'Reform toplumsal dönüşümdür'

10 yıldır gündemde olan sosyal güvenlik reformunda bugüne kadar yalnız kademeli olarak emeklilik yaşı yükseltilebildi. Sağlıktan kurumsal yapıya, tek emeklilik sistemine, kayıt dışının önlenmesini de kapsayan bütünleşik bir reform ise Meclis'e sevk aşamasında.
Haber: HANİFE ŞENYÜZ / Arşivi
DİLEK GÜNGÖR / Arşivi

ANKARA - 10 yıldır gündemde olan sosyal güvenlik reformunda bugüne kadar yalnız kademeli olarak emeklilik yaşı yükseltilebildi. Sağlıktan kurumsal yapıya, tek emeklilik sistemine, kayıt dışının önlenmesini de kapsayan bütünleşik bir reform ise Meclis'e sevk aşamasında. Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Başkanvekili Tuncay Teksöz, "Kanun bu işin yalnız yüzde 5'i, yüzde 95'i toplumun takibi ve talepkâr olmasıyla gerçekleşecek" dedi. Teksöz, mevcut emeklilik sisteminin 'cömert' olduğuna işaret ederek, prime dayalı bir emeklilik sistemi kurulmasının hedeflendiğini söyledi. Teksöz'e göre yeni sistemde bu denge kurulacak ama emekli maaşları azalmayacak.
Teksöz, genel sağlık sigortasının kamuya GSMH'nın yüzde 0,5'i (2.4 katrilyon lira) kadar ek maliyet getireceğini, ancak cepten yapılan sağlık harcamalarını da ortadan kaldıracağı için ekonomiye ek maliyet getirmeyeceğini söyledi. Reformun hedeflerinden biri de nitelikli işgücü yetiştirmek, zira işgücünün ortalama eğitimi 6.7 yıl, yani 8 yıllık temel eğitimin bile altında. Teksöz, Radikal'in sosyal güvenlik reformuyla ilgili sorularını yanıtladı.
Reform hangi sorunlara çare getiriyor?
Reformun temel felsefesi ayrılıkları gidermek. Üç kurum var, beş farklı kamu sigortacılığı uygulaması var. Bunları yeknesaklaştırmak, vatandaşla devlet ilişkisinde vatandaşı birbirinden ayırmamak istiyoruz. İkinci hedef ise kayıt dışı. Önemli bir oranda kayıt dışı istihdam var. Üçüncüsü, kurumsal yetersizlik, kurumlardaki aksaklıklar var. Çok önemli bir diğer unsur kurumların finansman ihtiyaçları. Açıkların düzeyi, bu kurumların varoluş amaçlarını tekrar sorgulamamızı gerektirecek kadar yüksek. Sosyal güvenlik sisteminin temel amacı mutlak ve nispi yoksulluğa karşı koruma sağlamak. Ancak, borçla kapatılan sosyal güvenlik açıkları, yüksek faize yol açıyor, bu da gelir dağılımını daha da bozuyor. Son 10 yılda aktarılan kaynaklar, Türkiye'nin toplam borç stokundan daha fazla. O zaman sistemi tekrar sorgulamak gerekiyor.
Peki ne yapılacak? Sosyal güvenlik sistemi prim ödeyen insanların dayanışmasından başka bir şey değildir. Bu dayanışma nesillerarası, yaşlılararası dayanışma. Bu nedenle uzun dönemli aktüearyal dengelerin kurulup sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması gerekir.
Prim ödeme kolaylıkları da var yeni düzenlemede...
Örneğin, iki dönüm zeytinliği bulunan bir sigortalı. Bir yıl çok ürün, bir yıl az ürün alıyor. Mevcut sistemde geliri az da olsa zorunlu olarak prim ödettiriyoruz. Ne oluyor fiilayatta, gelirine tescil yapılmış ama ödeme kabiliyeti olmayan kesimin önemli bir miktarda Bağ-Kur'a borcu var. Bu borçlar da sürekli artıyor. Yeni sistemde bu kesim için borç tahakkuku da olmayacak. Ne zaman ödeme kabiliyeti doğarsa o zaman gelip primini ödeyecek.
Ayrıca, esnek ödeme yöntemi de getiriyoruz. Mevcutta her ay prim ödemek zorunda sigortalı. Yeni sistem dönem dönem kazançları, hasat dönemi gibi dönemlerde ortaya çıkan kazançları da topluca ödeme imkânını tanıyor. Peşin öderse iskontolu ödeyecek, yıl sonunda öderse paranın değerini koruyan ama gecikme faizi olarak tanımlanmayacak bir faizle primi ödeyebilecek. Bu tür kolaylıklarla vatandaşa yakın vatandaşın sahip çıkacağı bir sistem kurmaya çalışıyoruz.
Prim yükü azaltılamıyor...
Temel amacımız kaynağı artırmak değil, mevcut kaynağımızı daha iyi kullanmak. Kaynağı da artırmak istiyoruz ama yanlış kullanımı da düzeltmek istiyoruz. Kaynağı arttırırken de ilave işgücü maliyeti yaratmamak istiyoruz, temel hedeflerimizden biri bu. Azaltamıyoruz ama artırmamayı da hedefliyoruz.
Sistemdeki kayıt dışılık için nasıl bir çözüm öngörüyorsunuz?
Yevmiyeliler, kendi hesabına çalışanlar kayıt dışı istihdamın büyük bir yüzdesini oluşturuyor. Bu kesimde bulunanlar aynı zamanda işsizlerden daha yoksul. İşte yevmiyeli kesime de sisteme kolay katılımı getiriyoruz.
Bu kesim zaten yoksul, en az asgari ücret üzerinden prim ödeyecek? Katılım çok kolay gözükmüyor öyle değil mi?
Daha ucuza sosyal güvenlik sağladığınız zaman, farklı kriterlerle sosyal güvenliği sağladığınız zaman ayrımcılık olur, bu kaçağın da artmasına yol açıyor, kanunun da felsefesine aykırı. Ama bu tür güçlüğü olanlar temel olarak sosyal yardım kapsamında hizmet götürülmesi gereken kesimlerden. Söz konusu reformun önemli bir ayağı sosyal yardımlar. Bu kesimleri kapsayarak sosyal yardımla desteklemek ama daha sonra bu kesimleri yardım almaktan kurtarmak. Nedir o, iş olanağı kazandırmak ve bunun için önemli bir kaynak aktarmayı da planlıyoruz.
Önümüzdeki dönemde çalışabilir nüfusun artacağı bir döneme giriyoruz. Fırsat penceresi olarak tanımladığımız bu dönem 20-25 yıl sonra tersine dönecek ve yaşlı kesimin payı artacak. Bu dönemde yapmamız gereken, çalışabilir kesime bir işgücünün niteliğini artırıp katmadeğeri yüksek istihdam alanları bulmak. Türkiye'nin hem nitelikli işgücü hem de yatırım açığı var. Bunu ücret yapısında görüyoruz. Ücretler birbirinden çok farklı. Oysa, gelişmiş ülkelerde böyle değildir. Asgari ücretle nitelikli birinin aldığı maaş arasında 15 kata kadar fark olabiliyor, gelişmiş ülkelerde bu fark 5-6 katı kadardır.
Kayıt dışılıkta hedefiniz nedir?
Bütün çabamızı kayıtlı istihdamı artırmaya dönük olarak kullanıyoruz. Yüzde 47-48 seviyesindeki kayıtlı istihdam oranını 52-54 seviyesine çekmek istiyoruz. 70 yıllık bir projeksiyonda düşünülünce bu yüksek bir artış.
Yeni sistem en az 9 bin işgünü prim ödemeyi gerektiriyor. Yevmiyeli çalışanların bunu tamamlaması mümkün mü?
Bu süre 25 yıllık çalışmaya eşit. Yeni sistemde emeklilik yaşı ile birlikte çalışma süresi de artıyor, ortalama 38-40 yıl çalışma süresi var. Burada da farklı uygulama yapılmaması felsefesi var. Ama, 5 bin 400 işgünü prim ödeyerek, 3 yıl geç olmak kaydıyla da emekli olma imkânı var mevcut düzenlemede.
Türkiye'de yaşlılık nedeniyle çalışamayanlar dışında kimse çalışma hayatından çekilmiyor, iş bulduğu ölçüde çalışıyor. Emeklilik sisteminin gerçekten çalışılamayacak bir yaşı hedeflemesi ve o dönemde de doğru dürüst bir emekli aylığı vermesi gerekiyor. Türkiye'de uygulanan sosyal güvenlik sistemi cömert sistemlerden birisi olarak tanımlanabilir.
Mevcut sistemde çalışırken alınan aylık kadar emekli maaşı bağlanıyor. Bu oran SSK'da yüzde 98, Emekli Sandığı'nda yüzde 106, Bağ-Kur'da 127. Bu durumda tabii ki olabildiğince erken emekli olmak avantajlı. Emekli aylığınız var, bu da çalışırken bir garanti ve dolayısıyla daha ucuza çalışmayı getiriyor. İşverene daha az maliyetimiz var. Ama emekli aylığı bu değil, bu amaçla kurulmuş bir aylık değil.
Bu durumda kaç kişi var?
6 milyon 400 bin civarında emekli aylığı alan var ama emekli olduğu için işgücünü katılmayan 3 milyon 200 bin kişi var. Kalan bölümü işgücüne katılıyor ama bunların bir bölümü işsiz olabilir. Ama emekli olma şansı bulamamış işgücü, emekli maaşı nedeniyle daha aza razı olan bu kesim nedeniyle çok daha düşük bir ücrete razı olmak durumunda kalıyor. Emekli olarak çalışanların sayısı küçük bir rakam değil 2.5-3 milyon kişi. Çalışanlardan yapılan kesintilerle yine çalışan emeklilerin maaşları ödeniyor. Yani çalışanlar çalışanları finanse ediyor. Bu durum da çalışma hayatının yanlış kurgulanmasına sebep oluyor. Bu çok temel sorunun çözümü de bugünden yarına mümkün değil.
Erken emeklilik çalışma hayatındaki risklerin yüksekliğinden kaynaklanıyor. Bu riskler o kadar yüksek ki insanlar bir an önce bu belirsizlikten kurtulmak, sabit bir gelire kavuşmak istiyor, onu da anlamak lazım. Bu nedenle çalışma hayatındaki belirsizlikleri de gidermek lazım. İşsizlik sigortası gibi. Onun için kapsamlı düzenlemelere ihtiyacımız var.
Reform nasıl bir eğitim modeli öngörüyor?
Türkiye'de nitelikli işgücüne talep var ama az nitelikli işgücü bulunuyor. Türkiye'deki işgücünün ortalama eğitim süresi 6.7 yıl seviyesinde bulunuyor. Eğitim seviyesi çalışma hayatının bir parçası bu ve sosyal güvenlik reformundan ayrı düşünülemez. İş alanı yaratmamız lazım, dolayısıyla yatırım, büyüme ve istihdam döngüsünü işletecek biçimde kurmak lazım. İşgücünü eğiterek, Türkiye'de nitelikli istihdama geçmemiz lazım.
Yatırımın cazibe yaratabilmesi için faizlerin düşmesi gerekiyor. Bu nedenle sosyal güvenlik reformu önem taşıyor. Açıkların eğilimini değiştirmek ve faizlere etkisini azaltmak için. Eğitim önemini artırarak önümüzdeki 10 yılların konusu olacak. Mesleki eğitim, kariyer eğitimi önemli olacak. Artık nalbantlık eğitimi vermenin anlamı yok.
Tasarılar tartışmaya açıldı, uygulama ne zaman?
Biz sosyal güvenlik reformuna dönük çalışmaları yaparken önce sosyal taraflarla ne yapacağımızı konuştuk ve önerilerini aldık. Son dönemde yasa metinlerinin yazımına geçildi.
Sosyal taraflarla 5 Ocak'ta toplanıp önce temel kanun tasarılarını tartışacağız, sonra kanunları olgunlaştıracağız. Komiteler oluşturacağız, bir günde görüşleri alıp bitirmeyeceğiz. Olmuş olmamış değil katkı bekliyoruz. Bir anlamda yeni bir süreç...
Emeklilik sigortaları kanunu uygulama için yılbaşı gerektirdiği için 2006 yılı başında yürürlüğe girmesini bekliyoruz. Genel Sağlık Sigortası 2005'in sonunda yürürlüğe girecek yasa çıktıktan sonra pilot uygulamalar başlayacak. Kurumsal yapı ise 2007 sonuna kadar uygulama alanı bulacak.
Bu reform bir toplumsal dönüşüm projesidir, zihniyet değişikliğini yansıtıyor. Vatandaş odaklı, ayrımcı yaklaşımı olabildiğince engellemeye çalışan bir yapı kurmaya çalıyor.
Yasa çıkarmak bunun yüzde 5'ini gerçekleştirmek anlamına geliyor. Yüzde 95'i sürekli takip etmekle olacak. Bunu takip edecek de toplum ve onların temsilcisi olan sivil toplum örgütleri. Kanunlar çıkınca her şey değişmeyecek, toplumun talepkâr olması gerekiyor.
Kamuoyuna yansıyan devletin sosyal güvenlik sistemine prim katkısında bulunması da tasarıda yer almıyor, neden?
Sosyal yardımlar ve hizmetler zaten devlet katkısıyla yapılıyor. Şimdi belli bir ölçüde prim katkısını da karşılamaya karar verdik. Devlet de işveren gibi sisteme katkıda bulunacak. Bu prim katkısının hangi oran üzerinden olacağı konusunda henüz tam bir uzlaşma olmadı. Önemli olan devletin katkıda bulunuyor olması, bu oran çok önemli değil.
Genel Sağlık Sigortası'nın (GSS) maliyeti üzerine çok farklı yaklaşımlar var. Sizin öngörünüz nedir?
1972 yılından beri GSS'ye geçiş öngörülüyor ama bu geçiş bugüne kadar hep maliyet nedeniyle ertelendi. GSS, sağlıkta dönüşüm programıyla birlikte uygulamaya geçecek. Uygulamaya geçilmesi verimlilik artışını beraberinde getirecek ve bunu GSS'nin ilave maliyetlerini karşılamak için kullanabiliriz, tabii eğer, doğru bir yapılanma sağlarsak.
GSS'ye geçilmesiyle toplam kamu maliyetlerinde GSMH'nın yüzde yarımı (0.5) kadar bir artış olması öngörülüyor. Söz konusu artış toplam maliyetlerde bir artış anlamına gelmiyor. Sağlık harcamalarının yaklaşık yüzde 30-33'ü cepten karşılanıyor. Cepten karşılamada azalma kamunun finansman yükünde artış olacak. Ülke ekonomisi açısından baktığımızda ek bir maliyet artışı olmuyor.
GSS sağlık alanındaki özel sigortacılığı olumsuz etkilemez mi?
Türkiye'de 700 bin kişi özel sigortaya tabi ve bu kesimin yüzde 70'ı SSK'lı. GSS'ye rağmen özel sağlık sigortaları yoluna devam edecek ve varlığını sürdürecek. Kamu sigortacılığına özel sigortalar çok kolay adapte olur, kendilerine sistemde yer bulabilirler.
Ben bu konuya ilişkin olarak sizin adınıza ilave iki soru daha sorayım: Bir, özel sağlık sigortasını tercih hakkı olacak mı?
Hayır, GSS herkesin katılmak zorunda olduğu bir sigorta. Sigorta işi bir dayanışmadır. GSS hiçbir sınırlama olmadan bütün riskleri üstlenecek, bu alanda riski düşük ve yüksek gruplar var. Özel sigortalar riski az olanları alır, GSS'ye ise sadece riski yüksek gruplar kalır. Bu da sistemi batırır.
İkinci soru ise şu: GSS sigortalının masrafların tümünü karşılayacak mı?
GSS tüm sağlık harcamalarını kapsayacak. Hastanelerin ilave para istemelerinin önüne geçecek. Burada bir tek istisnamız var, o da sağlık kurumlarındaki otelcilik hizmeti.
Sosyal güvenlik açıkları azalacak
Yeni sistemle sosyal güvenlik açıkları üzerinde hemen bir ortaya çıkmasını bekliyorsunuz, bir azalma eğilimi yaratmasını bekliyorsunuz, bu nasıl olacak?
Açıkların seyri hemen etkilenecektir, yani yeni sistem açıkların yönünü değiştirecektir. Emeklilik sisteminde açıklar azalmaya başlayacaktır. Her yeni yıl finansman dengesi açısından bir öncekine daha iyi olacaktır. Tabii ki hemen sosyal güvenlik sistemindeki finansman açığının sıfırlanmasını beklemiyoruz, ama bu konudaki gidişatın ne olduğu çok önemlidir. Çünkü, bu ülkenin uzun vadeli bir yükümlülüğüdür, kamu maliyesinin artan bir yükümlüğü varsa olumsuz, azalan yükümlülüğü varsa azalan bir etkisi vardır faizler üzerinde.
Yeni sosyal güvenlik sistemi devreye girdikten sonra artık herkes aynı bazda prim ödemeye başlayacak.
Emekli Sandığı çalışanları elde ettikleri gelirlerinin daha düşük bir bölümü üzerinden prim öderler, Bağ-Kur'da ise primlerin gelirle bağı yoktur. Ama yeni sistemde herkes kendi geliri üzerinden prim ödeyecek. Tıpkı şu anda SSK'da olduğu gibi. Ama bu konuda bir tavan da var ve bu asgari ücretin 7 katıdır. Onun üzerinde kalan bölüm için prim ödenmeyecek. Getirilen sistemin maliyet artırıcı bir etkisi olmayacak, SSK ve Bağ-Kur'lular açısından.
Açıkların makul seviyeye çekilmesi 2040 yılını buluyor...
Dünyanın hiçbir emeklilik programında yapacağınız değişiklikler bugünden yarına bir şeyleri değiştirmiyor. Sonuçları ancak 20-25 sene sonra almaya başlarsınız. Kuruma prim olarak ödenen her kuruş, uzun vadede yükümlülük getiriyor. Üç nesli kapsayan bir finansman dengesi, üç nesli birden gözeten bir şekilde kurulmalı. Aktüeryal denge de zaten bundan farklı bir şey değildir.
Emekli maaşları mevcut seviyenin altına inmiyor
Emekli maaşları ne zaman eşitlenecek?
Şu andaki emekli maaşları neye göre artıyorsa o şekilde artmaya devam edecek. Aylık bağlama oranı yeni sistemde yavaş yavaş düşecek. Bunun ne kadar azalacağına henüz karar verilmedi. Emeklilik yaşı da yeni sistemde artacağı için gelir projeksiyonları emekli aylıklarının azalacağını göstermiyor. Şu andaki seviyenin altına inmeyecek.
Başlangıçta yüzde 1.5 olarak öngörülen aylık bağlama oranının artması da gündemde. Bu oranın yüzde 2 olduğunu düşünürsek 25 yıl çalışan biri brüt maaşının yüzde 50'sini, 50 yıl çalışan da yüzde 100'ünü emekli maaşı olarak alabilecek.
Yeni sistem yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için eski hesaplama yöntemi, yeni sistemde geçirilen her sene için de yeni hesap uygulanacak. (örneğin 25 yıllık hizmeti olan bir ES sigortalısına eski sisteme göre yüzde 75 oranında aylık bağlanıyordu. Ama 24 yılı eski sistemde bir yılı yeni sistemde ise 24 yıl eski sisteme göre, yani yüzde 72 üzerinden kalan bir yıl diyelim yüzde 2 üzerinden maaş bağlanacak ve bu da oranı yüzde 74'e indirecek).
Aylık bağlama oranında hedeflenen seviye yüzde 60-70 aralığı. Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) standardı yüzde 45, 30 yıl çalışmaya karşı. Bizimki 98-127 aralığında.
Çalışırken ele geçenden daha fazla emekli aylığı almayı engellememiz lazım ama makul bir emekli geliri de vermek durumundasınız.
26 yıl sonra ise herkes eşitlenecek. Ama bu aynı maaşı alacaklar anlamına gelmiyor, prim hangi gelir üzerinden yatırılmışsa ona göre emekli maaşı alacak.
Memuriyete yeni girenlere emekli ikramiyesi verilmeyeceği hükmü yer alıyor tasarıda. Bunun mantığı nedir?
Böyle bir mantık yok, böyle bir şey yok, böyle bir amaç da yok. Emekli ikramiyelerinde bir değişiklik yok. Bunlar zaten sosyal güvenlik düzenlemesi değildir. Yasal düzenlemede buna yol açtığı düşünülen bir düzenleme varsa da kaldırılır.