Sabancı: 2009 deprem yılıydı 2010-2011'de artçılar gelebilir

Sabancı: 2009 deprem yılıydı 2010-2011'de artçılar gelebilir
Sabancı: 2009 deprem yılıydı 2010-2011'de artçılar gelebilir

Güler Sabancı, kritik 2010 yılına en hazır kurumun Sabancı Holding olduğunu söyledi.

Dünyada ve Türkiye'de en önemli konunun istikrar arayışı olduğunu vurgulayan Sabancı Holding Başkanı Güler Sabancı, 2010 yılının öngörülen yüzde 3.5 büyümeye rağmen kolay bir yıl olmayacağını söyledi

İSTANBUL - Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, kuvvetli sermaye yapısı ve sağlıklı bir finans kesimi sayesinde Türkiye’nin en zor dönemi geride bıraktığını belirtti. Sabancı, “2008-2009 deprem yıllarıydı, 2010 ve 2011’de ‘artçılar’ gelebilir, ama Sabancı olarak sağlam temeller üzerindeyiz” dedi.
Güler Sabancı, Sabancı Topluluğu çalışanlarına yönelik yayımladığı yeni yıl mesajında, tüm dünyada ve Türkiye’de en önemli konunun istikrar arayışı olduğunu vurgulayarak, yaşanan ekonomik krizin birçok ülkede ciddi tahribata yol açtığını ve bu nedenle gelişmiş ülkeler ve uluslararası kurumların  dünyada istikrarı temin etmek için yoğun çaba harcadıklarını söyledi. 

‘Yapısal reform gerek’
Mesajında sosyal ve ekonomik kalkınmanın kilit kelimesinin istikrar olduğunun altını çizen Sabancı, “Gerek ekonomik gerekse de sosyal olarak yaşanan dalgalanmaların, toplumun her kesimini etkilediği aşikârdır. Ekonomik açıdan baktığımızda, alınacak tedbirler mutlaka işgücü maliyetini aşağı çekecek ve verimlilik artışını özendirecek yapısal önlemleri içermelidir. 2010 yılında bu ve bunun gibi önemli yapısal reformlara odaklanmalıyız” dedi.

‘Krizi reel sektör yaşadı’
Küresel krizin Türkiye’ye yansımalarını ele aldığı mesajında Sabancı şu görüşleri dile getirdi:
“Türkiye’de krizin büyük bölümünü maalesef reel sektör yaşamıştır. 2008 yılı sonu ve 2009 yılının büyük bölümü sıkıntılı geçmiştir. 2009 yılı sonu itibarıyla Türkiye ekonomisinin yüzde 6 civarında bir küçülme yaşayacağı görülmektedir. Bu öngörülenden çok daha önemli ve derin bir düşüştü. Ancak, bu yılın başında verdiğim mesajda belirttiğim gibi, yıl sonuna doğru reel sektörde de bir toparlanma başlamış, sanayi üretimi geçtiğimiz ekim ayında, 2008 ekimine kıyasla yüzde 6.5 büyümüştür. Kuvvetli sermaye yapısı ve sağlıklı bir finans kesimi olan ülkemizin en zor dönemi geride bıraktığını söyleyebiliriz. Ancak 2010 yılı, yüzde 3.5 civarında öngörülen büyümeye rağmen, çok da kolay bir yıl olmayacaktır.  Krizin gerektirdiği önlemler devletin bütçesinde önemli açıklar meydana getirmiş kazanılan makro dengeleri bozmuştur.  Bunların zaman içinde tekrar tesis edilmesi gerekecektir. Dünya çapında bahsettiğim ince ‘krizden çıkış’ dengeleri Türkiye için de çok önemlidir.”

‘Siyaset tehdit ediyor’
Sabancı, Türkiye’de özellikle siyasi alanda yaşanan gelişmelerin  istikrarı tehdit eden boyutlara yaklaştığına dikkat çekerek, “Demokratik açılım çerçevesinde yaşanan diyalogsuzluk ortamı, beraberinde toplumsal gerginliği de getirmektedir. Bu noktada hiç şüphesiz fikir önderlerine ve siyasi liderlere önemli görevler düşmektedir. Toplumun artan gerginliğini azaltacak bir tavır alınması, demokratik yarışmanın yapıcı ve hoş görülü bir çerçeve içinde yürütülmesi, ülke ekonomimizin yaratmak zorunda olduğu istihdam ve büyüme için çok değerli bir istikrar ortamı oluşturacaktır” dedi.

‘Krizin üç yan etkisi var’
Dünya ekonomisindeki gelişmeleri değerlendiren Güler Sabancı, gelecek yıllarda dünyada makul sayılacak büyümelerin görüleceğine inandığını belirterek, 2010 ve 2011’in en hassas konularının  krizden çıkmak için alınan önlemlerin yan etkisi olan üç ana problemi çözmek olduğunu ve bunların da artan bütçe açıkları, işsizlik ve büyüyen likidite fazlasını kontrollü azaltmak olacağını söyledi.
Kriz döneminin ortaya çıkardığı en önemli sorunlardan birisinin de kronik işsizlik olduğuna değinen Sabancı şöyle devam etti: 

‘İşsizlik yapısal bir sorun’
“Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan büyüme düşüşleri önemli oranda işsizlik meydana getirmiştir. Ancak işsizliğin nedenlerini sadece krize bağlamak da önemli bir hata olur. Bizim ülkemizde de olduğu gibi birçok ülkede de bu sorun yapısaldır. Yaşanan kriz neticesinde, faizlerin düştüğü ve yatırıma çeşitli yardımların yapıldığı bir dönem yaşadık. Bu şartların bir müddet daha süreceği de çok muhtemeldir. İşgücünün toplam maliyetini düşürecek önlemler alınmadığı takdirde, büyümenin artmasıyla işsizlik çok azalmayacak sermaye derinliği artacaktır.”
Sabancı mesajında, dünya ekonomisinde iş modellerinin ve iş yapış şekillerinin de yeniden sorgulandığı bir döneme girildiğine işaret ederek, enerji ve sürdürülebilir çevre alanlarının yükselen sektörler olarak öne çıkacağını söyledi. Sabancı değerlendirmesinde şu görüşleri dile getirdi:

‘Enerji fiyatı artacak’
“Dünyanın önündeki önemli bir sorun da büyümenin tekrar başlaması ile enerji fiyatlarında görülen yükselmenin devam etmesi olacaktır. Yükselmenin hangi boyutta ve ne kadar süreceği konusundaki belirsizlik ise endişe vericidir. Aralık ayının başında Kopenhag’da iklim değişikliği konusu görüşüldü. Sevindirici olan şudur ki, ilk kez 120’ye yakın ülkenin liderleri bir konuyu görüşmek için bir araya geldi. Her ne kadar katılım seviyesi memnuniyet verici ise de ne yazık ki Kopenhag’da gerçekleştirilen global “iklim değişikliği zirvesi”nin, müzakerelerin içeriği, ilerleyişi ve sonuçları açısından hedeflerine tam olarak ulaşabildiğini ve beklentileri karşıladığını söylemek zordur.”

‘Doğru tren yanlış vagon’
Türkiye’nin Kyoto Protokolü’ne taraf olmasından sonra, gelecek dönemde muhtemelen iş yapma biçimlerini etkileyecek bazı düzenlemelerle karşılaşılacağını hatırlatan Sabancı şöyle dedi:  “Türkiye’nin Kyoto’da kendisini konumlandırdığı durumun değişmesi gerekiyor. Türkiye treni kaçırmadı, Kyoto Protokolü’nü imzaladı, trene atladı. Ancak, yanlış ve bilet parasını ödeyemeyeceği bir vagona bindi. Mutlaka konumunu değiştirmeli ve bütçesine uygun bir vagona geçmenin yollarını bulmalıdır. Bunun için 2010 yılı kritik bir yıl olacak. Şunu da memnuniyetle söylemeliyim ki; bu yeni duruma Türkiye’de en hazır kurum Sabancı Topluluğu’dur. Çevre konusunda geldiğimiz nokta hem devlet bürokrasisine hem de özel sektör kuruluşlarına örnek olacak konumdadır.” (Radikal)