Müsteşar övdü TOBB itiraz etti

Hazine Müsteşarı Çanakçı: Cari açık sorun değil. İyi yoldayız. TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlu: Tablo hiç tozpembe değil.

ANKARA - Hazine Müsteşarı İbrahim Halil Çanakçı, son dönemde sıkça tartışılan cari açık, sıcak para ve reel sektörün döviz borçları konusunda iyimser. Cari açığın sürdürülebilir olduğunu, kriz nedeniyle artan tüketim ve yatırım malları talebinin 2005 ve 2006 yıllarında yavaşlayacağı tahmininde bulunan Çanakçı, "Ödemeler dengesinde sürdürülebilirlik sorunu görmüyoruz" dedi. Çanakçı, yabancıların Türkiye piyasasını artık 'emerging market' değil, AB'ye yakınlaşan bir piyasa olarak algılandığına dikkati çekerek, "Türkiye artık çok farklı bir kulvara girmiş bulunmaktadır" dedi.
'Yasalar zaman alıyor'
Müsteşar İbrahim Halil Çanakçı müsteşar yardımcılarıyla birlikte, dün ilk kez basının önüne çıktı ve Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleriyle sohbet toplantısında bir araya geldi. Çanakçı, IMF heyetinin Türkiye'ye gelmesinin üç reformla ilgili çalışmaların sonuçlanmasıyla önümüzdeki hafta netleşeceğini belirtirken, heyetin teknik ve rakamların güncellenmesi amacıyla geleceği bilgisini verdi. Müsteşar Çanakçı, üç reformdaki gecikmeyi de "Çok kapsamlı yasalar, mutabakatı sağlamak vakit alıyor" diye açıkladı.
Son dönemde sıkça tartışılan 'borç silme' tartışmalarına "Bunun ekonomiye maliyeti daha ağır olur" yanıtını veren Çanakçı'nın mesajları şöyle:
BÜYÜMEYİ ÖZEL SÖKTÖR SÜRÜKLÜYOR: 2004 yılında büyümeyi yüzde 8-9 aralığında bekliyoruz. Büyümenin yapısı değişti, büyümeyi sürükleyen özel sektörün yatırımları.
ENFLASYONDAKİ DÜŞÜŞ KALICI: Ekonomi programının ilk yıllarında kredibilitenin eksikliğiyle enflasyon bekleyişleri hedefin üzerindeydi. Bu yıl hedef yüzde 8, bekleyişler yüzde 7.6. Piyasa aktörleri tarafından enflasyondaki düşüş geçici değil kalıcı olarak algılanıyor.
CARİ AÇIK: Açığı artıran iki faktör var. Petrol gibi artan enerj fiyatları ile kriz nedeniyle ertelenmiş tüketim ve yatırım malları ithalatı artırdı. Burada bu yıl ve 2006'da yavaşlama öngörüyoruz. Bu arızi artışın tekrar etmeyeceğini öngörüyoruz.
NET HATA VE NOKSAN: Ödemeler dengesinde net hata ve noksan 3 milyar dolar. Bu ya açık 15.5 değil, 12.5 milyar dolar ya da 16.3 milyar dolar sermaye girmiş demektir. Kamu kesimi geçen yıl 2.8 milyar dolar sermaye girişi sağlamış. Bankacılık sektöründe net giriş 500 milyon dolar. Esas sermaye girişi reel sektörün kredileri 8.2 milyar dolar. Bunun 1.5 milyar doları hisse senedi, kalanı reel sektörün ağırlıklı orta ve uzun vadeli kredileri. Ödemeler dengesinde sürdürülebilirlik sorunu görmüyoruz. Ödemeler dengesi kendi gidişine bırakılmış değil. Tedbirler alınıyor. Bu yıl için en önemli nokta yüksek faiz dışı fazla politikasına devam edilmesidir.
REEL SEKTÖR DÖVİZ AÇIĞI: Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu BDDK Başkanı Tevfik Bilgin'in bankacılık sektörünün döviz pozisyon açığı olmadığı, reel sektörün açığına bakılması gerektiği şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine). Reel sektörün dış âleme borcu var ama reel sektörün döviz rezervi de önemli. Borçlar, yatırım ve ihracata yönelik olarak kullanılıyor, çok fazla kaygı ve endişeye gerek yok.
SICAK PARA: Bizim açıkçası herhangi bir endişemiz yok. Yabancıların elindeki kamu kâğıtlarının payı çok sınırlıdır. Ayrıca, dalgalı kur rejimi emniyet supabı gibi hareket etmekte giriş-çıkışları sınırlamakta. Ekonomideki iyileşme devam edecek, sermaye girişi olacaktır, çıkışı değil. Türkiye'ye giren sıcak paraya vergi konulmasına olumlu bakışımız söz konusu değil.
TÜRKİYE EMERGING MARKET DEĞİL: AB'ye verilen 3 yıllık ekonomi programında, toplam 15 milyar dolar yabancı sermaye girişi öngörülüyor. Bu hedef Türkiye için muhafazakâr. Türkiye artık çok farklı bir kulvara girdi. Yabancı yatırımcılar Türkiye'yi artık emerging market, yükselen piyasa olarak görmüyor. Artık AB'ye yaklaşan convergence market olarak algılıyor. Türkiye'nin tahvil ihraçlarına gelen talep hiç görülmemiş bir durum. Spread'ler de Türkiye'nin yükselen piyasalardan ayrıldığını gösteriyor. ABD Merkez Bankası FED'in faiz artırımının etkisiyle son günlerde dalgalanma var, bu durum diğer ülke tahvillerini etkiliyor ama Türkiye hâlâ düşük risk primi ödüyor. Bu Türkiye ekonomisine güvenin somut bir göstergesi.
DIŞ BORÇLANMA BAŞARILI: Türkiye'nin borçlanma başarısını ululararası ortama bağlamak doğru değildir. Uluslararası yatırımcılar, Türkiye'yi ayırıp başka bir noktaya koymuştur. Esas belirleyici parametrelerdeki iyileşme olmuştur.
BORÇ STOKU KARIŞIKLIĞI: Borç stoku değerlendirmeleri kullanılan veriler bazen karışıyor. Hazine üç veri yayımlıyor, ancak Maastricht kriterlerine yakın olan ve uluslararası kuruluşların da esas aldığı gösterge Kamu Net Borç Stoku. 2001'de GSMH'ya oranı yüzde 91 iken bu yıl henüz kesinleşmemiş olmakla birlikte yüzde 64'e geriledi. Borç yükü azaldı; faiz harcamalarının GSMH'ye oranı 2001'de yüzde 23.3 iken, 2004'te yüzde 13.3'e geriledi. Bu yıl yüzde 11.7'ye düşmesini bekliyoruz. Faiz harcamalaranının vergi gelirlerine oranı yüzde 103.3'ten yüzde 55.9'a geriledi. Bunlar Türkiye'nin borç servis yükünün hafiflediğinin çok somut göstergesi. Borç stoku faiz ve kur riskine dayanıklı hale getirilmiş durumda. Borç stokunda mutlak düşüş bütçe açığı sona erdiğinde mümkündür. Bugün borç stoku mutlak olarak her ülkede artıyor.
1 MİLYON İSTİHDAM: İşsizlik oranı arzulanan düzeye gelmedi. Daha fazla düşüş arzu edilirdi, 2004'te özel sektörde 1 milyonun üzerinde istihdam yaratılmıştır. Ancak nüfus artışı ile işgücü piyasasına katılım oranı da yükseldi ve bu işsizlik oranının azalmasını engelledi.
BANKACILIK YASASI: Bankacılık Yasası ile ilgili bir uyumsuzluk, kurumlararası bir gerginlik söz konusu değil. Hazine olarak benim görüşüm, BDDK bünyesinde bulunmuş biri olarak her iki seçeneğin (sorunlu bankaların tasfiyesi ve fona devri) BDDK'nın elinde olması, bankacılık sektörünün sağlığı, güvenliği ve istikrarı için gerekli. Tartışılması gereken fona devir değildir, BDDK'nın seçeneği olmasıdır. Devir, tüm yükümlülüklerin fon tarafından üstlenilmesi anlamına gelmiyor. Bankaların yükünün tam olarak TMSF'ye devri söz konusu değil.
TEŞVİK YASASI: Meclisin karar vermesini bekliyoruz. Ama tasarı alt komisyondaki hali ile dahi kamu maliyesine çok önemli bir maliyet getirmiyor. Hedefleri, dengeleri çok ciddi ölçüde saptırmaz.