İngiltere için zor zamanlar

İngiltere, Dünya Kupası maçlarını müteakip ayrılacağı kesinleşen Sven Göran Eriksson'dan sonra, ilk tercih olarak Luiz Felipe Scolari'yle anlaşmaya çalışmış, bir netice elde edemeyince de...
Haber: AHMET ÇİĞDEM / Arşivi

İngiltere, Dünya Kupası maçlarını müteakip ayrılacağı kesinleşen Sven Göran Eriksson'dan sonra, ilk tercih olarak Luiz Felipe Scolari'yle anlaşmaya çalışmış, bir netice elde edemeyince de, hayatı boyunca Alex Ferguson'un ikinci adamı olarak kalacağa benzeyen Middlesbrough teknik direktörü Steve McClaren'e razı olmuştu. Eriksson'un milli takım hocası
olarak, kariyerinin başında faydalı işler yapmasına rağmen (örneğin İngilizlere Kıt'a usulü savunma yapmayı öğretti), oynattığı futbolu bir ileri düzeye taşımayı başaramadı. İngiliz Futbol Federasyonu, bu nedenle, daha yerli bir isim için içeriden gelen baskılara direnemedi; ayrıca takımı hemen derleyip toplayacak, kaliteli bir yabancı hoca da ortalıkta yoktu. Adı geçenlerden, Wanderley Luxemburgo'nun Real Madrid deneyimi, Avrupa futbolu için pek ümit verici bir şekilde sonuçlanmamıştı.
'Resmi' ikinci adam McClaren, Makedonya maçı öncesinde, geleneksel İngiliz dizilişini değiştirmeyi denemiş, söylentiye göre futbolcuların itirazı nedeniyle de hemen vazgeçmişti. Dolayısıyla, Andorra ve önceki Makedonya maçının sonuçlarına rağmen işlerin iyiye gitmediğinin farkındaydı. Bu takımı ya değiştirmek ya da başka türlü oynatmak gerekiyor. Hep vurgulandığı üzere, İngilizlerin rüyâlarında görse inanamayacakları bir orta sahası var, belki de kâğıt üstünde dünyanın en iyi orta sahası ama bu 'en iyilik'ten hiçbir verim alınamıyor. McClaren'in Beckham'ı kadroya çağırmamasının kamuya açıklanmayan, ancak İngiliz futbolcuları rahatsız eden bir nedeni olsa gerektir. Bir teknik direktörün, işler rayından çıkmışken, bir de iktidar mücadelesi vermesi şanssızlık.
Çarşambadan sonrası
İngiltere yarın Zagreb'de Hırvatistan karşısına oldukça kötü şartlarla çıkıyor. Steven Gerrard kart cezalısı; Rio Ferdinand, cumartesiden sakat çıktı. Moraller oldukça bozuk durumda. Almanya'nın kötü hatıraları, McClaren'e yönelik kuşkularla birleştiğinde, İngilizlerin bir mucizeye ihtiyaç duydukları açık. Gelgelelim, bu mucizenin olabilmesi için gerekli 'akıl' ortalıkta yok. Old Trafford'da 72 bin kişinin önünde, Srecko Katanec'in sahaya sürdüğü Balkan coşkusuna karşı, özellikle ilk yarıda verdikleri tepki inanılmazdı. Feci oynadılar. İkinci yarı biraz kıpırdanmakla birlikte, maçı koparacak ataklığı gösteremediler. Aynı gece, İskoçya'ya yenilen Fransa'yla karşılaştırıldığında, İngilizlerin durumu bir farklılık arz ediyor. Fransızlar, hep mücadeleci takımlarla oynamak zorundalar; yorgunlar ve bu motivasyonlarını engelliyor. Oysa İngilizler, neredeyse hep 'motive'. Fakat bu motivasyonu, bırakın Avrupa ve Dünya futboluna bir damga vurmayı, Makedonya gibi bir takımı bile geçmek için örgütlemeyi başaramıyorlar. Üsküp'teki maçı da kasılarak ve biraz da şansla kazanmışlardı. O şans, Manchester'de yanlarına gelemedi bile.
İngilizler futbolun tuzu biberidir. Toparlanıp yollarına devam etmeleri, futbolseverler için kazançtır. Her ne kadar, onlarla da futbolseverler az zulme maruz kalmıyorlarsa da, İngilizlerin olmadığı major bir turnuva, bir futbol işkencesidir.