kurallarımızı gözden geçiririz, yeni bir çerçeve çizeriz. Bunların hepsi yapılır ama böyle bir şey yaptığımızda kapı herkese eşit açık olmalıdır. Bu temel ilkedir. Aksi halde öyle bir kredibilite kaybına uğrarız ki Türkiye, herkesle konuşarak fısıldaşarak teşvik veren bir ülke durumuna düşer, böyle bir ülke de yatırımcılar için kesinlikle cazip olmaktan çıkar ve güvenini kaybeder. Bizim kazandığımız güven ve itibar en önemli değerimizdir, bunu kaybedemeyiz."