Merkez Bankası'ndan kara haber

Merkez Bankası Başkanı Yılmaz: 2009 yıl sonu enflasyonu yüzde 70 olasılıkla yüzde 5-6 aralığında olacak. İşsizlik uzun süre yüksek kalacak


ANKARA - Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, 2009 yıl sonu enflasyonunun yüzde 70 olasılıkla, orta noktası yüzde 5,5 olmak üzere yüzde 5,0-6,0 aralığında olacağının öngörüldüğünü bildirdi.
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, İdare Merkezinde, bankanın "Enflasyon Raporu"nun tanıtımına ilişkin düzenlediği basın toplantısında, enflasyonun 2010 yılı sonunda ise orta noktası yüzde 5,4 olmak üzere yüzde 3,9 ile yüzde 6,9 aralığında gerçekleşeceğinin tahmin edildiğini kaydetti.  Yılmaz, enflasyon oranının 2011 yıl sonunda yüzde 4,9, 2012 yılının 3. çeyreğinde ise 4,8 düzeyinde öngörüldüğünü belirtti.

Konuşmasına, yılın 9 ayına ilişkin enflasyon verilerini değerlendirerek başlayan Yılmaz, bu dönemde enflasyondaki düşüşte gıda ve enerji kalemlerinin rolünün yanı sıra temel mal ve hizmet gruplarındaki enflasyonun da yakın tarihin en düşük seviyelerinde seyretmesinin önemli olduğunu söyledi.
Yılın üçüncü çeyreğinde kamu mali dengesini sağlamaya yönelik vergi ayarlamaları nedeniyle enflasyondaki düşüşün yavaşladığını belirten Yılmaz, dayanıklı tüketim malı vergi oranlarındaki indirimlerin kademeli olarak geri alınmasının da üçüncü çeyrekte tüketici fiyatlarının oluşmasında öne çıkan bir diğer unsur olduğunu kaydetti.
Yılmaz, mevsimsel etkilerden arındırılmış verilere bakıldığında, hizmet grubunda enflasyonun ana eğiliminin tarihsel olarak düşük düzeylerde olduğuna ve grup enflasyonunda yavaşlama eğiliminin temel alt grupların tümüne hakim olduğuna işaret ettiğini söyledi. Merkez Bankası Başkanı, "Bununla birlikte yılın son çeyreğinde hizmet sektörünün kademeli olarak toparlanma eğilimine gireceğini, ancak fiyatların artış hızının ılımlı seyrini koruyacağını tahmin etmekteyiz" dedi.



-ENFLASYONDAKİ DÜŞÜŞ ÜLKEMİZE ÖZGÜ BİR GELİŞME DEĞİL-



Son bir yıl içinde enflasyonda gözlenen hızlı düşüşün Türkiye’ye özgü bir gelişme olmadığını söyleyen Yılmaz, küresel krizin derinleştiği dönemden bu yana talep ve maliyet koşullarının yarattığı baskı sonucu enflasyonun bütün dünyada hızla gerilediğini vurguladı.
Para politikası kurulu kararıyla ilgili değerlendirmelerde de bulunan Yılmaz, Merkez Bankası olarak küresel krizin derinleştiği 2008 yılının son çeyreğinden itibaren enflasyonda hızlı bir düşüş olacağını öngördüklerini ve iktisadi faaliyet üzerinde oluşabilecek potansiyel tahribatı sınırlamaya odaklandıklarını kaydetti.
Yılmaz, bu süreçte bir yandan kısa vadeli faiz oranlarını süratli bir şekilde aşağı çekerken, diğer yandan dengeleyici bir likidite politikası izleyerek kredi piyasasındaki tıkanıklığı gidermeyi hedeflediklerini ifade etti.
Gelişmekte olan ülkeler arasında, küresel krizin derinleştiği dönemden bugüne en fazla faiz indirimine giden Merkez Bankası olduklarını belirten Yılmaz, şöyle konuştu:
"Faiz indirimlerinin başladığı günden bu yana enflasyona ve iktisadi faaliyete dair açıklanan verilerin öngörülerimizi teyit etmesi, para politikası kararlarının beklentiler üzerindeki etkisini güçlendirmiş ve risk primindeki iyileşmenin de katkısıyla piyasa faizleri kademeli olarak gerileyerek tarihteki en düşük düzeylerine inmiştir. Piyasa faizlerindeki bu düşüşte Merkez Bankasının etkin iletişim politikası ve beklenti yönetimi ile Eylül ayında orta vadeli programın tutarlı ve gerçekçi olduğuna dair piyasada oluşan algılamalar da önemli rol oynamıştır."
Ekim ayında kredi koşullarındaki sıkılığı daha da azaltmak ve faiz indirimlerinin etkisini güçlendirmek amacıyla Türk Lirası zorunlu karşılık oranlarında indirime gittiklerini hatırlatan Yılmaz, bu çerçevede yılın son çeyreğinde kredilerde toparlanma eğiliminin kademeli olarak devam etmesini beklediklerini bildirdi.  




İŞSİZLİK


Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, kredi piyasalarındaki sıkılığın devam etmesi ve işsizlik oranlarının yüksek seyretmesinin küresel iktisadi faaliyete ilişkin aşağı yönlü riskleri canlı tuttuğunu belirtti.
Yılmaz, "Önümüzdeki dönemlerde küresel büyümenin tekrar kesintiye uğraması ve bu durumun yurt içi iktisadi faaliyetteki toparlanmayı geciktirmesi durumunda, politika faizlerinde ek bir indirim süreci söz konusu olabilecektir" dedi.
Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, İdare Merkezinde düzenlediği basın toplantısında, yılın son enflasyon raporu olan "Ekim Ayı Enflasyon Raporunu" açıkladı. Yılmaz konuşmasında, önümüzdeki dönemde enflasyon görünümüne ilişkin risklere ve bu risklerin gerçekleşmesi durumunda uygulanması muhtemel para politikası stratejisine değindi.
Son dönemde açıklanan verilerin en kötünün geride kaldığını teyit etse de küresel ekonomideki sorunların henüz tam olarak giderilmiş olmadığına işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti:
"Kredi piyasalarındaki sıkılığın devam etmesi ve işsizlik oranlarının yüksek seyretmesi küresel iktisadi faaliyete ilişkin aşağı yönlü riskleri canlı tutmaktadır. Önümüzdeki dönemlerde küresel büyümenin tekrar kesintiye uğraması ve bu durumun yurt içi iktisadi faaliyetteki toparlanmayı geciktirmesi durumunda, politika faizlerinde ek bir indirim süreci söz konusu olabilecektir.
Yaşanan krizin ve buna karşı uygulanan politikaların yakın tarihte bir örneğinin bulunmaması, enflasyon ve para politikasının görünümüne ilişkin risk oluşturmaktadır. Küresel ölçekte alınan para politikası önlemlerinin iktisadi faaliyet ve diğer temel değişkenler üzerindeki etkisini tarihsel deneyimlere bakarak kestirmek mümkün değildir. Ülkemizde kriz sonrası uygulanan para politikalarının niceliksel genişleme biçiminde olmaması bu riskleri azaltsa da Kasım 2008 döneminden bugüne gerçekleştirilen 1000 baz puanlık faiz indiriminin etkilerinin gecikmeli olarak ortaya çıkacağı göz ardı edilmemelidir. Diğer bir ifadeyle, baz senaryoda uzun süre faiz artırımı öngörülmemesine rağmen, uygulanan politikaların etkilerinin dikkatle takip edilmesi ve konuşmamda çizmiş olduğum çerçevenin dışında beklenmeyen bir gelişme gözlenmesi durumunda, gelişmenin niteliğine göre gereken tedbirlerin gecikmeksizin alınması önem taşımaktadır."
Gelişmekte olan ülkelerin kredi riskindeki nispi iyileşme sonucunda bu ülkelere sermaye akımlarının güçlenmeye devam etmesinin de olası bir senaryo olduğuna dikkati çeken Yılmaz, küresel ölçekte parasal ve mali genişleme sonucunda piyasaya sürülen yüksek miktarlı ve düşük maliyetli likiditenin, risk iştahındaki artışla birlikte gelişmekte olan ülke finansal varlıklarına olan talebi artırdığını ifade etti.
Türkiye ekonomisinde halen kaynak kullanımının düşük düzeyde olması ve ithal girdi fiyatlarını aşağı yönde etkileyecek maliyet şoklarının nihai ürün fiyatlarına yansıma eğiliminin güçlü olması nedeniyle, sermaye girişlerinin hızlanması durumunda kısa vadede enflasyon üzerinde aşağı yönlü risklerin artabileceğini belirten Yılmaz, "Böyle bir durumla karşılaşılması halinde politika faizleri geçici olarak baz senaryoda öngörülene kıyasla daha düşük seviyelere çekilebilecektir" dedi.



-MALİYE POLİTİKASI GELİŞMELERİ YAKINDAN TAKİP EDİLİYOR-



Merkez Bankası olarak, para politikası stratejisini oluştururken maliye politikasına ilişkin gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceklerini vurgulayan Yılmaz, Orta Vadeli Programda öngörülen tutarlı çerçeve mali disiplini sağlamlaştıracak düzenlemelerle desteklenerek daha da güçlendirildiği takdirde, Türkiye’nin kredi riskindeki göreli iyileşmeyi destekleyeceğini bildirdi.
Yılmaz, programda yer alan hedeflerin uygulamada da hayata geçirilmesi halinde, tahmin ufku boyunca politika faizinin tek hanede kalmasının mümkün olduğunu düşündüklerini ifade etti.
Küresel ölçekte bütçe açıklarının hızla yükselmesi, uzun vadede enflasyon beklentileri ve dolayısıyla uzun vadeli küresel piyasa faiz oranları üzerinde yukarı yönlü bir risk oluşturduğuna işaret eden TCMB Başkanı, konuşmasına şöyle devam etti:
"Orta vadeli enflasyon ve para politikası görünümünü oluştururken küresel iktisadi faaliyetteki toparlanmanın yavaş ve kademeli bir seyir izlediği, tasarruf oranlarının uzun süre yüksek seviyelerde kaldığı ve dünya ülkelerinde faiz oranlarının düşük düzeylerde seyrettiği bir çerçeveyi esas aldık. Bununla birlikte, küresel krize karşı alınan mali tedbirler sonucu özellikle gelişmiş ülkelerde bütçe açıklarının yüksek boyutlara ulaşması ve bu politikalardan çıkış stratejisinin henüz netleşmemiş olması, orta vadede küresel piyasa faiz oranlarına ilişkin yukarı yönlü risk oluşturmaktadır. Kuşkusuz, sağlam bankacılık sistemi ve basiretli maliye politikası gibi güçlü yönleriyle ayrışan ekonomiler, bu tür risklerin yansımalarına karşı daha dayanıklı olacaktır."



-PETROL VE EMTİA FİYATLARININ SEYRİ ÖNEMLİ BİR RİSK UNSURU-



Bu çerçevede, içinde bulunulan konjonktürde mali disiplinin önemini vurgulayan Yılmaz, petrol ve diğer emtia fiyatlarının olası seyrinin önemli bir risk unsuru olmaya devam ettiğini kaydetti.
Küresel ölçekte kamu otoritelerinin aldığı dengeleyici tedbirler sonucu bollaşan kısa vadeli likiditenin, gelişmekte olan ülke para birimlerinin yanında emtia fiyatlarını da spekülatif hareketlere maruz bırakabildiğine dikkat çeken Yılmaz, "Dolayısıyla, küresel toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağı bir senaryo esas alındığında dahi, petrol ve diĞer emtia fiyatlarına ilişkin temkinli olunması gerekmektedir" şeklinde konuştu.
Mevcut durumda Türkiye’de talep koşullarının halen zayıf olmasının, yukarı yönlü maliyet şoklarının yurt içi fiyatlara geçişini sınırladığını ifade eden Yılmaz, bu nedenle, özellikle yurt içi kaynak kullanımının düşük seyretmeye devam edeceği kısa vadede, küresel emtia fiyatlarındaki kısa vadeli dalgalanmalara tepki vermeyeceklerini söyledi.
Emtia fiyatlarında gözlenen artışın küresel büyümedeki kalıcı ve güçlü bir toparlanmadan kaynaklanan enflasyonist bir eğilime dönüşmesi durumunda ise, para politikasının enflasyonu orta vadeli hedeflerle uyumlu tutacak şekilde gereken tedbirleri alacağını vurgulayan Yılmaz, "Merkez Bankası olarak, küresel krizin yurt içi ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerini sınırlamak için üzerimize düşeni yapmaktayız" dedi.

 

 


-BASİRETLİ BİR PARA POLİTİKASI TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL-

 

 

Küresel risklere karşı ekonominin direncini koruması için basiretli bir para politikasının gerekli olduğunun altını çizen Yılmaz, ancak bunun tek başına yeterli olmadığını söyledi.
Orta vadede mali disiplinin sürdürüleceğine dair taahhütlerin ve yapısal reform sürecinin güçlendirilmesinin, beklenti yönetiminin etkinleştirilerek para politikası kararlarının olumlu etkilerinin desteklenmesi açısından büyük önem arz ettiğini ifade eden Yılmaz, bu çerçevede, Orta Vadeli Programın ve Avrupa Birliğine uyum ve yakınsama sürecinin gerektirdiği yapısal düzenlemelerin hayata geçirilmesi konusunda atılacak adımların önemini koruduğunu kaydetti.
Yılmaz, orta vadede para politikası stratejisini belirlerken kamu maliyesine ilişkin gelişmeleri yakından izlemeye devam edeceklerini sözlerine ekledi.



IMF ANLAŞMASI



Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, IMF ile anlaşmaya ihtiyaç bulunup bulunmadığı ile ilgili soru üzerine kısa vadede "biraz daha hızlı büyümek, özel sektörün eline daha fazla kaynak bırakmak ve Hazinenin borçlanma oranlarını azaltmak için dış kaynağa ihtiyaç bulunduğunu" belirtti. Yılmaz, orta ve uzun vade için ise artık "Türkiye’nin kendi işlerini kendisinin görebiliyor olması gerektiğini" kaydetti.
Durmuş Yılmaz, "Enflasyon Raporu"nu açıkladığı basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Yılmaz, IMF ile bir anlaşmaya ihtiyaç bulunup-bulunmadığı yönündeki soruya karşılık, bu ay başında ve geçtiğimiz günlerde yaptığı iki ayrı açıklamanın birbirine çelişik göründüğünü ancak kısa ve orta vadeye ilişkin görüşlerini içerdiğini kaydederek, konuya açıklık getirdi. "Aslında çelişki söz konusu değil, bunlar birbirlerini tamamlayan öğeler" diyen Yılmaz, şöyle devam etti:
"Türkiye krizde likidite yönetimi yapmıyor. Bizim şu anda geldiğimiz nokta, daha önceki IMF anlaşmalarında ihtiyaç duyduğumuz, denizin bittiği yerde IMF’nin kapısına gittiğimiz nokta değil. Şu anda ’biz daha hızlı nasıl büyüyebiliriz’ sorusunu soruyoruz ve bununla ilgili de ’kaynağa ihtiyacımız var mı’ sorusu bulunuyor. Eğer biraz daha hızlı büyümek istiyorsak, özel sektörün eline biraz daha fazla kaynak bırakmak istiyorsak, Hazinenin borçlanma oranlarını azaltmak istiyorsak, bizim bir dış kaynağa ihtiyacımız var. Fakat uzun vadede artık bizim kendi işlerimizi kendimizin görebiliyor olması gerekir. İşte bu orta vadeli program böyle bir adım ve bir daha biz işlerimizi yanlış yaparak denizin bittiği noktada kaynak bulmak için başka bir yerlere gitmemiz gerekmemeli. Mezun olmanın anlamı bu. Birisi orta vadeli. Kısa vadede ise eğer biraz daha hızlı büyümek, hazinenin yüzde 100’ün üzerine çıkan borçlanma oranlarını azaltmak istiyorsak ve reel sektöre kaynak bırakmak istiyorsak, bizim dış kaynağa ihtiyacımız var."
Yılmaz, başka bir soruyu yanıtlarken küresel krizde ikinci bir dalga geldiğinde, ikinci bir faiz indirimi süreci başlatmayı öngördüklerini ifade ederek, "Bunun olma olasılığı nedir diyorsunuz? Sıfır değil, 100 de değil. Sıfır ile 50’nin arasında bir yerde, 50’den az" dedi.



-FONLAMA POLİTİKASINDA ŞU AN DEĞİŞİKLİK YOK-




2010 yılı Hazine borçlanma faizlerine ilişkin tahminine yönelik soruya karşılık Yılmaz, bugün gelinen noktada Merkez Bankasının piyasayı fonlaması açısından herhangi bir değişikliğin söz konusu olmadığını, eldeki veriler çerçevesinde piyasayı fonlamaya devam edeceklerini kaydetti.
Yılmaz, bu konuda likidite yönetiminin nasıl olacağı ile ilgili soru üzerine de şu an fonlama politikasında herhangi bir değişikliğin söz konusu olmadığını, ancak Hazine ile bir çalışma yürütüldüğünü kaydetti ve özetle şunları söyledi:
"Ancak önümüzdeki dönemde IMF ile herhangi bir anlaşma yapılıp yapılmaması, Hazinenin buna paralel fonlama maliyetini aşağıya çekip çekmemesi, onun dışında bizim zorunlu olarak, bunun altını çiziyorum zorunlu olarak çünkü gerçekten bilançomuzda 2010 yılında, 2001, 2000 yıllarında bankacılık sistemimizi yeniden yapılandırmak üzere aldığımız kağıtların vadesi geliyor ve sıfırlanacak. Dolayısıyla dışardan bakan için bizim merkez bankası bilançosu, para kurulu uygulayan bir ülke gibi görünümü olacak. Özellikle İMKB ve ters repo piyasasında yapılan işlemler nedeniyle teminat veriyoruz, teminata ihtiyacımız var.Dolayısıyla bir portföy oluşturmak durumundayız.
Bununla ilgili olarak Hazineyle koordinasyonumuz devam ediyor, üzerinde çalışıyoruz, açıklayıcı bilgiyi sanırım 10 Aralık’ta, 2010 yılı para politikası genel çerçevesiyle ilgili basın toplantısında sizlerle paylaşacağız."
Bu arada Yılmaz, toplantının ardından gazetecilerle sohbeti sırasında bir soruyu yanıtlarken ellerinde 18 milyar liralık hazine kağıdı olduğunu, vadesi gelecek tutarın 8 milyar lirayı bulduğunu bildirdi.



-2010 BÜTÇE BÜYÜKLÜKLERİ, MALİ ÇERÇEVEYE UYGUN-




Bir gazetecinin Türkiye’nin gelecek yıl krizden çıkma stratejisinin özel tüketim harcamalarının artmasına dayandırıldığına işaret ederek, "2010 bütçesi büyüklüklerini gerçekçi bulup bulmadığını" sorması üzerine Yılmaz, önümüzdeki dönemde çizilen bu çerçeve içinde iktisadi faaliyette toparlanmanın kademeli ve yavaş olacağını, ilk çıkışın da özel tüketim talebinden geleceğini düşündüklerini anlattı. Yılmaz, "Biz meclise sunulmuş olan bütçenin öngördüğü büyüklükleri, daha önce ortaya konulan mali çerçeveye uyduğunu düşünüyoruz ve politikalarımızı da ona göre oluşturduk" dedi.
Durmuş Yılmaz, 2010 yılı için öngörülen memur maaş artışlarının enflasyon hedefleri açısından değerlendirmesi sorulduğunda da söz konusu artış oranlarının bütçe büyüklükleri içine yerleştirildiğine dikkati çekerek, bu çerçevede politikalarını oluşturduklarını söyledi. Yılmaz, "Eğer ileride yüzde 2,5 yüzde 2,5’un üzerine ilave bir artış olur, bu da bütçe sınırlarını zorlar ve mali disiplini olumsuz yönde etkilerse, bunun elbette para politikası üzerinde de etkisi olacaktır. Bunu da o zaman düşünmek zorundayız" diye konuştu.



-DOMUZ GRİBİ-



Merkez Bankası Başkanı Yılmaz, domuz gribiyle ilgili bir soru üzerine de bunun ekonomi için bir risk olduğunu belirterek, Merkez Bankası olarak yaklaşık 1 yıl önce "böyle bir durum ortaya çıkarsa ne yapabiliriz" sorusunu gündemlerine aldıklarını söyledi.
Yılmaz, "Özellikle ödemeler sisteminin aksamadan sürmesi ve mali sistemin aksamadan yürüyebilmesi için böyle bir durum ortaya çıktığında bu tür işleri yapan personelimizi nasıl koruyabiliriz sorusunu sorduk ve bununla ilgili olarak da bir takım çalışmalar yaptık. Bizim gündemimizde. Ama bugün itibariyle alınmış, atılmış somut bir şey yok. Ancak kilit personeli etkilemeye başlarsa ne yapabiliriz sorusunun planlaması yapılıyor" dedi. (aa)

 

bigPara.com