IMF: Reform yapmazsanız emekliye maaş ödenemez

IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, Türkiye'nin sosyal güvenlik reformunu gerçekleştirmemesi durumunda emeklilerin maaşını ödeyemeyecek hale geleceğini söyledi.
Haber: ADİL KÜÇÜK / Arşivi
HALE TÜZÜN / Arşivi

İSTANBUL - IMF Birinci Başkan Yardımcısı Anne Krueger, Türkiye'nin sosyal güvenlik reformunu gerçekleştirmemesi durumunda emeklilerin maaşını ödeyemeyecek hale geleceğini söyledi. Forum İstanbul 2005'te yaptığı konuşmada önemli mesajlar veren Krueger, verginin tabana yayılması ve tek vergi oranı uygulanması gerektiğine işaret ederek, "Verginin tabana yayılarak kayıt dışı ekonominin önlenmesi, vergi geliri artacağı için refah seviyesini yükseltirken sisteme girecek kişiler için ödenecek sosyal güvenlik primi nedeniyle emeklilik sistemi de desteklenecek. Bunlar gerçekleşmezse bir süre sonra Türkiye emeklilerine maaş ödeyemez" dedi.
IMF'nin gözü tazminatta
Konuşmasında Türkiye'de İş Güvencesi Yasası'ndan doğan tazminatın yüksek olduğunu da öne süren Krueger, tazminatların aşağı çekilmesini istedi. OECD ülkelerinde işverenin işten çıkardığı bir işçiye 40 işgünü güvence tazminatı ödediğini, bunun Türkiye'de ise 120'ye çıktığını kaydeden Krueger, "Tazminatın OECD ortalamasına getirilmesi gerekiyor. Bu yatırımın da önünü açar. İşgücü dolaşımını serbestleştirir. Bu durum da ileride refah seviyesinin yükselmesini sağlar" diye konuştu. 2001 yılı krizinin Türkiye için dönüm noktası olduğunun altını çizen Krueger şunları söyledi: "Türk halkı sık sık karşılaştığı krizlerin geçici önlemler yerine kalıcı önlemlerle aşılması gerektiğini gördü. Geçici önlemlerin yeni krizleri de beraberinde getirdiğini fark etti. Bu nedenle reformları destekledi. Türkiye'de reformların yararları görülmeye başlandı. Türkiye'nin tecrübeleri ve deneyimleri bu yolda devam etmesini gerektiriyor. Ekonomik reformlar ne kadar başarılı olur ve algılanırsa dar görüşlü çıkar grupları tarafından karşı çıkılması olasılığı o kadar düşüktür."
Türkiye'nin enflasyonla mücadelede çok başarılı olduğunu vurgulayan Krueger, şöyle devam etti:
"Bu, mali konsolidasyon başarıları çerçevesinde oldu ve son derece sağlıklı büyüme ortamında gerçekleşti. Artık Merkez Bankası üç yıldır, yıl sonu hedeflerinde daha başarılı olmaya başladı. Düşen enflasyon, parasal politikaların gücünü artırdı. Düşük enflasyon Türkiye'nin sanayi ekonomileriyle birleşmesini sağlayacak. AB, ABD ve Kanada gibi ülkelerle... Merkez Bankası'nın etkileri, şu ana kadarki politikaların başarısında çok önemli oldu." Krueger, uygulanan mali reformların Türkiye'nin kamu borçlarında büyük azalmaya yol açtığına işaret ederek, "İşleri sürdürüp daha da ileriye götürmek konusunda bağlılık, vaat var" dedi. Türkiye'nin borcunun GSMH'ye oranını azaltılması gerektiğine değinen Krueger, borç profillerinin daha da düşürülmesinin dünya çapında artan faiz oranları ve kurlardaki zaafı da azaltacağını söyledi.
Geçen hafta yapılan Yatırım Danışma Konseyi Toplantısı'nda bürokratik engelin yabancı yatırımcının önündeki en büyük engellerden olduğunun dile getirildiğini hatırlatan Krueger, "Türkiye'de artık tek adımda yabancı yatırımcılar çalışma izni alabilecek" dedi.
'Tazminatı vermeyiz'
Anne Krueger'in tazminatlarla ilgili açıklaması konusunda Radikal'in sorularını yanıtlayan DİSK Genel Sekreteri Musa Çam, "Eğer böyle bir şeye kalkışırlarsa Türkiye alt-üst olur. Çalışanlar buna kesinlikle izin vermeyecek" dedi. Çam şunları söyledi: "IMF Başkan Yardımcısı Krueger, tazminatların OECD seviyesine çekilmesini istiyor. Peki ücretlerin OECD seviyesine gelmesini neden istemiyor. Eğer OECD eşitliği olacaksa her alanda olmalı. Oysa Türkiye'de kayıt dışı ekonominin OECD ülkelerindeki gibi yüzde 10'a düşürülmesi ve gelir dağılımının en yoksul ülkeler arasında değil, OECD ülkeleri arasına çıkarılması gerekir. Kamu kaynaklarının faize değil, yatırıma yöneltilmesi gerekir. Sosyal devlet kurallarının tam uygulanması ve çalışanın ILO standardında iş güvencesi olması gerekir. Krueger'den bunları gündeme almasını bekleriz. Kazanılmış haklarımızın gaspını değil."
'Küreselleşme insanı göz ardı ediyor'
Dünyanın silahlanmaya yılda 900 milyar dolar ayırdığını belirten Başbakan Tayyip Erdoğan, "Yoksulluğu gidermek için ayırdığı para adeta hiç. Bu anlayışla küreselleşen teröre karşı bir şey yapamayız" dedi. Dünyanın önde gelen ekonomi ve siyaset uzmanlarının bir araya geldiği Forum İstanbul 2005, Swissotel'de başladı. Açılışta konuşan Erdoğan, küreselleşmenin hızla yükselen akım olarak insan ve insanı yücelten asli değerleri göz ardı ettiğini savundu.
Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: "Yeni medeniyet anlayışının insan merkezli bir gelişme ortaya koyması beklenirken, rekabetler ve ihtiraslar insanlığa ağır bedeller ödeterek arzu edilenin tersi tablo ortaya çıkardı. Küreselleşme ise hızla yükselen akım olarak insan ve insanı yücelten asli değerleri göz ardı etti. Fakir ve varlıklı ülkeler arasındaki uçurum, bir kez daha kalın çizgilerle açıldı. İnsanlığın bugünkü hali, ne yazık ki varlık içinde yokluk çekmek halidir. Yani adalet terazisinin bozulduğu bir dünyada, varlık ve zenginlik de insanı, yoksulluğu adeta yaşar hale getirmiştir."
Erdoğan, 2004 yılı sonu rakamlarına göre, dünyanın silahlanmaya 900 milyar dolar ayırdığını belirterek, "Yoksulluğu gidermek için ayırdığı para adeta hiç. Ondan sonra diyoruz ki, 'küreselleşen teröre karşı ne yapacağız?' bu anlayışla, bu mantıkla küreselleşen teröre karşı bir şey yapamayız. Ekonomisi giderek zayıflayan ülkelerin, insani ve kültürel birikimleri teknoloji yarışında önde giden zengin ülkelerin gerisindeymiş, onlardan daha da değersizmiş gibi bir saplantı dünyaya yayıldı" dedi.
Üçüncü ligdekiler
Gelecekte dünya liderliğine oynayacak ülkelerde ekonominin yeniliklerden besleneceğini kaydeden Erdoğan, şöyle konuştu: "İkinci lig ise günü sanayi düzenini kozmetik iyileştirmeyle sürdürmeye çalışanların olacak. Yazık ki üçüncülük, doğal kaynaklarını ve insanlarını üstteki liglere hammadde gibi satan ligin olacak. Bu tablo adaletli değil, zaman içinde çok daha adaletli ve duyarlı ekonomik tablonun oluşması için hepimizin üstüne düşen görev var."
Her toplumun bu zorunlu kavşaklardan birini seçmek zorunda olduğunu dile getiren Erdoğan, AB'nin ise bu bilince çoktan geldiğini vurguladı. AB'nin küresel güç olabilmesi için farklı insanları, kaynakları bünyesine toplaması gerektiğini belirten Erdoğan, "AB bir siyasi değerler bütünü olarak görülmelidir, ki o zaman küreselleşen bir güç olabilsin" görüşünü savundu. 17 Aralık sonrası AB sürecine ilişkin bazı çevrelerin hükümetin 'rehavete kapıldığı' gibi yaklaşımlarını 'deli saçması' olarak değerlendiren Erdoğan, şunları söyledi: "Biz ne yaptığımızı, ne yapacağımızı gayet iyi biliyoruz. Programı aynen uygulamaya devam ediyoruz. Bu konuda kararlıyız, Dersimizi de gayet iyi çalışıyoruz."
'Bilgi ekonomisi sanrıdır'
'Türkiye'nin AB üyeliği ve rekabetçi küresel bilgi toplumunun kurulması' başlıklı Forum İstanbul 2005'in açılış töreninde konuşan Çek Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Vaclav Klaus, "Bilgi ekonomisi içi boş bir terimdir. Bu terim bir sanrıdır. Ben de bu tür sanrılardan korkuyorum" dedi. Klaus, insanlığın evriminin ekonomiyi bilgi açısından verimli yapma konusundaki araştırmalarla dolu olduğunu, bilgi açısından en verimli sistemin serbest piyasa ekonomisi olduğunu söyledi. Klaus, "Ben yarı bilimsel sanrılara, kolaycı çözümlere karşıyım. Benim görüşüme göre bilgi teknolojisi bunlardan biridir" açıklamasını yaptı.