Japonlar Türk markalarını seviyor

Japonlar, tutumlulukları konusundaki yaygın kanaatin aksine para harcamayı, markalı giyinmeyi seven insanlar. Araştırmalara göre ABD'deki iyi bir alışveriş merkezindeki bir mağazada metrekare başına alışveriş 5 bin dolar civarında, bu rakam Avrupa'da 6 bin doları buluyor.
Haber: EMRE DALKILIÇ / Arşivi

İSTANBUL - Japonlar, tutumlulukları konusundaki yaygın kanaatin aksine para harcamayı, markalı giyinmeyi seven insanlar. Araştırmalara göre ABD'deki iyi bir alışveriş merkezindeki bir mağazada metrekare başına alışveriş 5 bin dolar civarında, bu rakam Avrupa'da 6 bin doları buluyor. Tokyo'da İtalyan ya da Fransız markaları satan lüks bir mağazada ise metrekare başına 70 bin dolardan fazla gelir sağlanıyor. Tek başına bu örnek bile Japonların alışveriş tutkusunu anlatmaya yeterli olsa gerek...
Yeni hedef Japonya
127 milyonluk nüfus ve 28 bin dolarlık kişi başı gelirle Japonya tam bir tüketim devi. Türk işadamlarının gözü de son birkaç senedir hiç olmadığı kadar bu pazarın üzerinde. 34 sene önce Türk ayakkabı sektörünün girdiği Japonya pazarına bu seneden itibaren denim ve hazır giyim üreticileri de girme hazırlığı içinde. Fakat Türkiye'nin bu konuda birkaç dezavantajı var. Bunlardan ilki İtalya'nın ve Fransa'nın 30 yıla, ABD ve İspanya'nın ise 10 yıldan uzun süredir Japon pazarında olması. Yani rakiplerimiz Japonya pazarında oldukça deneyimli. Ayrıca tüketici davranışları ve alışkanlıklarının Türk üreticilerinin alışık olduğu Avrupa ve Rusya pazarından farklı olması da bir diğer önemli dezavantaj. Japonya pazarıyla ilgili başka bir dezavantaj ise mesafe...
Fakat, Japonya pazarının büyüklüğü ve Türkiye'nin sektörel üstünlükleriyle örtüşen tüketici profili bütün bu dezavantajların avantaja dönüştürülebileceğini ortaya koyuyor. Örneğin Türkleri Avrupalı olarak gören Japonlar geçmişten taşıdıkları sempatiyi hâlâ sürdürüyor. Bu da pazara yeni girme eğilimdeki markalar için daha başlangıçtan olumlu bir imaj sunuyor. Tüketici davranışları ve tipindeki farklılık ise Türkiye'nin esnek ve tüketiciye kolay uyum sağlayan üretim modeliyle kolaylıkla aşılabilecek bir engel. Türk üreticisinin birkaç yılı bulacak pazar araştırma ve güvenilirlik sağlama çalışmalarından sonra bölge insanının taleplerini yakalaması işten bile değil. Gelelim kafaları en çok bulandıran soruna. Japonya gerçekten de Türkiye'ye en uzak mesafedeki ülkelerden birisi. Doğal olarak ilk anda nakliye maliyetleri zaten fiyat tutturmakta zorlanan Türk üreticiler için aşılmaz bir engel olarak görünüyor. Ancak bu sorun sanıldığından daha kolay aşılabilecek durumda. Çünkü Japonlar tam bir marka bağımlısı ve istedikleri kalitedeki ürünlere çok yüksek fiyatlar ödeme eğilimindeler. Yakın zamanda Japonya pazarını ziyaret eden ve sektörü denim açısından değerlendiren DENİMDER Başkanı Nedim Özbek, denim pantolon fiyatlarının Avrupa'daki satış fiyatlarıyla mukayese dahi edilemeyeceğini belirterek her türlü nakliye masrafına rağmen Türk firmalarının Japon pazarında rahatlıkla fiyat tutturabileceklerini belirtiyor.
İkinci büyük pazar
Japonya'nın ihracatçılar için en güzel yanı, hazır giyim ve konfeksiyonda ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük pazarı olması ve malların yüzde 40'ının ithalat yoluyla karşılanması. Her ne kadar marka bağımlısı insanlar olsa da Japon Dış Ticaret Organizasyonu (JETRO) tarafından yapılan bir araştırmaya göre Japonlar daha çok tasarım ve kaliteyi tercih ediyor. Bir araştırmaya göre, Japonların yüzde 78'i ürünü tasarımına göre, yüzde 46'sı kalitesine göre, yüzde 43'ü markasına göre, yüzde 27'si ise fiyatına göre satın alıyor. Samurayların ülkesi Japonya, Uzakdoğu insanının genel özelliği olarak Türklere veya Avrupalılara göre daha kısa boylu. Dolayısıyla ürünlerin hazırlanmasında ve etiketlerde buna dikkat edilmesi gerekiyor. Japonlar için ayrıntı uzmanı desek herhalde yanılmış sayılmayız. Özellikle iş kıyafet seçme konusuna gelince bu ayrıntı takıntısı daha da artıyor. Öyle ki giysinin dikişlerini, defosu olup olmadığını, düğmelerin durumunu ve desenlerde bir bozukluk olup olmadığını dahi inceliyorlar.
Japonlarla iş yaparken dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise malın teslimi sırasında yaşanan sorunlardan kaynaklanıyor. Ürünlerde yaşanan gecikmeler, nakliye sırasında yapılan yanlışlar, yanlış renk seçimi, yanlış beden ölçüleri, malların eksik kalitede gelmesi gibi hatalar-yanlışlar ilişkilere zarar verebiliyor.
Yeni neslin tüketim çılgınlığı
Japonların Batı'ya olan ilgileri sadece gittikleri ülkelerle sınırlı değil. Ülkelerine döndükleri zaman da bu ilgileri devam ediyor. Japonlar (özellikle Japon gençliği) televizyon, gazete ve dergi gibi iletişim araçlarından ve dünyada gelişen olaylardan oldukça çabuk etkileniyor. Dolayısıyla bir şey popüler olduğunda yazılı ve görsel basın onunla ilgili haberler yapıyor ve gençler en kısa sürede onu ya da onları almak istiyor. Fakat ürünün popülerliği kaybolduktan sonra hiç kimse dönüp bakmıyor
bile. Bunun en güzel örneği 2003 yılında kendi markalarını yaratan Hollywood'un ünlü ikizleri Mary-Kate and Ashley Olsen. Bu ikiz kardeşlerin 'kateandashley' isimli markaları ile satışa sundukları ürünler, Japonya'da 100 süpermarkette birden satılmaya başlandı.
10-28 dolar arası değişen ürünler çok kısa bir süre içinde tükendi.
Bu yüzden Japon pazarına mal satacak olan firmaların Japonya'daki trendleri yakından takip edip popüler mallardan fazlaca göndermesi sakıncalı olabilir. Çünkü Japonlar New York, Milano ve Paris'teki trendleri yakından takip ettiklerinden, trendlerdeki değişiklikler firmaların ürünlerini çok daha çabuk değiştirmelerine neden oluyor.
Japon bayanlar arasında hazır giyim konusunda en çok alışveriş yapan grup 20-24 yaş arası genç bayanlar. Fakat değer olarak bakıldığında yaş grupları biraz daha yukarı çıkıyor. 4-49 yaş arası bayanlar daha pahalı kıyafetleri tercih ediyorlar. Genç kızların tercihi ise daha çok uygun fiyatlı, çok kullanımlı ve rahat kıyafetler. Gençlerin bir diğer tercihi ise Amerikan yaşam tarzına hitap eden popüler tarzlar.
İthalde aslan payı Çin'in
Bayanlar İtalyan ve Fransız moda markalarına daha fazla fiyat verirken ucuz ürünlerde tercihleri ise sanılanın aksine Çin malları. Her ne kadar Japonya ile Çin arasında tarihten gelen bir düşmanlık olsa da Japonya'da ithal hazır giyim ürünlerinde aslan payı Çinlilerin. Ülkeye giren malların yüzde 69'u Çin malı, bunu yüzde 8 ile İtalya takip ediyor. Ardından Vietnam ve Endonezya geliyor. Çinlilerin bu kadar yüksek paya sahip olmasının en büyük sebebi Japonların Çin'de kurdukları firmalar. Yani gelen mallar dolaylı da olsa Japon malları. Japonların özellikle İtalyan ve Fransız ürünlerine tutkusu çılgınlık derecesinde. Ünlü Fransız markası Louis Vuitton'un 2003 yılında Japonya'da yaptığı satışlar yaklaşık 1.5 milyar dolar ve bu rakam Louis Vuitton'un tüm dünyadaki toplam satışlarının yüzde 30'una denk geliyor. Özetle Japonların tüketim eğilimleri tam anlamıyla Türk markalarını kendine çekiyor.
Japonya yalnızca yüksek katma değer üreten Türk markaları için bir cazibe merkezi. Çünkü tüketici eğilimleri ve maliyetler markalı ürün pazarlamasına olanak sağlayacak nitelikler taşıyor. Unutulmaması gereken bir diğer konu ise Japonya'nın asla kolay bir pazar olmadığı. Japonlar geleneksel muhafazakâr tutumlarını ticarette hâlâ sürdürüyorlar ve yalnızca bir kez hayal kırıklığı yaşamaya tahammülleri var. Ticarette zamanlama, kalite ve hizmet konusunda büyük dikkat isteyen Japonlar kolay kolay güvenmiyor ve en küçük hayal kırıklığında içe dönme eğilimi gösteriyor.