Sahte bal imaj kaybettirdi

Dünyanın dördüncü büyük bal üreticisi olan Türkiye'nin yanı başındaki Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, her yıl 800 milyon avroluk bal ithal ediyor. Türkiye'nin bu pazardan aldığı pay ise yalnızca 3 milyon avro.
Haber: TUGAY SOYKAN / Arşivi

Dünyanın dördüncü büyük bal üreticisi olan Türkiye'nin yanı başındaki Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, her yıl 800 milyon avroluk bal ithal ediyor. Türkiye'nin bu pazardan aldığı pay ise yalnızca 3 milyon avro. İmajları Avrupa'ya gönderilen sahte ballarla ciddi oranlarda zedelenen Türk balcıları ise üretimdeki kapasitelerini ihracata yeniden yansıtmak için arayış içinde. Agromag dergisi Türk balının imaj sorununu araştırdı.
Türkiye, dünyanın en önemli bal üreticilerinden bir tanesi. Ülke coğrafyasının kıyıdan iç kesime doğru artan rakımı sayesinde bitkilerin çiçeklenme mevsimleri değişiklik gösteriyor ve bu durum da Türkiye'nin arıcılık için çok uygun bir ülke olmasını sağlıyor. Ayrıca dünyadaki ballı bitki türlerinin dörtte üçü Türkiye'de bulunuyor. Bu koşullara rağmen Türkiye'de koloni başına bal üretimi diğer üretici ülkelerin gerisinde kalıyor.
Türkiye'de son dönemde bal ile ilgili yaşanan sorunlar ise en çok ihracatı vurdu. Dünyanın en büyük dördüncü üreticisi olan Türkiye'nin bal ihracatı, 2003'te 39 milyon dolar seviyesindeyken 2004'te 17 milyon dolara, 2005'in ilk yedi ayında ise 3.4 milyon dolara düştü. İhracattaki bu hızlı düşüş, Türk balı imajının zedelenmesiyle yakından ilgili. Dünyanın en büyük bal üreticilerinden olan Türkiye'nin potansiyelini yeniden ihracata dönüştürmesi gerekiyor.
İhracat neden düştü?
Balparmak ve Binbirçiçek Türkiye'nin en büyük iki büyük bal üreticisi konumunda. Bu firmalar ülkemizde en fazla bal üreten ve satan şirketler. İç tüketimde başı çeken Balparmak ve Binbirçiçek yetkilileri, sahte bal ihraç eden firmaların sektöre büyük zarar verdiğini ve doğru yöntemler izlendiği takdirde Türkiye'nin bal ihracatında eskisinden çok daha iyi seviyeye gelebileceğini belirtiyor. Türkiye'de gıda maddeleri ihracatının düşmesinin genelde iki sebebi var. Bunlar kalite ve maliyet sorunları. Bal ihracatındaki düşüş için de aynı iki sebep geçerli. Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak şöyle konuşuyor: "Türkiye'deki arıcıların çoğunluğunun yeterli düzeyde eğitim almamış olması dolayısıyla yanlış uyguladıkları veteriner ilaçları ve arıları çiçeklerdeki nektar yerine sanayi şekeri olarak bilinen yüksek früktozlu şekerlerle beslemesiyle kalite sorunu ortaya çıkıyor".
Bu uygulamalar kısa zamanda daha fazla ürün almayı sağlıyor ancak alınan balın içinde çiçek polenleri değil, şeker bulunuyor. Bu balın testler yapılmadan ihraç edilmesi neticesinde de dış pazarlara sahte bal sürülmüş oluyor. Türkiye'de, uzmanlaşmış ihracat standartlarına uygunluk analizleri yapan donanıma ve kapasiteye sahip laboratuvarların yetersiz olması nedeniyle de sahte bal ihracatı kolaylaşıyor. Çünkü kalitesi düşük antibiyotikli ballar veya tamamen sahte ballar yurtdışına çıkarken bu laboratuvarlar tarafından tespit edilemiyor. Bunun sonucunda da bal konusunda ülke imajı büyük zarar görüyor.
'Markalı ürüne önem verin'
Özen Altıparmak, bal ihracatının düşmesini üretici kaynaklı sorunlara bağlarken, Binbirçiçek Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Yılmaz, ihracatın düşmesinde üretici kaynaklı sorun olmadığını, sadece para hırsıyla hareket eden 45 firmanın bala glikoz ve früktoz katması neticesinde ihracatın baltalandığını söylüyor.
Bal ihracatında sorunlar yaşanmasına karşın Avrupa pazarına ihracatın doğru stratejiler izlendiğinde açılabileceğini belirten Yılmaz, Avrupa'ya işi balcılık olmayan firmaların varillerle bal gönderdiğini ve varillere bal dışı ürünlerin katılmasının daha kolay olduğunu, ancak markalı ürüne hiçbir firmanın başka maddeler katamayacağını ifade ediyor. Türkiye'de markalı üretim yapan firmaların ihracata şimdiye kadar ağırlık vermediğini belirten Yılmaz, bundan sonra Binbirçiçek olarak markalı ürünlerle pazara açılacaklarını söylüyor.
Pazara açılabilmek için firmaların çabalarının tek başlarına yeterli olmayacağına dikkat çeken Yılmaz, Türkiye'nin potansiyelini kullanarak bal üretimini ve ihracatını artırabilmesi formülünün 'birlik olmak'tan geçtiğini belirtiyor. Bunun için Tarım Bakanlığı'nın Bal İzleme ve İyileştirme Kurulu kurması gerektiğini açıklayan Yılmaz, "Bu kurul içerisinde üretici, sanayici ve ihracatçı birlikte yer almalı ve herkes üzerine düşen görevi doğru olarak yapmalı" diyor.
Sahte bal olayları nedeniyle bal ihracatının düşmesi, arıcıların elinde de balının kalmasına neden oluyor. Bu yıl üretimi yapılan balın üreticinin elinde kalmasıyla 75 YTL olması gereken bir teneke balın fiyatı 60 YTL' ye kadar düşmüş durumda. Üretici kanadının temsilcileri zaten bir teneke balın maliyetinin 65 YTL olduğunu belirterek, "Böyle giderse Türkiye'de arıcılık bitecek" diyorlar.
Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak ise bal fiyatlarındaki düşüşün küresel kaynaklı olduğunu söylüyor. Altıparmak, "Yaklaşık 400 bin ton civarında olan dünya bal dış ticaret pazarına Uruguay, Brezilya ve Hindistan gibi yeni ülkelerin girmesiyle fiyatlar düşmüştür" diyor. Bal fiyatlarında bu yıl yaşanan bir diğer sorunun kaynağında ise başrolü tanıdık bir ülke oynuyor: Çin. Geçmiş yıllarda bal pazarının dörtte birine sahip olan Çin, ballarında kullanılması yasaklı antibiyotikleri kullandığı için Avrupa Birliği ve ABD tarafından boykot edilmişti. Ancak engellemenin bu yıl kalkması neticesinde dünya pazarlarında arzın yükselmesi, bal fiyatlarını aşağıya çekmiş durumda.
Bal gelecek vaat ediyor
Balda yaşanan bunca sorun olmasına karşın, sektörün desteklenmesi ve devlet tarafından gereken ilginin gösterilmesi halinde kalkınacağı çok açık. Çünkü Anadolu'nun doğası bal üretimi için bulunmaz hazine. Ancak öncelikle balın kalitesinin artırılması gerekiyor. Bunun için de üreticinin teknik anlamda eğitilmesi gerekiyor. Ayrıca balın kalitesinin Avrupa standartlarına sahip laboratuvarlarda teste tabi tutulduktan sonra ihraç edilmesi gerekiyor. Bu iki unsur sağlandığında üretim ve ihracatın istenen seviyeye ulaşılabileceği belirtiliyor.
Markalı bal üreticileri de 800 milyon avroluk Avrupa Birliği pazarına gözünü dikmiş durumda. Ancak sektör temsilcilerinin de belirttiği gibi, markalı bal üreticilerinin pazarı iyi analiz etmesi ve devletin balcıların üretimini teşvik etmesi gerekiyor. Kaliteli bal üretimi için eğitimli ve bilinçli arıcıların yetiştirilmesiyle Avrupa pazarı kapıları bal üreticilerine ardına kadar açılacağa benziyor.
Türkiye'de arıcılık ve bal

  • Türkiye'de kişi başına yıllık bal tüketimi 1 kg.
  • Ülkenin yıllık bal üretimi 75 bin ton.
  • Türkiye'de 40 bin aile arıcılıkla uğraşıyor.
  • Türkiye'de 4 milyon arılı kovan kolonisi bulunuyor.
  • Türkiye'nin bal ihracatı son üç yılda 10 kat azalarak 3 milyon avroya düştü.
  • Bal üretiminin yoğunlaştığı iller Sivas, Yozgat, Şırnak, Erzincan, Kars ve Ağrı.
  • Dünya standartlarında kovan başına 40-50 kilograma kadar bal alınırken ülkemizde bu miktar en iyi şartlarda 15-25 kilogram arasında değişiyor.
    'Üreticiyi suçlama'
    Üretici kanadından bir temsilci olan Muğla Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Ziya Şahin, bal ihracatında yaşanan sorunların sadece üretici kaynaklı gösterilmesinin yanlış olduğunu belirtiyor. Arıcıların yıllarca başıboş bırakılarak teknik bilgi ve eğitimden yoksun kaldığını ifade eden Şahin, bunu bal kalitesini düşüren bir etken olarak kabul ettiklerini ancak denetimi yapması gereken Tarım Bakanlığı'nın konuya hassasiyet göstermediğini söylüyor.
    İhracatçılara "Balları laboratuvarlarda test ettirdikten sonra alın" diyen Şahin, "Sonradan içine glikoz katılan balları dış pazara gönderip üreticiyi suçlamayın" ifadesini kullanıyor. Şahin büyük bal firmalarının fiyatlarla kolaylıkla oynayabildiğini ve bu konuda şirketlerin özellikle anlaştıklarını iddia ediyor. Buna engel olabilecek bir gücün mevcut olmadığı belirten Şahin, Türkiye'deki üretici birliklerinin büyük şirketler karşısında ekonomik olarak duramadıklarını, ancak iki yılda Muğla markası ile piyasaya açılacaklarını belirtiyor. Bu durumda fiyatları kendilerinin belirleyeceği söyleyen Şahin, "Arıcımızın da emeğine saygı duyacağız" diyor.


    Bu da 'Fıstık Tanıtım Grubu'
    Fıstık Tanıtım Grubu Başkanı Yağcı (solda), fıstıkta Türkiye'nin imajının zedelendiğini belirtirken, ABİGEM Direktörü Suran, "Sorunları mutlaka aşarız" dedi.

    İhracatı yeniden canlandırmak ve fıstığın kalitesini artırmak için 'Fıstık Tanıtım Grubu' kuruldu. Yurtdışında antepfıstığını televizyonlara verilen reklamlarla tanıtmayı planlayan grup, ürün kalitesini artırmak için deçiftçilere seminerler verecek

    Kentler ürettiği sebze ve meyvelerle bütünleşir. Topraklarında hayat bulan ürünler çoğu zaman o kentin zenginliği olur. Gaziantep de bu kentlerden biri. Lezzeti ile ünlenen antepfıstığı 1980'li yıllarda kentin zenginliği olurken, Türkiye'yi de fıstık üretiminde dünyada birinci sıraya taşıdı. 60 bin ton fıstığın yüzde 60'ını ihraç eden Türkiye, 1990'lı yıllarda önce İran'ın ardından da ABD'nin pazara girmesiyle ihracattaki gücünü kaybetti. 2004'te 60 bin ton fıstığın sadece yüzde 5'i ihraç edilebildi. Bu kötü gidişe dur demek ve ihracatı yeniden canlandırmak isteyen Gaziantep'teki kamu kurumları ve sivil toplum örgütleri ise el ele vererek 'Fıstık Tanıtım Grubu'nu kurdu. Amaçları Avrupa'nın lezzet gözdesi olan antepfıstığına hak ettiği değeri yeniden kazandırmak.
    Bugün ihracatı neredeyse durma noktasına gelen antepfıstığı, Gaziantep'in ekonomisinde oldukça önemli bir yere sahip. Öyle ki, fıstık yöredeki 200 bin kişinin geçim kapısı. Bölgedeki işsizliğin çözülmesi de ihracatın artmasına bağlı. Fıstık Tanıtım Grubu Başkanı Zeki Yağcı'ya göre bu hızlı düşüşte yurtdışı pazarlarında yaşanan güven kaybı, yıllara göre oluşan fiyat istikrarsızlıkları ve kalite sorununun payı büyük. Bütün bu etkenler yüzünden Türkiye'nin ürettiği fıstığın pahalı hale geldiğini vurgulayan Yağcı, "Oysa İran'ın fiyatları bize göre ton başına 1500 dolar daha düşük. Ayrıca Türk ihracatçısı Avrupa'da güven vermedi, verdiği sözleri yerine getirmedi. Mesela iç piyasada fiyat yükselince biz malı burada satmaya karar verdik ve yurtdışına göndermedik. Ama verilmiş sözler vardı. Bunlar prestiji Avrupa'da kötü etkiledi" diye konuşuyor.
    Dünyanın en lezzetlisi
    Tanıtım grubunun yeni kurulmasına karşın iki yıldır Avrupa Birliği İş Geliştirme Merkezi'yle (ABİGEM) çalışmalar yaptıklarını söyleyen Yağcı, neler yapıldığına ve yapılacağına dair şu bilgileri veriyor: "Üreticiye eğitimler veriliyor. Çiftçi bilinçlendiriliyor. Yurtdışında pazar araştırması yaptırdık. Şunu gördük: Büyük bir güven bunalımı var. Ancak Avrupalı, antepfıstığının özelliğini biliyor. Antep fıstığı tane olarak küçük ama dünyadaki en lezzetli fıstık. Tanıtım grubu olarak çiftçiden başlayıp işletmelere kadar sürdürülecek bir bilinçlendirme çalışması başlatacağız. Antep fıstığının reklamlarla ve fuarlarla tanıtımını yapacağız. Önümüzdeki ay Almanya'da gıda fuarına katılacağız. Yurtdışında reklam broşürleriyle ülkemizde de tatil köylerinde ve sahil şeridinde turistlere yönelik promosyonlarla antepfıstığının faydalarını anlatacağız. Şimdi sihirli değnekle ihracat hemen başlayacak değil. Ancak bu, büyük bir adım."
    Tanıtım grubunda yer alan bir diğer isim, Güneydoğu Anadolu Kuru Meyve ve Mamulleri Başkanı Abdülkadir Çıkmaz ise, "Şu anda ABD ve İran ile rekabet edemiyoruz. Sadece çerez olarak değil, pastacılıkta ve sanayi ürünlerinde antepfıstığının ihraç edilmesine çalışıyoruz. Fındığın fiyatı, tanıtım çalışmalarıyla 2 bin dolardan 9 bin dolara çıktı. Biz de bu başarıyı yakalamayı amaçlıyoruz" dedi.
    ABİGEM Direktörü Funda Suran antepfıstığının dış pazarda kan kaybetmesinin nedenlerinden birinin aflatoksin olduğunu söylüyor. Kan kaybının diğer nedeninin de fiyat istikrarsızlığı olduğunu anlatan Suran yaptıkları araştırmalara göre eksikleri şöyle sıralıyor: "Antepfıstığı iki yılda bir meyve veren bir ağaç ve bu nedenle fiyat istikrarsızlıkları yaşanıyor. Antep'te fıstık üretimi tamamen doğa şartlarına bağlı. Bir sene doğa şartları kötü giderse üretim düşüyor. Üretimde modernizasyon sorunu var. Bu nedenle senelere göre fiyat dalgalanmaları oluyor. Bu durum fıstığın sanayide kullanımı da olumsuz etkileniyor. Ama başaracağımıza inanıyorum."
    İran en büyük rakip
    İran: Yıllık üretim 200, ihracatı 150 bin ton.
    ABD: Yıllık üretim 100, ihracatı 75 bin ton.
    Türkiye: Yıllık üretim 60, ihracatı 3 bin ton.
    Antepfıstığının sağlığa faydaları
  • Karaciğerdeki yağlanmayı önlüyor.
  • Kolesterolü düşürüyor.
  • Kan şekerini düşürüyor.
  • İçeriğindeki fosfor ve demir, çocuklarda zekâ gelişimine katkıda bulunuyor.
  • 100 gram antepfıstığı vücudun günlük protein, vitamin B1 ve fosfor ihtiyacının yüzde 35'ni karşılıyor.
  • Kroner kalp hastalığı riskini azaltıyor.
  • Antepfıstığı sığır etiyle kıyaslandığında protein yönünden iki kat, fosfor yönünden dört kat daha üstün.
  • Antepfıstığı bol miktarda E, B ve C vitamini içeriyor.