Kaçak Kuran kursu olumsuz

TÜSİAD Başkanı Sabancı: "Polis müdahalesinde iktidarın sorumluluk almaması, yasadışı kurslara hoşgörü olumsuz." TÜSİAD YİK Başkanı Koç: "AB resminin bütünlüğü gözden kaçıyor."

İSTANBUL - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği(TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi'ne yasadışı Kuran kursları, YÖK, zina, Ermeni meselesi ve Türk Ceza Yasası damgasını vurdu.
TÜSİAD Başkanı Ömer Sabancı'nın 'Ekonomideki kırılganlık devam ediyor' sözlerine ise Devlet Bakanı Ali Babacan'ın "Sürekli tehdit ve risk olgusunu ön planda tutmak başta işadamları ve sanayicilere zarar verir. Morallerin bozulmasına izin vermemeliyiz. Yakalanan tarihi fırsatı; yersiz endişelerle gölgelememeliyiz. İş dünyası bu konuda çok hassas olmalıdır" cevabı ilgi çekti. Sabancı'nın 'yasadışı Kuran kurslarının laiklik anlayışında bir geri adım olup olmadığının Avrupa Birliği'ne tam üyelik müzakereleri öncesinde tartışma konusu edileceği' yönündeki açıklaması ise salonda alkışlarla karşılandı.
Olumsuz örnekler
Ömer Sabancı, güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanarak gösterilere müdahale etmesi, bu tutumun siyasi sorumluluğunun hükümet tarafından üstlenilmesinin gecikmesi ve alınacak önlemlerde tereddüt edilmesinin, Anayasa'nın toplumsal uzlaşma metni ve TBMM'nin de toplumsal uzlaşmanın fiilen vücut bulduğu bir kurum olduğu unutularak, Anayasa Mahkemesi'nin lağvedilmesi imasında bulunulmasının ciddi olumsuz örnekler olduğunu ifade edip şunları söyledi: "Uluslararası alanda tanınmış yazarımızın kitaplarının imha edilmesi yönünde talimat verilmesi, hükümetin resmi tavrı 'Ermeni meselesini bilimsel platformlarda tartışmak olarak açıklanırken, bu konuyu ele almaya hazırlanan bilim adamlarının 'ülkeyi arkadan hançerlemekle' suçlanması diğer örnekler. TCK'nın tatmin edici düzenleme yapılmadan yasalaşmasının ve yeni yasanın ifade özgürlüğüne olumsuz etkilerinin gündeme getirilmesi söz konusu olacak. Yasadışı Kur-an kurslarına hoşgörü gösterilmesi, laiklikte geri adım olup olmadığı tartışma konusu edilecek."
Türkiye ekonomisinin istikrara kavuşturulması konusunda çok önemli mesafeler kat edilmiş olmasına rağmen, reform sürecinin henüz tamamlanmadığı ve ekonomide kırılganlığın devam ettiği gerçeğinin göz ardı edilemeyeceğini belirten Sabancı, reformların yapılması durumunda eğitim, inovasyon, teknoloji ve sağlık gibi alanlarda devlet ve özel kesimin gerçekleştireceği sürekli ve hızlı dönüşümlerin mümkün olabileceğini vurguladı.
Güç olmanın gerekleri
Sabancı, Türkiye'nin bölgesinde bir güç olmanın gereklerini iyi kavraması gerektiğini vurgulayarak, "Bir yanda, Türkiye'nin enerji köprüsü olmasından veya Kafkaslar, Orta Asya ve Ortadoğu ile tarihi ve ekonomik bağlarından söz ederken, öte yanda bu bölgelerdeki en etkin güç olan ABD ile ilişkilerimizin zaman zaman belirsiz zeminlere kaymasına seyirci kalmayı en hafifinden tutarsızlık olarak görüyoruz" dedi.
Günümüzde çalkantılı bir yapı görüntüsü verse de, AB'nin birkaç yıl içinde bunu aşacağını düşündüklerini ve dünyadaki rekabet koşullarının başka türlüsüne izin vermeyeceğini dile getiren Sabancı, "AB 5-10 yıllık zaman diliminde sorunlarını mutlaka aşacak" diye konuştu.
Koç: Resmin bütünü gözden kaçırılabilir
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mustafa Koç, "Son zamanlarda AB ile ilgili konularda resmin bütününün gözden kaçırılabildiğini ve münferit olaylar etrafındaki tartışmaların AB ile olan ilişkilerimize göle düşürmesine izin verildiğini gözlemliyoruz" dedi.
TÜSİAD YİK toplantısında konuşan Koç, 17 Aralık'ta Türkiye'ye müzakere tarihi verilmesinin ardından geçen sürede umutlarını korumaya devam ettiklerini söyledi. Koç, "Ancak bu süre içerisinde bir yandan dünyadaki ekonomik ve siyasi şartlardaki değişiklikler, diğer yandan ülke içindeki uygulamalarda genel bir rehavet ve yavaşlamanın gözlemlenmesi, özellikle dış politika alanında alınan inisiyatiflerin tatmin edici bir görünüm sergilememesi, mevcut durumu kapsamlı bir şekilde yeniden değerlendirmemiz gerektiğini ortaya koymaktadır" diye konuştu.
İlişkilere gölge düşüyor
Münferit olaylar etrafındaki tartışmaların AB ile olan ilişkilere gölge düşürmesine izin verildiğini dile getiren Mustafa Koç konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Bu bazen Kıbrıs, bazen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin bir kararı, kimi zaman Ermeni meselesi veya herhangi bir ticari kısıtlama olabiliyor.
Olayı kendi çerçevesi içinde çözüme kavuşturmak yerine, her seferinde ilişkinin tümünü tartışmaya açmanın sağlıklı tutum olmadığı ortadadır. Hele Avrupa'daki bazı çevrelerin tam üyelik yerine, imtiyazlı ortaklık önerisini yeniden gündeme getirdiği bir dönemde, bugüne kadar tesis edilmiş ilişkinin gerilemesine izin vermenin kabul edilir yanı olmadığı açıktır. Türkiye attığı her adımda nihai olarak Avrupa Birliği'ni hedeflediğini unutmamalı."