'IMF'den parayı alıp Merkez'e koyacağız, iç borçlarımızı ödeyeceğiz'

'IMF'den parayı alıp Merkez'e koyacağız, iç borçlarımızı ödeyeceğiz'
'IMF'den parayı alıp Merkez'e koyacağız, iç borçlarımızı ödeyeceğiz'

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan G20 toplantısı öncesi, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile 64. Dönem Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantılarına katıldı. FOTOĞRAF: KAYHAN ÖZER /AA

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, IMF kaynağıyla iç piyasadan borçlanma ihtiyacının azalacağını söyledi. Babacan, 'Böylece iç piyasada para olacak. IMF'den gelecek her 1 milyar dolar, iç piyasaya bırakılacak 1.5 milyar lira demek. Yatırım için kullanılabilecek bu kaynak, büyümeyi etkileyecek' dedi

ANKARA - Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, IMF’den gelecek krediyle büyümenin destekleneceğini açıkladı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve beraberindeki heyetle birlikte New York’ta bulunan Babacan, TRT 2’nin programında IMF ile olan ilişkilere değindi. Babacan, IMF ile yürütülen ilişkiler konusundaki bir soru üzerine Türkiye’nin şimdiye kadar IMF ile 17 stand-by anlaşması yaptığını ve hiç birinin tamamlanmadığını hatırlatarak, ilk kez AKP hükümetlerinin 17. ve 18. anlaşmaları tamamladığına işaret etti.
“İnanmadığımız, Türkiye için doğru olmayan hiç bir şeyi yapmadık. Türkiye için attığımız adımlara başka kuruluşlar da (bu adımlar doğru adımlar) diyorsa, ondan da biz memnun oluruz sadece..” diyen Bakan Babacan, geçen hafta açıklanan Orta Vadeli Programın (OVP) IMF ile bir anlaşmayı varsayan bir program olmadığını vurguladı. 

‘Tablo olumluya dönecek’
Ancak IMF ile yapılacak bir anlaşma ve oradan sağlanacak bir kredinin bu programda öngörülen tabloyu olumluya götüreceğine işaret eden Babacan, şunları söyledi: “Yurtdışından uygun şartlarda sağlanabilecek kaynakların, Türkiye’nin büyümesine olumlu etkisi olacak. IMF’den kullanılabilecek kredileri, biz Merkez Bankası’na koyacağız. Karşılığında alacağımız para ile iç piyasaya olan borçlarımızı ödeyeceğiz. Ağırlıklı olarak operasyon bu olacak. İç piyasadan borçlanma ihtiyacımız azalacak. Böylece iç piyasada para olacak. IMF’den gelecek her 1 milyar dolar, iç piyasaya bırakılacak 1.5 milyar lira demek.” 

‘Olmazsa olmaz değil’
Bu kredinin tüketim ve yatırım için kullanılabilecek kaynak olacağını ifade eden Babacan, “Büyümeyi de etkileyecektir. Biz OVP’yi açıkladık, siz buna bakın dedik. Bu zeminde ilerde uzlaşma sağlayabilirsek sağlarız. Faiz oranları bellidir. Bizim 7-8 milyar dolar IMF’ye borcumuz var ve yıllık şu günlerde yüzde 2.1 faiz ödüyoruz. Şu anda Türkiye’nin başka bir kaynaktan bu kadar uygun şartlarda kredi bulması o kadar kolay değil. Ama şu anda olmazsa olmaz noktasında değil” dedi.

‘Bu dayatma değil’
Babacan, ‘Dayatma var mı’ yönündeki soruya ‘Dayatma diye bir şeyi kabul etmiyorum’ diye yanıt verirken, şöyle devam etti:
“Biz Türkiye için doğru olmayan hiç bir adımı atmayız. Bundan sonra üç yıllık yapacaklarımızı açıkladık. Eğer bu zeminde, bu çerçevede bir noktaya gelirsek, ilave bir kredibilite unsur olur. Piyasa faizlerinin düşmesi için bu anlaşmayı, bu krediyi kullanmayı tercih ederiz. Ama bizim inanmadığımız, tercih etmediğimiz, doğru olmadığını düşündüğümüz şeyleri Türkiye’de uygulamayız.”
Konuşulan çerçevenin çok yüksek sesle tartışılmasının sürece zarar verebileceğini anlatan Bakan Ali Babacan, bu konuda çok dar bir ekiple çalıştıklarını vurgularken, “IMF de de başkan ve birinci başkan yardımcısı muhatabımız. Çok üst seviyede, dar bir ekiple yürütüyoruz. Gürültülü olmaması gerekiyor ve bir sabır istiyor. Biz bunu yapıyoruz. Bir aşama kaydedince gerekli açıklamaları yapıyoruz. Bu konuda takvim vermekten özenle kaçınıyoruz. Bu takvimler müzakere tekniği açısından yanlıştır. Bu konularda benden bir şey duymadıkça, Hazine’den yazılı açıklama gelmedikçe hiç bir şeye inanmayın. Çalışan çok dar bir ekip, başkalarının bilmesi mümkün değil” dedi.

‘Doğru olanı yapmalıyız’
Ali Babacan, şöyle konuştu: “IMF ile anlaşma yaparak faizleri, değil 2-3 puan, 0.2 puan bile düşürebiliyorsak, Türkiye’nin uluslararası kredibilitesine bir şeyler ilave edebiliyorsak, bunu yapmamanın da bir vebali vardır. Popülizm adına (Ben IMF ile birşey yapmam) demenin de ayrı bir sorumluluğu olacaktır. Gelecek nesiller için, yaşanabilir bir Türkiye için doğru olanı her zaman yapmalıyız. Nihayetinde Türkiye’nin geleceği nokta önemlidir.”
Orta Vadeli Programı (OVP) da değerlendiren Ali Babacan, krizin Türkiye üzerindeki etkilerinin, bu zor dönemde Türkiye’nin hangi stratejilerle, politikalarla çıkarılacağının OVP ile ortaya konduğunu belirtti. G20 toplantılarının sonuç bölümünde bir çağrı bulunduğuna işaret eden Babacan, “Ülkelere, (artık çıkış politikalarını oluşturun, açıklayın) diye bir çağrı var. Türkiye, pek çok ülkeden daha önce bu stratejisini açıkladı ve uygulamaya da soktu” dedi. 

‘OVP kabul gördü’
Artık bu programın ilgili kamuoyuna, iş çevrelerine, dünya iş çevrelerine, yatırımcı çevrelere, Türkiye’yi yakından takip eden uluslararası yatırımcı kuruluşlara detaylı bir şekilde anlatılması gerektiğini anlatan Babacan,  ikili ve çoklu görüşmelerinde bunu değişik çevrelere anlattığını kaydetti.
Babacan, Türkiye’nin büyüme stratejisinin özel sektör ağırlıklı olduğunu ve bunun sürdürüleceğini vurguladı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Orta Vadeli Program’ın yurtiçinden ve yurtdışından gelen tepkiler itibarıyla geniş kabul gördüğünü, gerçekçi bulunduğunu söyledi.
Ali Babacan, krizde yurtdışında batan bankalara rağmen Türkiye’de bu tür bir olayın hiç yaşanmadığını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da sık sık bu vurguyu yaparak Türk bankacılık sektörünün krizden çok güçlü çıktığını söylüyordu.
“Problemi doğru teşhis etmek ve Türkiye gerçekleri üzerinde sağlam bir şekilde oturan bir strateji kurgulamak çok önemli” diyen Ali  Babacan, bankacılık sisteminin yaşanılan krizden hasar görmeden çıkmasının Türkiye’ye çok önemli bir avantaj sağladığını belirterek, şöyle konuştu: 

‘Müdahale etmedik’
“OECD ülkelerinde bankacılık sektörüne müdahale etmek zorunda kalmayan tek ülke Türkiye’dir. Birçok ülkede bankalar kurtarıldı ve ciddi kamu kaynakları aktarıldı, verilen devlet garantisinin kapsamı genişletildi. Biz devlet olarak hiç bir şey yapmadık. Tek bir bankaya tek bir kuruşluk kamu kaynağı aktarmadık ve garanti sistemimizde de en ufak bir değişiklik yapmadık.”
Türkiye’nin bu dönemde istisnai bir performans sergilediğini ve zamanında alınan tedbirlerin olumlu etkisinin yaşandığını belirten Babacan, “Bu Türkiye’nin önemli bir avantajı olacak. Avrupa’da birçok ülke ile mukayese edildiğinde, Türkiye bu krizden hızlı çıkacak ülkelerin başında gösteriliyor. Bankacılık sektöründen gelen maliyetlerin düzeltilmesi birçok ülkede yıllar, bazı ülkelerde 10 yıllar alacaktır. Türkiye birkaç yıl içinde toparlayıp, kriz öncesi seviyeye dönebilecek bir ülkedir” ifadesini kullandı. 

Mali kural uygulanacak
Mali kural konusunda yasal düzenleme öngördüklerini ifade eden Babacan, Türkiye’nin geleceği açısından bu kurala, sivil toplum kuruluşlarının, iş çevrelerinin ve halkın sahip çıkması gerektiğini vurguladı. Mali kuralın uygulanmasıyla Türkiye’nin risk priminin düşeceğini, uzun vadeli kaynaklara ulaşmanın kolaylaşacağını anlatan Babacan, “Uluslararası kuruluşlarla çalışma, ilave bir güven unsuru getiriyor. Gelişmiş bir ülke kendi kredibilitesini kendi ortaya koyuyorsa Türkiye’yi o noktaya getirmek lazım. Mali kural, uzun vadede Türkiye’nin kendi kredibilitesini kendisinin ortaya koyduğu, dışardan kredibilite arayışına girmemesinin bir garantisini oluşturacak” dedi. (Radikal)

‘Artık önemli olan uygulama’
AB’de ortalama büyüme gelecek yıl yüzde 0 (sıfır) iken, Türkiye’de yüzde 3.5 büyüme öngörüldüğüne işaret eden Ali Babacan, “Bazı çevrelerde bunun muhafazakâr bir rakam olduğu, dana yüksek çıkabileceği kanaatı var. Ama tabii ki bu 2009’daki yüzde 6’lık küçülmeden sonra inilecek dip noktadan sonra bir büyüme olacak. GSMH’miz yüzde 10 büyümeyecek. 2009’a göre yüzde 3.5 büyüme. 2008’e göre değil. Son
derece gerçekçi. Gerçekçi ve güvenilir bir projeksiyon ortaya koymak, ekonomik konulara bakışımızın temel unsuru olmalıdır. Bundan sonra önemli olan uygulama” dedi.
Dünyada toparlanma dönemine girildiğini anlatan Babacan, şöyle konuştu:
“Muhtemelen en dibi gördük. Bundan sonra yavaş yavaş toparlanmanın olacağı bir döneme giriyoruz. Bu tabii kırılgan bir toparlanma olacak. Bunun risk faktörleri olacak. Böyle bir döneme girerken, Türkiye’nin normal dönemlerde uygulanması gereken politikalara dönmesi gerekiyordu. Biz de mayıs-hazirandan itibaren buna döndük. Mali genişleme durdu. Mali disiplin dönemine girmiş bulunuyoruz.
Özel sektörün kaynaklarının bollaştırılması bizim temel prensibimiz.”

G20’de Türkiye çok faal
ABD’de gerçekleştirdiği temasların gayet olumlu geçtiğini kaydeden Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Ali Babacan, G-20 toplantılarında da Türkiye’nin çok faal olduğunu, Türkiye’nin yaklaşımının toplantılarda etkili olduğunu, sonuç bildirgelerinde Türkiye’nin görüşlerinin önem arz ettiğini belirtti. 

‘Örnek olduk’
Ali Babacan, ABD’de Başkan Barack Obama’nın gündeme getirdiği sağlık reformunun hatırlatılması üzerine, Türkiye’nin bu sistemi 2003-2004 yıllarında uygulamaya koyduğunu, genel sağlık sigortası getirdiğini söyledi.
Ali Babacan, “Gerçekten Türkiye’nin gıpta edilecek örnek alınacak çok uygulamaları var. Türkiye’nin kendi içindeki tartışmalar nedeniyle içeriden bunun farkına varamıyoruz” dedi.

Babacan: İşler ters gittiğinde kimse Merkez’e hesap sormaz
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Merkez Bankası ile ilgili ifadelerinin hatırlatılması üzerine Bakan Babacan, Merkez Bankası ile çok yakın çalıştıklarını vurgudı. Babacan şöyle devam etti: “Merkez Bankası’nın uygulamaları, Türkiye için yeni uygulamalardır. Önceden Merkez Bankası parayı basardı, aylık yüzde 8-10 enflasyon konuşulan bir Türkiye vardı. Burada önemli olan, Merkez Bankası Türkiye Cumhuriyeti’nin Merkez Bankası’dır. Diğer kurumlarla bir eşgüdüm içinde çalışması son derece önemli. Merkez Bankası’nın bağımsızlığının çerçevesi zaten yasada çizilmiş. Onun ötesinde bir şey değil. Merkez Bankası olsun diğer bağımsız kurumlar olsun, yasa ile kendisine çizilmiş çerçeve içinde bunu yapmalı. Onun ötesinde vereceği kararlar, hükümetin kararlarıdır. Nihai sorumluluk, bu işin siyasi sorumluluğu hükümette. Başbakanımızın çok haklı olarak (onun hesabını biz veriyoruz) cümlesi vardır. O çok doğrudur. Yarın Türkiye’de bir şeyler ters gittiğinde, kimse dönmez ki Merkez Bankası’na (bu senin yüzünden böyle oldu). Kimse Merkez Bankası’na sormaz. Bunun siyasi sorumluluğu, yüzde 100 hükümetin üzerindedir. Merkez Bankamızın da diğer birimlerle ve genel politikayla uyumlu bir çizgi çizmesi önemli.”

‘Yakın çalışıyoruz’
Dönem dönem her ülkede hükümetlerle merkez bankası arasında görüş farklılıkları olduğuna, bunun sadece Türkiye’ye özel olmadığına işaret eden Babacan, Alman hükümeti ile AB Merkez Bankası arasında yaşanan gerginliği örnek gösterdi. Özellikle kriz dönemlerinde ‘doğru nedir’ sorusuna verilen yanıtın da ‘kolay bir yanıt olmadığını’ vurgulayan Babacan, “Bu dönemlerde eşgüdüm, iletişim önemli. Biz zaten Merkez Bankamız ile çok yakın çalışıyoruz. Bütün önemli toplantılarda, kritik kararlarda Merkez Bankasını işin içine katarız. Onlar da yasayla kendilerine çizilen sınırlar çerçevesinde doğru olanı yapmaya çalışıyorlar” dedi.