Pick-up'tan binek otomobile Nissan

Türkiye'de 1993 yılından bu yana faaliyet gösteren Nissan, tüketici tarafından öncelikle pick-up'larıyla ve 4x4 modelleriyle tanınan bir marka oldu.
Haber: SİBEL ÜNLÜ / Arşivi

İSTANBUL - Türkiye'de 1993 yılından bu yana faaliyet gösteren Nissan, tüketici tarafından öncelikle pick-up'larıyla ve 4x4 modelleriyle tanınan bir marka oldu. Nissan Türkiye'ye gelişinin 10'uncu yılında 2003'te ise Avrupa stratejisine paralel olarak binek otomobillerde de atağa kalktı ve Micra ile başlayan süreçte bu alandaki gücünü de gösterdi. Renault ortaklığının ardından 'düzlüğe çıkma, mevcut rakamdan 1 milyon adet fazla satma ve kârlılıkla marka imajını güçlendirme' şeklindeki üç aşamalı planın üçüncü ayağındaki Nissan, Türkiye'de de satış adetlerini artırıyor.
'Faizde stabilite önemli'
Nissan Türkiye Genel Müdür Yardımcısı İlkim Sancaktaroğlu, otomotiv sektörünün geneline ve şirket özeline ilişkin sorularımızı yanıtladı. 1990'ların başında Türkiye'deki otomotiv pazarı için 1 milyon adetlik satış tahminlerinde bulunduklarını belirterek, "Ancak 2001 yılındaki kriz, ardından daha da kötü bir yıl olan 2002 ve 2003'teki yükseliş gerçekleşti. 2004'te hurda teşviki pazara doping oldu. 2005, 2004'ün etkisiyle iyiydi. İki yılda bir kriz döngüsünden kurtuluyoruz derken, kriz olarak algılamamak lazım ama 2006'da dövizdeki yüzde 20 negatif dalgalanmaya yakalandık. Faiz artınca firma-banka işbirliği azaldı. Bence önemli olan stabilite. Taşıt kredisi faiz oranları ve avroda oynaklık olmadığı sürece firmalar ve tüketici planlamada sorun yaşamaz" dedi.
Türkiye'de pazarın son beş yıl içinde 150 binlerle 700 binli rakamlar arasını gördüğünü, ortalamanın 450 binlerde olduğunu belirterek, bu yıla ilişkin ise "Yılbaşında 600-650 bin adet tahmin ediyorduk. Bu rakamı 670-680 binlere çıkarmıştık. Son gelişmelerle 600 binin altında bir beklentimiz var" dedi.
'Alım için uygun zaman'


Büyütmek için tıklayınız

Sancaktaroğlu, dış ve iç gelişmelerde tüketicinin gerilimin tırmandırılması halinde frene basacağını da söyledi. İçinde bulunulan dönemde fiyatların olması gerekenin altında bulunduğunu belirten Sancaktaroğlu, "Firmalar kendi durumlarına göre kuvvetli kampanyalar yapıyorlar. Tüketici kredilerinin de yeniden kullanılmaya başladığını görüyoruz. Otomobilde alım yapmak için gerçekten iyi bir zaman. Yeni model yılıyla birlikte yeni fiyatlar uygulanacak. 2007 modeller kesinlikle daha pahalı olacak" diye konuştu.
Moda değil müşteri bazlı
Sancaktaroğlu, 20 yıldır otomotivde çalışan bir uzman olarak, tüketicinin alım kararı verirken nelere dikkat etmesi gerektiği sorusuna ise şu yanıtı verdi:
"Öncelikle araçtan ne beklediğini saptayacaksınız. Ben fiyat/değer dengesine bakardım. Aracın problem çıkarma ihtimali de bakacağım ikinci önemli nokta olurdu." Sancaktaroğlu, firma yöneticisi olarak ise tüketicinin karar verirken sözünü ettiği rasyonel kaygıların dışında 'duygusal bağlantıların' devreye girdiğini belirtti. Nissan olarak duygusal bağlantı kurulan markalardan olduklarını ifade eden Sancaktaroğlu, "Müşteri beklentisini dikkate alıyoruz. Bir modeli moda diye takip etmiyoruz" dedi.
Otomotivdeki vergi sorununa da dikkat çeken Sancaktaroğlu, şöyle konuştu: "Uygulamalar sektörün yarattığı katma değer göz önüne alınarak yapılmalı. Otomotiv öncelikli istihdam yoğun bir sektör. Üretici markaların yanı sıra ithalatçı firmalar da yetkili satıcılarda çalışan 3-4 bin kişiye iş kapısı oluyor. İthalattan alınan harçların yanı sıra sektör akaryakıt, yan sanayi ve medyayı destekleyen bir sektör. Kayıt altında, dolayısıyla kontrolü mümkün olduğundan vergi denildiğinde maalesef otomotiv akla geliyor.


İkinci el ithalatında kontrol şart
Uluslararası anlaşmalar nedeniyle yurtdışından ikinci el otomobil ithalatını uzun süre yasaklamanın mümkün olmadığını belirten İlkim Sancaktaroğlu, konuya ilişkin olarak şunları söyledi: "İyi ve kötü örnekler var. İspanya'da kontrollü bir biçimde yapıldı ve ekonomiye zarar vermesi önlendi. Oysa Polonya'da 750 bin adetlik satış birden 350 bine indi ve ülke otomobil mezarlığına döndü. Şu anda ikinci eller Rusya, Türkiye cumhuriyetlerine gidiyor. Ayrıca bunların ülke koşullarına göre modifiye edilmesi gerekir. Motor soğutma, süspansiyon gibi konular yol emniyeti açısından tehlike yaratabilir."


'20 yıldır otomotivciyim'
İstanbul Teknik Üniversitesi'nden mezun oldum, mesleğim elektrik mühendisi; ancak mesleğimi sadece askerlik görevim sırasında yaptım. Otomotive ilgim daha mezun olmadan başlamıştı. Hatta 1986'da Alman 'auto-motor-und-sport' dergisinin lisansını alarak 'Otomot' isimli bir otomobil dergisi yayımladım. üç sayı yayınladıktan sonra bıraktım ve askerlik görevimi yaptım.
Askerlik dönüşünde Otokar'a ürün mühendisi olarak katıldım, Neoplan otobüs projesi, minibüs ürün geliştirme çalışmalarında yer aldım. Daha sonra Land-Rover ile ilgilendim ve genelde yeni ürün/türev geliştirme faaliyetlerine destek verdim. Kuruluşuyla birlikte 1990 yılında GM/Opel Türkiye'ye katıldım ve 2003 yılına kadar bu şirkette bölge müdürlüğü, satış sonrası hizmetler müdürlüğü ve Saab Ülke Müdürlüğü görevlerinde bulundum. Ardından Peugeot'da bilgi işlem ve organizasyon müdürlüğü görevini yürüttüm ve daha sonra Tırsan ve DAF'ta genel müdürlük görevinde bulundum.
Bir süre serbest çalıştım, ki bu sürede de otomotivden ayrılmadım; bayi danışmanlığı ve eğitim danışmanlığı üzerine çalışmalar yaptım. 2004 Kasım ayından bu yana Nissan Otomotiv'de satış-pazarlama-satış sonrasından sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak çalışmaktayım. Kısacası, yaklaşık 20 yıldan bu yana 'otomotiv'ciyim.