İhracatçının yeni hedefi Asya-Pasifik ülkeleri

Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın 2005 yılı başı itibarıyla uygulamaya koyduğu Asya-Pasifik Stratejisi ile beş yıl sonunda bölgeye ihracatın 7.5-8 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor.
Haber: ÖZGÜR SAĞMAL / Arşivi

Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın 2005 yılı başı itibarıyla uygulamaya koyduğu Asya-Pasifik Stratejisi ile beş yıl sonunda bölgeye ihracatın 7.5-8 milyar dolara çıkarılması hedefleniyor.
Her yönüyle Asya-Pasifik fırsatlarını inceledik. Bölgeye yapılan ihracatın düşük olmasına sebep olarak gösterilen navlun fiyatları yüksek değil düşük çıktı. Asya mı? Pasifik mi? Ne kadar uzak geliyor değil mi? Ama Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın (DTM) ihracatçıya gösterdiği yeni hedef bu. DTM, uygulamaya koyduğu ihracat stratejisiyle, halen 2 milyar dolar düzeyinde olan Asya-Pasifik ülkelerine yönelik ihracatı, beş yılda 7.5-8 milyar dolara yükseltmeyi hedefliyor. Peki Asya-Pasifik ülkeleri ile Ticari ve Ekonomik İlişkileri Geliştirme Stratejisi (kısaca Asya-Pasifik Stratejisi) olarak isimlendirilen proje nasıl hayata geçecek. Şimdiye kadar ihracatta hep en düşük payları alan bu ülkelere ihracatımız nasıl artacak?
44 ülkeyle ticaret
Pakistan ve Afganistan'dan itibaren bütün Doğu coğrafyası Asya-Pasifik coğrafyasını oluşturuyor. Bu bölgede yaklaşık 44 ülke ile ticaretimiz var. Ancak 2004 yılında bu 44 ülkeye toplam ihracatımız ancak 2 milyar 53 milyon dolar tutarındaydı. Bu, Hollanda'ya gerçekleştirilen ihracatın altında ve Almanya'ya gerçekleştirilen ihracatın da dörtte biri oranında bir rakam. Malezya, Güney Kore, Tayland, Tayvan gibi en hızlı gelişmekte olan ülkeler, dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi Çin, nüfusu Çin'den de daha hızlı bir şekilde artan Hindistan ve dünyanın en büyük ikinci ekonomisi Japonya bu bölgede olmasına rağmen Türkiye bölge ticaretinden bugüne kadar istediği oranda bir payı alabilmiş değil.
Batı Avrupa önde
Asya-Pasifik ülkeleri ihtiyaçlarının çok önemli bir kısmını (yüzde 58), yine bu zengin coğrafyadaki ülkelerden karşılıyor. Bölgeye dışarıdan en fazla ihracat Batı Avrupa ülkelerinden (yüzde 15) yapılıyor. Kuzey Amerika ülkelerinin bölge ithalatından aldıkları pay da buna çok yakın: yüzde 13. O kadar zengin kaynaklara rağmen bölgenin önemli bir eksiği var: enerji kaynakları. Bu da enerji kaynakları zengini Ortadoğu ülkelerinin petrol ve akarlakıt ürünleri sayesinde bölge ithalatından yüzde 9 pay almasını sağlıyor.
Mesafe caydırıcı etken
Peki Türkiye neden bu pastadan dişe dokunur bir pay alamıyor. İhracatçıların en fazla yakındıkları konu Çin'in varlığı ve nakliyenin pahalılığı. Bu ülkelerle ticaretin neredeyse çok büyük kısmı deniz taşımacılığı ile gerçekleşiyor. Konteynırlar ile dolu gemiler bölgeye genellikle Mısır'daki Süveyş Kanalı'ndan geçerek ortalama 18-22 günde ulaşıyor. Mesafenin uzunluğundan dolayı nakliye ücretlerinin göreceli olarak pahalı olduğu iddia ediliyor.


Büyütmek için tıklayınız

Ancak gerçek hiç de böyle değil. Örneğin Hong Kong ve Çin limanlarına 20'lik konteynır navlunları konteynır başına 450-700 dolar arasında değişen fiyatlardan taşınıyor. Denizcilik çevreleri bu fiyatların çok uygun olduğunu dile getiriyor. İlginç olan Türkiye'den Çin'e navlunlar bu civardayken, Çin-den Türkiye'ye 1600-1750 dolar civarında değişiyor. Peki neden böyle bir fark var? Çin'den içinde bulunduğumuz bölgeye nakliye yoğunluğu olduğu için gelen dolu konteynırların boş olarak geri dönüşünden doğan maliyet ithalatçı firmaya yükleniyor.
Çin'e 450-700 dolar olan bu nakliye ücretini aynı mesafedeki başka ülkelerle de kıyaslayabiliriz. Yine deniz taşımacılığıyla ticaret yaptığımız ABD'ye Türkiye'den navlun fiyatları 2100-2400 dolar arasında değişiyor. Yani Çin navlununun neredeyse dört katı. Kaldı ki yukarıda da belirttiğimiz gibi Asya-Pasifik ithalatının yüzde 15'ini Batı Avrupa ülkeleri gerçekleştiriyor. AB ülkelerinin nakliye süresi ve maliyeti konusunda Türkiye'yle aynı şartlarda olduğunu varsayarsak sorunu başka noktalarda aramak gerekebilir.
Bir engel de Çin Seddi
Bu bölgeye ihracatta önümüzdeki en büyük engellerden biri de Çin. Geniş doğal kaynakları ve ucuz işgücü Çin'i bölgede ihracatta kendisiyle paralel ürün portföylerine sahip olan ülkeler karşısında rakipsiz kılıyor. Aslında Çin gerçeğini sadece bu iki nedenden ibaret saymamak gerekiyor. Zira bu bölgeyi Çin'in hinterlandı olarak algılayabiliriz. Tarihsel ticari geçmişi ve bölge ülkeleriyle sürdürdüğü politikalarla Çin bu ülkelerin hemen hepsinin ilk üç ticari partnerinden biri.
Japonya gerçeği
Çin ucuz işçiliğe dayalı seri ürünler ve doğal kaynaklar konusunda bölge ülkelerinin önemli bir ticari partneriyken Japonya da elektronik, taşıt araçları gibi sektörlerde gelişmiş ürünlerde bölge ülkelerinin en büyük tedarikçisi konumunda. Japonya'nın bölge ülkelerinin ithalatlarında tuttuğu bu önemli oranların bir kaynağı Japon sermayesinin bu ülkelerde gerçekleştirdiği yatırımlarına sağladığı katma değeri yüksek yarı mamullerden kaynaklanıyor.

Büyütmek için tıklayınız

Türk malı imajı var mı?
Bölge ülkelerinde tabii ki bir Türk malı imajı yok. Ama özellikle Japonya'da ve Güney Kore'de Türkiye ile ilgili izlenimlerin bu tip çalışmalar için yerinde olduğu biliniyor. Fındık Tanıtım Grubu'nun 2000 yılında Çin ve Japonya'da başlattığı pazar araştırma çalışmaları ve devamındaki pazarlama faaliyetleri bu çalışmalar için önemli bir başlangıç verisi olarak kullanılabilir. Dünya ticaretinde önemli bazı liman kentleri var: Hong Kong, Singapur, Dubai. Bunların ikisi bu bölge ticaretinin gelişim merkezleri. Dünya'nın hemen bütün büyük firmalarının bu kentlerde bölge ticaretini yakından takip eden ve bizzat bu ticaretin içinde yer alan ofisleri var. Türkiye'nin bu ticaret kentlerini Dubai kadar iyi kullandığını söyleyemeyiz.
Hong Kong anakaradaki, Singapur da diyasporadaki Çin burjuvazisinin kurduğu modern kent devletleri. Hong Kong Çin'in, Singapur da Güneydoğu Asya'nın dünyaya açılan kapısı. Yani bölgenin nirengi noktaları. Bu bölgeleri cazip kılan sadece Çin burjuvazisinin güvenli bir gelişme ortamı bulmaları değil. Bu kent devletlerinde vergiler, diğer ülkelere neredeyse yarı yarıya düşük oranlarda. Bu kent devletlerinde önemli bir miktarda üretim yapılmıyor, ama vergi avantajından dolayı çok önemli boyutlarda ithalat ve ihracat yapılıyor. Her yıl bu ülkelerde gerçekleştirilen büyük fuarlar da bölge ülkelerinden alıcılara ulaşmak için çok önemli fırsatlar arasında yer alıyor.
Hangi sektörler şanslı?
Buraya kadar anlatılanlardan belli başlı şu noktaları çıkarabiliriz: Her şeyden önce bölge ülkelerine özellikle kâr marjı yüksek ürünlerle yönelmek gerekiyor. Ayrıca emek yoğun sektörlerde rekabet avantajı olmayacağı için bu sektörler açısından da Asya-Pasifik bölgesi çok riskli. Türkiye'nin gelişmiş elektronik ürünler konusunda dünya elektronik üretiminin kalbi olan bu bölgede pek şansı olduğunu iddia edemeyiz. Peki geriye ne kalıyor?
Bölge ekonomilerinin büyük kısmının gelişmekte olan ekonomiler arasında en üstlerde olduğunu belirtelim. Bu tip ülkelerin en büyük ihtiyacı hiç şüphesiz yapı malzemeleri oluyor. Bu yüzden demir çelik, çimento ve madencilik sektörlerinin potansiyeli yüksek. Çin'e ve Tayvan'a satılan demir-çelik ürünleri Türkiye'deki üretimi etkileyecek noktalara geldi diyebiliriz. Madencilik sektöründe ise en önemli ihracat ürünü mermer. Son yıllarda Çin'e gerçekleşen mermer ihracatı sektörün hedeflerini büyütüyor. Çin'den sonra mermerciler Japonya, Tayvan ve en son da Hindistan'a yönelmiş durumdalar.
Son 10 yılda yapılan büyük otomotiv sanayi yatırımları sayesinde gelişen otomotiv yan sanayisinin de Asya-Pasifik bölgesinde müşteri bulma şansı var. Dünya pazarlarında hazır giyim sektöründe en büyük rakiplerimizden biri olan Çin ve Hindistan gibi ülkelerde ise tekstil konusunda büyük bir potansiyel mevcut. Hızla gelişen Çin ve diğer ülke endüstrilerinin en büyük ihtiyaçları olan makine ve kimyasallar da büyük potansiyele sahip. Türkiye bölgeye deri kimyasalları ihracatında söz sahibi konumunda bulunuyor.
Pakistan'ı geçemedik
Asya Krizi'nin etkilerinden kurtulan bölge ekonomileri son yıllarda tekrar bayındırlık hizmetlerini artırdı. Çin'de ise altyapı yatırımları hızla artıyor. Sovyetler sonrası Orta Asya Cumhuriyetleri'nin yeniden yapılandırılmasında en büyük payı alan Türk müteahhitlik firmalarının maalesef Pakistan'dan öteye pek gidemedikler. Müteahhitlik hizmetlerinin özellikle yapı malzemeleri olan demir-çelik, çimento ve toprak ürünleri ile ağaç mamulleri sektörlerinin ihracatlarında tetikleyici olduğu bilinen bir gerçek. Türk müteahhitlik firmaları özellikle Afganistan'da ve biraz da Pakistan'da önemli projeler gerçekleştirirken Türkiye Müteahhitler Birliği'nin üyelerinden sadece üç tanesinin Endonezya, Filipinler, Malezya ve Hindistan'da projeler yürüttüğünü de öğreniyoruz.
Kültür farklılığı avantaj mı?
Bölgeye iş olanaklarını incelemek için giden işadamlarının ortak kanısı aynı yönde: "Biz ayrı dünyaların insanlarıyız." Uçuş mesafesi arttıkça kültürel farklılıklar da artıyor. Rakamlar da bu gerçeği dile getiriyor. Türkiye'nin dış ticaretinde en fazla paya sahip olduğu ülkeler Afganistan ve Pakistan. Bölge ülkelerinin hem giyim alışkanlıkları hem de yemek kültürlerinin Türkiye'ninkiyle farklılık gösteriyor. Ama bu faklılıklar birçok noktada avantaja da dönüştürülebiliyor. Örneğin Türkiye'de çok tüketilmeyen balık ve diğer deniz ürünleri bu bölge ülkeleri için özellikle de Japonya için önemli bir gıda ürünü. Türkiye'deki balıkçılıkla uğraşan firmalar bunu çok iyi değerlendiriyorlar. Öyle ki Türkiye için ayrılan kotalar dolduğu için firmalar başka ülkelerin kotalarının peşinde koşuyorlar.
Pazarlama önemli
Türkiye'nin bitki çeşitliliği aslında Asya-Pasifik ülkelerine hububat, bakliyat, yaş meyve-sebze ve kuru meyve ürünleri ihracatı açısından önemli bir potansiyel sunuyor. Ama bu potansiyeli Türkiye'nin harekete geçirebilmesi ancak pazarlama faaliyetleriyle mümkün olabilir. Örneğin Pakistan, Hindistan ve Sri Lanka dışında bakliyat kültürü olmayan bu coğrafya hububat, meyve-sebze için önemli bir destinasyon haline gelebilir. Aynı şey birçok kuru meyve ve meyve-sebzede geçerli.
Türkiye en fazla Avustralya'ya ihracat yapıyor
Türkiye'nin 2004 yılında gerçekleştirdiği ihracatın en büyük kısmını demir ve demir dışı metaller sektörü ihracatı oluşturuyor. 456 milyon tutarındaki demir-çelik sektör ihracatı aynı zamanda bölgeye gerçekleştirilen ihracatın yüzde 22'sini oluşturuyor. Özellikle Tayvan ve Çin demir-çelik sektörünün son yıllarda önemli iki alıcısı konumunda. Ancak yetkililer bu durumun 2005 yılı başından itibaren tekrar tersine dönmeye başladığını dile getiriyor. İhracatta ikinci sırada ise taşıt araçları ve yan sanayi sektörü yeralıyor. Sektörün bölgeye bu ürünlerde 300 milyon dolarlık ihracatı bulunuyor. İstatistikler bölge ülkeleri içinde en fazla ihracat yapılan ülkenin Avustralya olduğunu ortaya koyuyor. Bunun çok büyük kısmını gemi ihracatı oluşturuyor. Ayrıca tekstil ve hammaddeleri sektörü de Asya-Pasifik ülkelerine 217 milyon dolarlık ihracat gerçekleştiriyor. Bu rakamlar tabii ki bu sektörler içinde değerlendirildiğinde çok düşük oranlarda kalıyor. Asya-Pasifik ülkelerine olan ihracatı toplam dış satımları içinde biraz daha önemli oranlarda olan sektörler ise yüzde 19 oranıyla hayvancılık ve yüzde 16 oranıyla da madencilik.
Pazara nasıl girmeli?
Mesafenin uzaklığı ve kültür farklılıklarından dolayı bölgeyi tanımak uzun ve masraflı olabilir. Özellikle KOBİ'ler için en etkili yöntem bölge ülkelerinin dünya ticaretinde en fazla yer edinmelerini sağlayan elektronik ticaret. Güvenilir B2B ticaret siteleri vasıtasıyla bölge ülkelerinden alıcılarla önemli temaslar sağlanabilir.
Asıl tercih edilen yöntem o bölgede yaşayan Türk girişimciler vasıtasıyla ilgili ülkelerdeki potansiyelleri tespit etmek ve temaslar kurmak. Büyük firmalar bu tip çalışmalarını kendi kurdukları ofislerle yürütebilirler. Koç, Zorlu Grubu ve Paşabahçe'nin yaptığı gibi.
Bölge genelinde perakende zincirlerinin (özellikle Batı menşeli hipermarketlerin) 1997 krizinden sonra yaygınlaşması bu bölge pazarlarına girmeye çalışan ihracatçılara önemli bir yol daha açtı. Bölgenin gelişmiş ekonomilerinde buna katalog pazarlamacılığını da ekleyebiliriz. Asya-Pasifik'in değişik yerlerinde görevli dış ticaret temsilciliklerinden de istenilen bilgilere ulaşılabiliyor. Bölgedeki Türk dış ticaret temsilcilikleri şöyle: Hong Kong, Şanghay, Pekin (Çin), Melburn, Sydney (Avustralya), İslamabat (Pakistan), Kuala Lumpur (Malezya), Manila (Filipinler).