Reformun özü yargıda: Söz, Anayasa Mahkemesi'nin

Cumhurbaş-kanı Sezer, Anayasa Mahkeme-si'nden, 'sosyal güvenlik reformu'nun dokuz kalıcı ve bazı geçici maddelerinin iptalini istedi. Emeklilik yaşının 65'e çıkışı ve yaşlılık aylığının hesaplanışı da başvuruda var.

ANKARA - Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, kamuoyunda 'mezarda emeklilik' getiren yasa olarak tanımlanan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası'nın 9 maddesiyle geçici bazı maddelerinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. Sezer daha önce yasayı bu maddelerin Anayasa'ya aykırılığını gerekçe göstererek veto etmiş, ancak TBMM'den değiştirilmeden ikinci kez geçtiği için onaylamak durumunda kalmıştı. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer yasayı yayımlanmak üzere Başbakanlığa gönderirken, Anayasa Mahkemesi'ne başvuracağını da açıklamıştı. Cumhurbaşkanı Sezer'in yasanın 15 maddesini veto gerekçesindeki bazı tespitleri şöyleydi:
Prim gün sayısı gerçekçi değil: Emeklik için prim ödeme gün sayısının 7 binden 9 bin güne çıkarılması, ülke gerçekleriyle bağdaşmadığı gibi, sendikasızlaştırmanın, esnek ve kayıt dışı çalıştırmanın ve yoğun işsizliğin yaşandığı ülkemizde gerçekçi değildir.
Kadın için 58, erkek için 60 olan yaş sınırının 65'e yükseltilmesi: Ülkemizde ortalama yaşama süresinin 66 yıl olduğu gözetildiğinde, Asayla tüm sigortalılar yönünden emekli aylığı bağlama yaş sınırının zaman içinde de olsa 65'e yükseltilmesi gelecek kuşakların emeklilik hakkına kavuşmasını olanaksız kılacağı gibi, bu niteliğiyle adil, makul ve ölçülü değil.
22 yıl aylık beklenecek: Emekli olma yaşıyla aylık bağlama yaşı arasındaki kimi durumlarda uzun yılları içeren fark ölçüsüzlüğün göstergesidir. Örneğin 1 Ocak 2007'de 18 yaşındayken sosyal sigorta kapsamına giren, 43 yaşında emekli olma hakkı kazanan sigortalı, ancak 22 yıl sonra 65 yaşında aylığa hak kazanabilecektir.
Aylık bağlama oranı düşürülmemeli: Yasayla aylık bağlama oranının düşürülmesinin daha az emekli aylığı anlamına geleceği, bu durumun, çalışanların emeklilik statüsü yönünden olumsuz bir gelişme olduğu açıktır.
Emekli aylıklarının, insan onuruna yaraşır asgari yaşama düzeyini sağlamaktan uzak olduğu gözetildiğinde, bu tutarları daha da azaltan kural adil, makul ve ölçülü değildir.
Emekli aylığı yalnızca TÜFE'ye göre artırılamaz: Emekli aylıklarının yalnızca yıllık TÜFE oranı kadar artırılması, ulusal gelirdeki (GSMH) artış payının, başka bir deyişle gönenç (refah) payının emekli aylıklarına yansıtılmaması, emeklilerin ulusal gelirden aldıkları payın daha da gerilemesine neden olacaktır ki, bu da, sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.