Sabancı Üniversitesi gelen iş fikirlerinden 60 şirket kuracak

Sabancı Üniversitesi gelen iş fikirlerinden 60 şirket kuracak
Sabancı Üniversitesi gelen iş fikirlerinden 60 şirket kuracak

Prof. Dr. Nihat Berker, MIT öğretim üyeliğinden ayrılarak Türkiye ye geldi. İTÜ ve Koç Üniversitesi nden sonra Sabancı Üniversitesi ne geçti. Bir yıldır rektör olan Berker fizikçi.

Yenilikçi ve yaratıcı girişimleri destekleyen Sabancı Üniversitesi'nin şimdiye kadar ortak olduğu 16 şirketten dördünde değer yarattığını açıkladı. Üniversite şu ana kadar 2 binin üzerinde iş fikri geldiğini ve bunlardan 60'ının şirketleşeceğini açıkladı

İSTANBUL - Sabancı Üniversitesi (SÜ) yeni düşünceleri, öğrencilerin ve öğretim üyelerinin araştırmacı yönlerini ve girişimci yeteneklerini ortak teknoloji şirketleri kurarak ekonomik değer üretme çabalarına hız verdi.
Şu ana kadar öğrencilerden, mezunlardan ve öğretim üyelerinden iki binin üzerinde iş fikri geldiği ve bunlardan 60’ının şirketleşme aşamasında olduğu bildirildi. Yenilikçi ve yaratıcı girişimleri destekleyen Sabancı Üniversitesi’nin şimdiye kadar ortak olduğu 16 şirketten dördünde 90 kat ile 20 kat arasında değişen oranlarda değer yarattığını açıkladı.
Sabancı Üniversitesi akıllı dünyanın akıllı ürünlerini üretmeyi hedefleyen projelerin geliştirileceği ve 50 milyon TL’lik bir yatırımla gerçekleştirilecek nanoteknoloji merkezinin yapımına da hız verdi. Tüm Türkiye ’ye hizmet vermesi planlanan nanoteknoloji merkezinin Mayıs 2011’de hizmete girmesi planlanıyor.

‘Bir koyup, beş alıyoruz’
Sabancı Üniversitesi’ne ABD’deki dünyanın en büyük ve en saygın araştırma enstitüsü MIT öğretim üyeliğinden ayrılarak Türkiye’ye gelen, İTÜ ve Koç Üniversitesi’nde görev aldıktan sonra Sabancı Üniversitesi’ne geçen ve bir yıldır üniversitenin rektörü olan fizikçi Prof. Dr. Nihat Berker, araştırmacı ve girişimci öğrenci yetiştirmeyi amaçladıklarını belirterek, “Öğrencilerin araştırmacı ve girişimci duygularla eğitim alması çok önemli. Bunu biz icat etmedik.
1969 yılında MIT’te Amerikalılar bunu keşfetti ve böylece tüm dünyada araştırmacılığa ve mucitliğe yeni bir ivme kazandırdılar. Sabancı’da da biz bu yolculuğa şimdi hız kazandırmaya çalışıyoruz” dedi. Kendisinin de MIT’te okuduğunu ve yıllarca bu okulda öğretim üyeliği yaptıktan sonra Türkiye’ye geldiğini ifade eden Prof. Berker “Sabancı Üniversitesi de araştırmayı her şeyin üzerinde görüyor. Sabancı’nın başından beri böyle bir yanı olduğu için bugün Sabancı’da rektörüm. Ben fizikçiyim. Fizikte bir koyup beş almak mümkün değil ama Sabancı’da eğitimde bunu sağlayabiliyoruz. Gerçek hayatın problemleri üzerinde kafa yorup araştırmacı bir niteliğe sahip olduğunuzda sorunun yüzde 60’ını daha baştan çözmüş oluyorsunuz” diye konuştu.

Başarı için üç kriter
Bir üniversiteden memnuniyetin ölçülmesinde üç kriter olduğunun altını çizen Prof. Berker bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı: “Mezuniyetten bir yıl sonra sizden çıkan öğrenciler iş bulabiliyor mu? Bizim mezunlarımızın yüzde 90’ı mezuniyetlerinin birinci yılında iş bulduklarını söylüyorlar.
Türkiye’de bu yaş grubundaki işsizliğe bakarsak yüzde 90’lık oran gerçekten müthiş bir rakam. İkinci konu da mezuniyetten beş yıl sonraki memnuniyet testi. Bizim mezunlarımızın yüzde 90’ı beş yıl sonrasında Sabancı’da okuyup mezun olduklarından mutlu olduklarını ifade ediyorlar. Bu da müthiş bir rakam. Üçüncü sayımız da öğretim üyeleri ve üniversiteler arasında araştırmacılık konusundaki rekabetle ilgili. Burada bütün dünya ile rekabet ediyoruz. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi başına düşen araştırma sayısında birinci. En yakın üniversiteden iki misli daha yukarıdayız. SÜ’de öğretim üyesine başına yılda 15 bin avro araştırma bütçesi düşüyor.”

AB ve TÜBİTAK destekliyor
Sabancı Üniversitesi’nin hem Avrupa Birliği 7. Çerçeve Programı’ndan hem de TÜBİTAK’tan sağlanan fonlardan ve hibe programlarından alınan kaynaklarda da önde olduğunu vurgulayan Prof. Berker, “AB 7. Çerçeve Programı kapsamında en fazla fonu Sabancı Üniversitesi aldı. 2009 sonunda bu rakam 5.6 milyon avroya ulaştı. Sabancı Üniversitesi Araştırma Fonu büyüklüğü ise 62 milyon TL’ye yükseldi. 2004-2009 döneminde bu fon kapsamındaki projelerin sponsorlarına bakıldığında yüzde 29’unun AB tarafından yüzde 37’sinin TÜBİTAK ve yüzde 7’sinin de DPT tarafından finanse edildiği görülüyor. Sadece 2009 yılında ise projelerin yüzde 50’sine AB’den destek gelirken TÜBİTAK da yüzde 21’ini finansal olarak destekledi. Bir vakıf üniversitesi olarak bunlar müthiş bir performansa işaret ediyor” diye konuştu.

‘Ekonomik değer yaratacağız’
Sabancı Üniversitesi’nde araştırma değer zinciri olarak adlandırdıkları bir modelin uygulandığını belirten Prof. Dr. Berker, bu konuda şu görüşleri dile getirdi: “Araştırma değer zinciri dediğimiz şeye ekonomi perspektifinden bakıldığında çok önemli değerlerden söz ediyoruz. Bu açıdan üniversiteler fikri mülkiyetin, yani yeniliğin üretildiği veya başkalarının ortaya çıkardığı yeniliğin bilindiği kurumlardır. Ve bu toplumla olan ilişkilerde de çok önemlidir. İyi bir üniversite bilimin üst noktalarında araştırma yapmak zorundadır. Bu araştırmaların sonuçları ortaya çıkmaya başladığı zaman bunu bir şekilde toplumla paylaşırsınız ve ekonominin kullanımına sunarsınız. Uzun yıllar akademik hayat hep şöyle zorlanmıştır; yayın yapmazsanız yok olursunuz, dolayısıyla hep yayın yapma şeklinde şekillenmiştir akademik hayat. Ama son on yıllar içinde biliyoruz ki evet yayın yapılmalıdır, ancak yayın tek başına ekonomik katkı açısından yeterli olmayabilir. Dolayısıyla biz araştırmalarımızın ekonomik değer olarak topluma geri dönmesini destekliyoruz.”
Sabancı Üniversitesi tarafından kurulan İnovent isimli şirket hakkında bilgi veren SÜ Araştırma ve Lisansüstü Politikaları Direktörü Cemil Arıkan ise, şu ana kadar İnovent’e iki bine yakın iş fikri ve planı geldiğini belirterek “Bunların 60’ının şirketleşebileceğini gördük. Şimdi bunların kaynak meselesinin halledilmesi gerekiyor. Patent söz konusu ise patent başvurularının yapılması ve patentin alınması gerekiyor. Şimdiye kadar çok sayıda patent başvurusuna ve bu sürecin yönetilmesine aracılık ettik ve çalışmalarımız da artarak sürüyor.
Sabancı fikri mülkiyetlerin alınması korunması ve bu projelerin yatırıma dönüşmesinde Türkiye’de öncülük yapmaya kararlı. Bu konuda diğer üniversitelerle işbirliği halindeyiz. Bize gelen diğer üniversitelerle yaptığımız görüşmelerde bu çabalarımızı ve bilgilerimizi onlarla da hiçbir şey saklamadan paylaştık. Bu konuda diğer üniversiteler için de bir yol açabilirsek mutlu oluruz. Sabancı olarak sadece bizde değil Türkiye’deki başka üniversitelerde de ortaya çıkan fikri mülkiyetlere de sahip çıkmak ve ekonomik değere dönüşmesine katkı yapmak isteriz. Dünyada patentlerin değere dönen sayısı çok yüksek değildir. Biz ise merkez olarak bu sayıyı artırmaya çalışıyoruz. Bir öğretim üyesi şirket kurma niyetine girmeye başladığında biz üniversite olarak devreye giriyor ve bu süreci yönetiyoruz.” 

‘DPT bize güveniyor’
DPT’nin SÜ Nanoteknoloji Merkezi’ndeki tüm teçhizat yatırımlarını finanse edeceğini, Sabancı’nın da bina ve diğer altyapı yatırımlarını karşılayacağını vurgulayan Berker, ‘DPT’yi nasıl ikna ettiniz’ sorusuna, “DPT son zamanlarda bu konularda çok iyi gidiyor, bize güveniyor. DPT üniversiteler arasında en fazla proje desteğini de bize verdi. Kamuda bu ciddi bir düşünce değişikliği anlamına geliyor. Konu nanoteknolojiyle ilgili olunca bu destek tabii ki çok daha anlamlı hale geliyor” yanıtını verdi.

‘Akıllı çimento-gıda ve organ üretimi yapılacak’
Prof. Dr. Berker, nanoteknoloji merkezinden beklentileri konusunda söz ederken şunları aktardı: “Şimdi atomları üst üste koyarak her şeyi inşa edebilecek bir yere geliyoruz. Birçok örnek proje var. Örneğin akıllı çimento üzerinde duruyoruz.
Daha dayanıklı ve daha hafif çimento nasıl yapılabilir. Patates, buğday gibi gıda tarafında bir dizi proje var. Ayrıca nano teknoloji ile organ üretimi fikri söz konusu. Örneğin bir kalp kası yapabilmek. Mesela şimdi araştırmacılarımız çok yoğun bir şekilde tekstili inceliyorlar. Tekstildeki örgülerin kalpteki örgülere çok benzediğini gördüler.
Bütün bunları yapabilmek için parçacık düzeyinde bu süreçleri başarabilmek ve atom düzeyde kontroller yapabilmek önemli. Bütün bunlar disiplinler arası ortak çalışmayı gerektiriyor.
Bizim şu anda mühendislik fakültesindeki öğretim üyelerimizin yüzde 50’den fazlası doğrudan nano teknolojiyle çalışma yapıyor. Merkezimiz açıldığında nano teknolojiyle ilgili Türkiye’de herkes için burası ortak bir düşünce ve üretim platformu haline gelecek. Sabancı bu işe kendini adamış durumda. Yeni projeler karşısında risk almayı seven bir akademik yaklaşım olduğu için ben de buradayım.” 

Nano Teknoloji Merkezi Mayıs 2011’de açılıyor
Sabancı Üniversitesi’nin 27 milyon TL’si iç kaynaklarca olmak üzere toplam 50 milyon TL’lik bir yatırımla üniversite kampüsü içinde nanoteknoloji merkezi yapmakta olduğunu belirten Rektör Prof. Dr. Berker “Şimdi bütün dünya bizim oyun sahamız. Türkiye’den araştırmacılar ve bilim adamları yanı sıra,  Silikon Vadisi’nden de Moğolistan’dan ya da Yeni Zelanda’dan da gidip uzman getirebiliriz.
Nanoteknoloji merkezimiz ticarileşmeye ve ekonomik değer yaratmaya yönelik konularda çalışacak. Yani daha çok makale yazılıp daha çok konferansa katılalım amacından ziyade, ticarileşmeye yönelik çabalar öne çıkacak. Tabiki her ticarileşmeye yönelik proje başarılı olsa çok daha güzel olur. Ve tabiki özel teşebbüsten çok sayıda kişiyle de beraber çalışacağız. Yönetim kurulumuz özel teşebbüsten kişilerce oluşacak. Türkiye’den başka araştırmacılar da gelip burada çalışabilecekler. Bunu çok önemsiyoruz. Nanoteknoloji merkezimiz Mayıs 2011’de açılacak” diye konuştu.

Fransız yazar demiş ki...
Nanoteknoloji ile Sabancı Üniversitesi’nin  Türkiye’de teknolojinin ufuklarını zorladığı yönünde bir düşünce oluştuğuna ve bundan da mutlu olduklarına değinen Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nihat Berker, “Fransız bir yazarın sözüydü: Hayatta ne yaparsan coşkuyla ve mükemmellikle yapacaksın diye. Biz buna inanıyoruz. Hem coşku önemli hem de mükemmellik önemli. Birisi olmadan öteki olmaz. Hem kulakların kızaracak hem de elin çalışacak” dedi.  (anka)