'Maraton koşusu sabır gerektirir'

TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mustafa Koç, Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlamasının, ülkede yaşanan sorunların bitmesi anlamına gelmeyeceğini belirtirken...

İSTANBUL - TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mustafa Koç, Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlamasının, ülkede yaşanan sorunların bitmesi anlamına gelmeyeceğini belirtirken, yaşanan değişime ayak direyenlerin 'taviz veriliyor'çığlıklarının her gün duyulacağını söyledi.
TÜSİAD YİK toplantısında konuşan Mustafa Koç, Türkiye'nin geleceğinin tartışıldığı, masaya yatırıldığı sıcak günlerden geçildiğini anlatırken, "Hepimiz gözümüzü açmış, kulaklarımızı kabartmış 3 Ekim'i bekliyoruz" dedi. Koç, maratonu değil "Kısa mesafeli koşuları seven bir takımın derbi maçlarındaki performansını, tüm bir lig sezonundaki performansından daha çok önemseyen" bir toplum olunduğundan yakınırken, gelişmenin sürekliliği, zaman içinde kat edilen mesafe ile fazla ilgilenilmediğini, mücadelenin yıllara yayılmasının bezdirdiğini, soğuttuğunu anlattı.
Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinde bugüne kadar gelinen sürece de değinen Mustafa Koç, AB ile ilişkilerin zaman zaman dalgalanan seyrinin, daha ziyade gelişmelerin hızlanması ya da duraklamasında etki gösterdiğini, süreci asıl belirleyenin, ülkenin önder kesimlerinin gösterdiği değişim iradesi olduğunu aktardı.
'Ortak çıkarlarımız var'
AB ile ilişkilerde çeşitli krizler yaşandıysa da tarafların uzun dönemli çıkarları ortak olduğu için krizlerin aşılabildiğini, sürecin ilerlemesinin yeniden sağlanabildiğini anlatan TÜSİAD YİK Başkanı Koç, şöyle devam etti: "Burada dile getirmeye çalıştığımız bakış açısı, Türkiye-AB ilişkilerinde önümüze çıkan problemlere, şu üç ilke çerçevesinde yaklaşmamız gerektiğini gösteriyor. Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği bir 'maraton' koşusudur, kararlılık, sabır ve direnç' gerektirir. Krizler sürecin kaçınılmaz unsurlarıdır, çözümün oluşmasında esas olarak tarafların uzun dönemli çıkarları belirleyicidir. 3 Ekim'e de bu ilkeler çerçevesinde yaklaşmalıyız."
'Yabancılar güveniyor'
Müzakerelerin 3 Ekim 2005'te başlamasının önüne engel çıktığı takdirde Türkiye için doğru tavrın, değişim sürecini kesintiye uğratmamak olacağını vurgulayan Koç, ekonomik, siyasal ve sosyal olarak daha gelişmiş bir Türkiye'nin, krizin aşıldığı noktada sürece daha güçlü dahil olacağını, sonuca daha hızlı ulaşacağını, bu dönem içinde Avrupa'nın kendisinde olumsuz gelişmeler meydana gelirse de Türkiye'nin elbette mevcut şartları yeniden değerlendireceğini söyledi.
Koç, Türkiye'nin büyük bir ülke olduğunu anlatırken, "Bütün büyük ülkeler gibi, AB'ye giriş süreci zorlu geçecek bir ülke. Bunu bizden başka herkes görüyor, biliyor. Bir tek biz bu gerçeği doğru temellere oturtamıyoruz. Son zamanlarda gördük ki birçok yabancı şirket, Türkiye'nin gücüne ve geleceğine bizim AB karşıtlarımızdan daha fazla güveniyor" dedi.
AB'nin rüzgârının bile yabancı sermayenin Türkiye'ye olan ilgisinin önemli miktarda patlama yaşanmasına yetebildiğini ifade eden Koç, Türkiyeli ve Türkiyesiz bir Avrupa'nın nasıl şekilleneceğinin Batı medyasının başlıca konusu haline geldiğini, haberlerde ve yorumlarda her gün daha fazla yer kapladığını söyledi.
'Hedefe kilitlenelim'
Mustafa Koç, sözlerine şöyle devam etti: "Öyleyse neden geleceğe dönük değil, geçmişe dönük yaşıyoruz? Neden hedeflerimize kilitlenip her şart altında yolumuza devam edemiyoruz? Her ayak sürçmesinde, her krizde, elde ettiğimiz kazanımları bir çırpıda teslim etmeye, reformları, ilerlemeleri yok sayıp koşarak geri dönmeye çalışıyoruz. Değişimi, gelişmiş ülke standartlarını bir türlü benimseyemiyor, koşulların bizi aşağı çekmesine izin veriyoruz. Bilgiden, bilginin yaygınlaşmasından, konuşan, tartışan, açık bir toplum olmaktan korkuyoruz. Yöneticilerimiz karar süreçlerine toplumu katmayı, kamuoyunu bilgilendirerek gelişmeleri benimsetmeyi beceremiyor. Bu iletişimsizlik uluslararası istikrarda da kendini gösteriyor. Haklı olduğumuz konularda bile kendimizi anlatamıyor, kamuoylarını etkilemeyi başaramıyoruz."
'Güven sorunu aşılmalı'
Mustafa Koç, kendine güven sorununu hızla aşması gereken bir toplum konumunda bulunulduğuna işaret ederken, "Hızla gelişmekten asla korkmamalıyız. Toplumu bilgilendirmekten kaçınmayalım. Geçmişle yaşamayı bırakalım. Bugüne saplanıp kalmayalım. Kafamızı kaldırıp geleceğe bakalım. Geleceğini planlamayan, bugün ne yapması gerektiğini de bilemez" diye konuştu.

'En son dakika bu iş başlar'
3 Ekim'de müzakerelerin başlayacağını düşündüğünü söyleyen Mustafa Koç, müzakerelerin 3 Ekim'de başlamaması halinde ekonomide süreci çok iyi yönetmek gerektiğini belirterek, "Hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam etmemiz lazım. Ama bunun öyle bir sonucun çıkmasını düşünmek dahi istemiyorum" diye konuştu. Koç, bir gazetecinin "Başbakan olumlu bir tavır sergiliyor. Abdullah Gül ise 'Gitmememiz bile söz konusu olabilir' diyor. Siz ne düşünüyorsunuz?" sorusu üzerine, "Bu saatten sonra gitmemek gibi bir şey bence olmaz. Bizim bu işe odaklanıp kararlı bir şekilde, sabırla ve inatla bu işi kovalamamız lazım" dedi. Mustafa Koç, Kıbrıs Rum Kesimi'nin tavrını nasıl değerlendirdiği sorusuna da şu yanıtı verdi: "Rum Kesimi'nin tavrı belliydi, yani böyle olacağı... Tabii bu bizim için çok üzücü bir durum ama bunun üstesinden geleceğimizi düşünüyorum. En son dakika bu iş başlayacak. Ben öyle görüyorum. Ama bu önümüzdeki yıllarda bir ur gibi devamlı Demokles'in kılıcı gibi çıkacak. Özellikle Avusturya'nın da bundan sonraki dönemde başkan olması bir dezavantaj. Ama İngiltere kararlı, bunu çözecek."