İş dünyasında her 100 kişiden 28'i 'Rüşvet verilebilir' diyor

İş dünyasında her 100 kişiden 28'i 'Rüşvet verilebilir' diyor
İş dünyasında her 100 kişiden 28'i 'Rüşvet verilebilir' diyor

Katılımcıların yüzde 88?i ?Türkiye?de iş dünyasında rüşvet veriliyor mu ya da bahşiş ödemeleri yapılıyor mu?? sorusuna ?Evet? yanıtını verdi. Yani herkes Türkiye?de rüşvetin varlığını kabul ediyor.

KPMG Türkiye'nin, GfK Türkiye ile birlikte hazırladığı araştırmayı yanıtlayan 146 yöneticiden yüzde 28'i rüşvet verilebileceğini kabul ediyor. Bunun dörtte birlik bölümü ise, 'rüşvetin iş hayatının gereklerinden biri' olduğu görüşünde

İSTANBUL - Uluslararası denetim şirketi KPMG’nin Türkiye’deki şirketinin hazırlamış olduğu ‘Yöneticilerin Bakış Açısı ile Türkiye’de Suiistimal’ adlı rapor, işdünyasının azımsanmayacak bir bölümünün rüşvet konusunda ‘esnek’ olduğunu ortaya koydu. KPMG Türkiye’nin araştırma şirketi GfK Türkiye ile birlikte hazırladığı araştırmayı cevaplandıran 146 yöneticiden yüzde 28’i rüşvet verilebileceğini kabul ediyor. Rüşvetçilerin 7 puanlık bölümü ise “Rüşvet iş hayatının gereklerinden biri” diyor. 

Zorunlu durumlarda...
Geri kalan 21 puanlık bölümü oluşturanlar ise, rüşvetin iş dünyasında kullanımının ancak ‘zorunlu durumlarda kabul edilebileceğini’ söylüyor. Yani o ya da bu gerekçeyle rüşvetin kullanılabileceğini söyleyenlerin oranı yüzde 28 gibi hayli yüksek. Katılımcıların yüzde 72’si de yönettikleri şirketlerdeki ‘rüşvete hiç tolerans göstermediklerini’ söylüyor. Uluslararası Şeffaflık Derneği’nin (Transparencey International) 2008 Yolsuzluk Endeksi verilerine göre, Türkiye’nindünyadaki 180 ülke arasında 58’inci sırada yer alması, endeksin hazırlandığı 30 ülke içinde bu konuda ‘en tehlikeli 4. ülke’ olması araştırmanın sonucunu da destekliyor.
Araştırmanın bir diğer ilginç yanı ise, katılımcıların yüzde 88’inin ‘Sizce Türkiye’de iş dünyasında rüşvet veriliyor mu ya da destek/bahşiş/hediye ödemeleri yapılıyor mu?’ sorusuna ‘Evet’ demesine karşın, yüzde 72’sinin bu konuda çalıştıkları şirketlerin hiç tolerans göstermeyeceğini ifade etmesi. Yani  herkes rüşvetin varlığını kabul ediyor, ancak hiç kimse kendisine toz kondurmuyor.

Krizle birlikte arttı
Rapora göre, rüşvetin kamu kurumlarına yönelik olanı suiistimalde yüzde 62’lik oranla ikinci sırada yer alıyor. Yöneticiler tüketim ürünleri, otomotiv ve otomotiv yedek parçaları sektörlerindeki şirketlerin kamu kurumlarına en fazla rüşvet verdiklerine inanıyor.
Ekonomik krizle birlikte daha da öne çıkan ‘suiistimal’ kavramının Türkiye’deki şirketler üzerindeki etkileri de artıyor. Suiistimal disklerine karşı alınması gereken önlemler ve korunma metodları hakkında farkındalık yaratmayı hedefleyen araştırmaya göre, en çok karşılaşılan suiistimal çeşidi şirket varlıklarının çalınması. Şirketler özellikle danışmanlık, reklam, temizlik gibi hizmet harcamaları yoluyla hem çalışanları, hem de tedarikçiler tarafından suiistimal ediliyor.
Yöneticiler şirketlerin suiistimal riskiyle karşı karşıya kalmalarında en çok tedarikçilerin etkili olduğunu, bunda da üst düzey yönetimin, hizmet sağlayıcıların, diğer çalışanların, müşterilerin, hükümetin (düzenleyici otorotiler dahil) ve yönetim kurulu üyelerinin etkili olduğunu belirtiyor.
KPMG Türkiye Başkanı Bülent Ejder’e göre, özellikle organize yani birden fazla kişinin birlikte hareket ederek gerçekleştirdiği suiistimalleri ortaya çıkarmak hayli güç. Ejder,  şirket içindeki kişilerin tanıdıklarına kurdurdukları şirketlere yaptırılan şişirilmiş fiyatlı işlerin, hiç yapılmamış işler karşılığında kesilen faturaların ekonominin büyüdüğü dönemlerde kolaylıkla gözden kaçabileceğinin altını çiziyor. 
Bülent Ejder, akşam saat 20.00’den sonra girilen muhasebe kayıtlarının, yıl içinde numaraları birbirini izleyen faturaların, belirli dönemlerde tekrarlanan rakamların şüphe uyandırdığını söylüyor.
Ejder’e göre suiistimal yaparak mal varlığını artıran yöneticilerin ilk yaptığı iş spor otomobil almak. Bu da kimi kez suiistimallerin ortaya çıkartılmasına katkıda bulunuyor. Belirlenen suiistimallerin nedenleri incelendiğinde ise ilk sırada suiistimal önleyici kontrollerin yeterli olmayışı geliyor.  Yani suiistimalleri önlemek isteyen şirketlerin ilk yapacağı iş Nasrettin Hoca fıkrasındaki gibi ‘Eşeği sağlam kazığa bağlamak’ olmalı. Ahlaki değerlerin az olması, hırs ve açgözlülük, kontrolllerin şirket yöneticileri tarafından çok fazla önemsenmemesi de belirtilen nedenler arasında ilk sıralarda yer alıyor.
Araştırmaya göre, suiistimallerin şirketlere maliyetini tam olarak tahmin etmek mümkün değil. Çünkü tüm suiistimal vakaları tahmin edilemiyor. Ancak tespit edilen suiistimal olaylarının yüzde 24’ünde toplam finansal kayıp 1 milyon TL’nin üzerinde.

‘Yazılımımızda 65 suiistimal senaryosu var’
KPMG Türkiye’ye göre suiistimal olayları iki şekilde fark ediliyor. Birincisi şirket içinden yapılan ihbarlarla. İkincisi ise patron, genel müdür ya da üst yönetim ‘bir şeyler seziyor’. Bunun üzerine de KPMG’nin kapısı çalınıyor. Ardından olayın büyüklüğüne göre bir araştırma ekibi oluşturuluyor. Ekibin olmazsa olmaz kişileri adli muhabebeci ve adli bilişim uzmanı. Denetim ve muhasebe geçmişi olan kişiler şirket içi denetimden geçiriliyor ve daha sonra bu alanda uluslararası yetkili kuruluş olan ACFE’den  (Sertifikalı Yolsuzluk Araştırmacıları Birliği) sertifika alıyorlar.
Bunların görevi KPMG’nin tüm dünyadaki deneneyimlerinin ya da karşılaştığı olayların yer aldığı bilgisayar yazılımlarıyla suiistimalleri ortaya çıkartmaya çalışmak. Ekipteki adli bilişimci ise, suiistimal yaptığı şüphelenenen kişi ya da kişilerin kullandığı şirkete ait bilgisayarların imajını (hard diskininin kopyalanması) alıyor. Bu bilgiler özel yazılımla taranıp şüpheli işlemler ortaya çıkartılıyor. Ayrıca silinen bilginin kurtarılması, e postaların incelenmesi de bu elemanın işi.
İdil Gürdil, KPMG’nin özel muhasebe tarama yazılımında 65, satınalma tarama programında ise 130 suiistimal senaryosu olduğunu  belirterek, “Dünyada KPMG ofislerinin karşılaştıkları ilginç senaryolar sürekli yazılıma ekleniyor” dedi. KPMG batılı ülkelerde bu ekiplerde kimi zaman eski FBI ajanlarını, eski gazetecileri ve eski polisleri de çalıştırıyor. Kimi zaman detektif kiralayıp şüpheli şahsı yasal sınırlar dahilinde izlettiriyor. Ancak Batı’da çok yaygın olan dedektifle izleme yöntemi Türkiye’de bir kez kullanılmış. Şirketin tuttuğu dedektif bir bankayla ilgili suiistimal olayında  şüpheliyi 15 gün izleyip raporunu vermiş.

Denetim James Bondlarının işleri arttı
Suiistimal Önleme ve İnceleme Bölümü, dünyanın büyük denetim ve danışmanlık şirketlerinin özellikle krizle birlikte önemi en çok artan bölümlerinden biri. FORENSIC olarak adlandırılan şirketlerinin bu bölümünün işi çeşitli bilimlerden ve denetim tekniklerinden yararlanarak, şirketlerde yaşanan suiistimalleri ortaya çıkarmak. Yani FORENSIC bölümünde çalışanları, denetim şirketlerinin James Bondları olarak adlandırmak mümkün. 

Önlemler arttı
KPMG Türkiye Suistimal Önleme ve İnceleme bölümü Başkanı İdil Gürdil, FORENSIC’in öneminin tüm dünyada küresel krizin etkilerinin yaşandığı 2008 yılında arttığını belirterek, “Bizim iş hacmimiz yüzde 50 arttı. Dünyanın birçok ülkesinde de benzer şekilde artış gösterdi. Örneğin, İtalya’da bu oran yüzde 117, Rusya’da yüzde 29, Hindistan’da yüzde 31, Singapur’da yüzde 57, Doğu Avrupa’da ise yüzde 57. Kriz nedeniyle baskı unsurları arttığı, şirketler de önleme tedbirlerini ve iç kontrolleri fazlalaştırdıkları için daha fazla suistimal ortaya çıkartılıyor” dedi.
KPMG Türkiye Başkanı Bülent Ejder de, “Ekonomi daralınca şirketler de daralıyor. Büyüme dönemlerinde göze çarpmayan suistimaller, küçülme dönemlerinde sırıtıyor. Artık suistimal yapan yöneticiler ya da kişiler hiç tatile çıkmasalar, masalarını hiç terk etmeseler bile yakayı
bir şekilde ele veriyorlar” diye konuştu.  (Radikal)