Kadın eve hapsediliyor

Anayasa ve yasalardaki eşitlikçi yapıya, eğitim düzeyinin yükselmesi, ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanmasına karşın, iş yaşamındaki kadın sayısı artmıyor.
Haber: YURDAGÜL ŞİMŞEK / Arşivi

ANKARA - Anayasa ve yasalardaki eşitlikçi yapıya, eğitim düzeyinin yükselmesi, ekonomik ve siyasi istikrarın sağlanmasına karşın, iş yaşamındaki kadın sayısı artmıyor. Her yıl çalışan kadın sayısı düşerken, eve hapsedilen kadın sayısı daha da artıyor. Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'un, CHP'li Gaye Erbatur'un kadın istihdamına ilişkin yazılı soru önergesine verdiği yanıt, iş yaşamında kadının adının olmadığını bir kez daha ortaya koydu.
Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ve Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün saptamalarına göre, kadınların işgücüne katılım oranı 1990'da yüzde 34.1 civarındayken, 2003'de yüzde 26.9'a, 2004'te yüzde 25,4'e düştü. Hanehalkı işgücü anketleri sonuçlarına göre ise Ağustos 2005 tarihi itibarıyla, kamuda çalışan kadın sayısı 628 bin, özel sektörde ise 5 milyon 298 bin kişi olarak tahmin ediliyor. Ağustos 2005 tarihi itibarıyla, çalışan kadınların 15 ve daha yukarı yaştaki kadın nüfusuna oranı yüzde 23,1 olarak gerçekleşti.
Kente indiler iş bulamadılar
1990'da kırsal kesimde yaşayan kadınların yüzde 52'si istihdama katılırken, bu oran 2004 yılında yüzde 30.9'a düştü. Bu oran kentte yüzde 17.1 oldu. 2004 verilerine göre, Türkiye genelinde erkeklerin yüzde 71.9'u, kadınların ise sadece yüzde 25'i işgücüne katıldı. Yaşanan göç sonucu tarımda ücretsiz aile işçisi olan kadınlar kentte istihdam dışı kalıyor. Yıllar itibarıyla tarımdaki kadın sayısında azalma olurken, sanayi ve hizmetler sektöründe aynı oranda artış gözlenmiyor. 1955-1965'te tarımda istihdam edilen kadın oranı yüzde 95 iken, 2004'e bu oran yüzde 53.1'e düştü. Sanayi sektöründe 1955-1965 yıllarında yüzde 2.5 olan kadın oranı 2004'te yüzde 13.4'e, hizmet sektöründe yüzde 2 olan oran ise 2004'te ancak yüzde 26'ya çıkabildi.
Erkek çocukları daha şanslı
Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, kadının işgücü piyassı'na katılımının düşük olmasının nedenlerini ise şöyle sıraladı:

  • Ailelerin var olan kısıtlı imkânlarını erkek çocuk lehine kullanması ile başlayan kadının dezavantajı, eğitim kademeleri yükseldikçe artmaktadır. İşgücü piyasasının gerektirdiği özelliklere sahip olmayan kadınların rekabet etme şartları oluşamamaktadır.
  • Kadınları ev ve iş yaşamlarına uyumlaştıracak mekanizmalar bulunmamaktadır. Kadın, çalışma yaşamının getirdiği ağır koşullar kadar ev içi işler, çocuk bakımı, varsa yaşlı ve hasta bakımı gibi görevleri de yerine getirmek zorunda kalmaktadır. Bu da kadın istihdamını olumsuz etkileyen faktörlerden birisidir.
    Şehre göç, istihdamı olumsuz etkiledi
  • İç göçler sonucu tarım kesiminde üretimin içinde faal olarak bulunan kadınların, kente göç ile eğitimsizlik niteliksiz işgücü ve geleneksel yaklaşım ile üretim alanının dışında kalması, kadın istihdamını olumsuz yönde etkilemektedir.
  • Eş ve aile büyükleri çeşitli nedenlerle kadının çalışmasına izin vermemektedir.
    Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'ne göre; kanunlardaki eşitlikçi yapıya rağmen, kadının niteliksel gelişimini ve işgücü piyasasına girişini sağlayacak gerekli mekanizmaların oluşmaması kadınların işgücüne katılım oranın düşük olmasındaki en önemli etkenlerden biri.
    Eğitim alanında da büyük eşitsizlik var
    Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü'nün verilerine göre, kadınların eğitim düzeyi arttıkça, işgücüne katılım olanakları artıyor. Ancak, halen eğitimin her kademesinde kadınlar için bir eşitsizlik söz konusu. Bu eşitsizliğin gelecekte giderilmesi ümit edilse bile, kadın emeğine vasıf kazandırabilmek için örgün eğitim yanında bilgi ve beceri geliştirmeye yönelik yaygın eğitime de ihtiyaç var. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, kadınların istihdam alanındaki sorunlarıyla ilgili şu saptamalarda bulunuyor:
  • Kadınların hem çalışma yaşamına girmesi, hem de girdikten sonra işte devamları konusunda yasalarda cinsiyete dayalı ayrımcılık söz konusu değildir. Ancak belli iş ve mesleklerin kadınlara uygun işler olarak toplumsal kabul görmemesi, görev dağılımında adil davranılmaması, ekonomik kriz dönemlerinde önce kadınların işten çıkarılması, özellikle kayıt dışı sektörde ücretlerin düşük tutulması gibi bazı ayrımcılık örnekleriyle karşılaşılmakta.
  • İş piyasasında iş ve mesleklerin 'kadın işleri' ve 'erkek işleri' olarak ayrışıp toplumsal kabul görmesinden dolayı, kadınlar ancak geleneksel kadın mesleklerinde yoğunlaşmakta, daha düşük statülü ve ücretli işlerde çalışmaya razı olmaktadır. Bu işler süreli ve geçici çalışmayı, sosyal güvensizliği beraberinde getirmektedir.
  • Kadın işgücü ucuz emek olarak emek-yoğun iş kolları olan tekstil, gıda, hazır giyim, tütün gibi sanayi dallarında yoğunlaşmıştır. Ancak, tarım sektörü ile karşılaştırıldığında bu sektörlerdeki kadın işgücü oranı düşüktür.
  • Tarım sektöründeki kadınlar, çoğunlukla ücretsiz aile işçisi konumunda olmaları, gelir elde etmemeleri, gelir azlığı nedenleriyle, yasal bir engel olmamasına rağmen sosyal güvenlik kapsamına büyük ölçüde girememektedirler.
  • Bir işyerinde çalışmasına rağmen sigortalı olmayan çok sayıda kadın vardır. Ev kadınlarına isteğe bağlı sigortalılık imkânı sağlayan Bağ-Kur uygulaması primlerin yüksekliği, prim ödemede eşe bağımlı olma ve yeterli bilgi sahibi olmama gibi nedenlerle sınırlı kalmakta.
  • Çalışma yaşamına girebilen kadınların çalışma yaşamlarını kısa bir dönemde bitirmesi veya kariyerde yükselme doğrultusunda tüm potansiyelini ortaya koyamamasının temel nedeni, ev ve iş yaşamını uzlaştırma konusunda yaşadıkları sorunlardır. Kadın aile yaşamında çocuk bakımı yaşlı ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri kocası ile veya devletle paylaşmak durumundadır. Ancak ülkemizde kreş, gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumları tüm çabalara karşın yeterli sayıya ulaşamamıştır.