IMF kaynağını dışlama lüksüne acaba sahip miyiz?

IMF kaynağını dışlama lüksüne acaba sahip miyiz?
IMF kaynağını dışlama lüksüne acaba sahip miyiz?

TÜSİAD YİK Toplantısı?nda eski TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan da (solda) katıldı. Toplantıyı çok sayıda medya temsilcisi izledi. FOTOĞRAF: BÜNYAMİN AYGÜN

Mustafa Koç, 'Acaba IMF anlaşması krizin ilk günlerinde tamamlanabilseydi, sağlanacak ucuz kaynağın ve bunun diğer dış kaynak girişlerine yapacağı etkinin ekonomideki daralmayı yavaşlatma gücü ne olurdu?' diye sordu

İSTANBUL - TÜSİAD YİK Başkanı Mustafa Koç, “Türkiye’nin arzu edilen seviyede büyüyebilmesi açısından dış kaynağın belli bir süre daha kritik öneme sahip olduğunu kaydetti. Koç, “Bu bağlamda IMF kaynağını dışlama lüksüne acaba sahip miyiz?” diye konuştu. Türkiye’nin krizle olan ilişkisine de değinen Koç şunları kaydetti:
“Evet, bankacılık sektörümüz 2001 krizi sonrası bir dizi reformdan geçmiş, yakın zamanda sermaye açısından fevkalade güçlenmişti. Portföylerde kayda değer oranda düşük kaliteli aktif bulunmuyordu. Ama kriz, ülkeye giriş kapısını reel sektörde bulmuştu.
Üretimin, ihracatın ve istihdamın daha krizin ilk aylarında verdiği olumsuz sinyaller çok açıktı. Tüketime destek vermek için yapılan vergi indirimleri, daralan ekonominin vergi gelirlerini düşürmesi, kamu harcamalarında kısmen seçimin, kısmen de kriz etkisini hafifletme çabalarının getirdiği hızlı yükselmenin gelir-gider makasını iyice açtığına şahit olduk. Böyle bir ortamda kendi yağımızla kavrulma düşüncesi ne kadar doğruydu?
Acaba IMF anlaşması krizin ilk günlerinde tamamlanabilseydi, sağlanacak ucuz kaynağın ve bunun diğer dış kaynak girişlerine yapacağı etkinin ekonomideki daralmayı yavaşlatma gücü ne olurdu? Bunlar, gerçekten tartışmaya değer sorular.”

İki-üç yıl istenen büyüme yok
Türkiye’nin, bulunduğu ülke grubunda, ekonomisi en çok küçülen birkaç ülke içinde yer alıyor olmasına karşın, bazı makro göstergelerdeki iyileşmelerden ne ölçüde övgüyle söz edebilecekleri bir gelişme olduğunu sorgulamakta yarar gördüğünü belirten Koç, “Yeni bir orta vadeli program dönemine girerken, görülüyor ki, daha iki-üç yıl arzu ettiğimiz büyüme temposunu yakalayamayacağız” dedi. Koç, büyümedeki ivme kaybının, işsizliğin olumsuz sonuçları ile birkaç yıl daha uğraşmak mecburiyetinde bırakacağını söyledi. Mevcut orta vadeli programda belirgin bir harcama reformu ve Türkiye’yi muhtemel dış şoklara karşı bağışık kılacak güvenli bir mali dengeyi göremediklerini ifade eden Mustafa Koç, Türkiye’nin arzu edilen seviyede büyüyebilmesi açısından dış kaynağın belli bir süre daha kritik öneme sahip olduğunu kaydetti. Koç, “Bu bağlamda IMF kaynağını dışlama lüksüne acaba sahip miyiz? Öte yandan mali kuralın programa eklenmesiyle program gerçek bir orta vadeli programa dönüşecektir. Bu unsurları orta vadeli program içinde konuşmazsak, bu programın iyi niyetli, uzun vadeli bir kalkınma planından ne farkı kalır?” diye konuştu. (Radikal)

Kriz kademeli kabullenildi
TÜSİAD YİK Başkanı Mustafa Koç, “Hükümetimiz, krizin ülkemizi de ciddi biçimde etkilediğini ancak uzun zaman içinde ve kademeli biçimde kabul edebildi. Büyüme tahminleri, bu kademeli kabullenmenin en belirgin göstergesi” dedi.Türkiye’nin ekonomik potansiyelini gerçekleştirmede yaşadığı eksikliklerin ve gecikmelerin gerisinde hep siyasi istikrarı sağlama konusundaki yetersizliğin yattığını savunan Koç, “Siyasi istikrar derken, bunu dar bir tanımla ele almak istemiyorum. Yurtiçinde, standartları yüksek bir demokratik zeminde toplumsal huzuru bozmayan bir siyasi rekabeti kast ediyorum. Yurtdışında ise, ekonomisinin büyüklüğüne eşdeğer platformlarda etkin olabilen, bölgesinde kendini saydıran, komşularıyla çatışmalarını bertaraf etmiş bir ülke olmaktan söz ediyorum” dedi.
TÜSİAD YİK Başkanı Mustafa Koç, Türkiye’nin yalnız bölgedeki aktivitesiyle değil, üyesi olduğu G20’deki duruşuyla da uluslararası planda kendini göstermesi gerektiğini düşündüklerini vurguladı.

Başarılı dış politika AB’siz
Dileklerinin, aynı başarının hükümetin kararlılıkla çaba sarfettiği Kıbrıs meselesinde de gösterilmesi olduğunu söyleyen Mustafa Koç, şunları kaydetti: Ne yazık ki, bu başarılı dış politik icraat listesinde henüz AB’yi göremiyoruz. Türkiye-AB ilişkilerinin bugün içine girdiği çıkmazda, AB’nin bizden çok daha fazla sorumluluğu olduğu bir gerçektir. Kıbrıs’ta çözüm yanlısı Türk tarafını adeta cezalandıran, çözüm sağlanmadan taraflardan birini üye kabul eden ve bazı politikacıları, Türkiye’yi üyelik dışına itmek için açıkça ’meşru yollar arayan bir AB’nin sorumluluktaki payının çok yüksek olduğu açıkça görülmektedir. AB’nin bizi soktuğu yol, Türkiye’de ciddi bir güven bunalımına ve siyasi reform sürecinin yavaşlamasına yol açtı. Koç, bölgesinde güçlü bir Türkiye’nin AB ile pazarlık masasına eli daha kuvvetli oturacağının da bir gerçek olduğunu söyledi. O pazarlık masasında bir başka önemli gerçeğin de arkada güçlü bir kamuoyu desteği olduğuna işaret eden Koç, “Eğer 2014’te AB’ye tam üyelik hedefimizi hala muhafaza ediyorsak, bunun ancak topyekun bir destek ve seferberlikle gerçekleşebileceğini aklımızdan çıkarmamamız gerekir” diye konuştu.

Yüzde 10 barajı açılımla çelişiyor
Mustafa Koç, demokratik açılıma ilişkin olarak da şunları kaydetti: “Kamuoyunda ’Kürt Açılımı’ olarak ifadesini bulan hükümetin demokratik açılımını yerinde ve olumlu buluyoruz. Bireysel ve kültürel hakların geliştirilmesi hususunda bir tereddüt yaratmasına izin vermemek kaydıyla, konunun esas olarak bir ’Demokratik Açılım’ biçiminde ele alınması gerektiği hususundaki yaklaşımı destekliyoruz. Ama bir noktayı anlamakta güçlük çekiyoruz. Parlamenter temsilde bir adalet sağlanmadan, ’Demokratik Açılım’dan söz etmek nasıl mümkün olabilir? Nasıl oluyor da parlamentomuz, yüzde 10’luk barajın devam etmesini demokratik açılımla bağdaştırabiliyor. Bir açılım söz konusu olacaksa önce barajı indirmenin ve parlamentoda temsilin yolunu genişletmek düşünülmeli ve neredeyse hiçbir ülke parlamentosunda örneği bulunmayan mevcut uygulama düzeltilmelidir.” Türkiye’nin önünde, yalnız ekonomik bakımdan değil, siyasi bakımdan da
zor ve çetrefilli bir yol olduğunu, bu yolu kat ederken pusulalarının, kuvvetler ayrılığına sadık, hukuk devletine bağlı, özgürlükçü bir demokrasi ile piyasa ekonomisini tam anlamıyla gerçekleştiren, hızlı büyümeye kilitlenmiş bir ekonomi olacağını, TÜSİAD’ın bu pusulanın yön göstericiliğinde, eleştiri, öneri ve katkılarını sunmaya devam edeceğini belirtti.