Serdengeçti: Yetki ve sorumluluk hükümette

Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti'nin görev süresi 2006 yılının mart ayında doluyor. Başta Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç olmak üzere pek çok işadamı Serdengeçti'nin bir dönem daha görev yapmasını istiyor. Serdengeçti ise konuyla ilgili tek bir şey söylüyor: "Yetki ve sorumluluk hükümettedir." Serdengeçti'nin diğer mesajları şöyle:
30 yıllık ekonomik istikrarsızlık döneminden sonra, ekonominin normalleşme sürecine girmesinden olumsuz etkilenenler de olmuş, çıkarları sarsılmıştır. Olumsuz görüşler gayet normaldir.
Risklere işaret edip eleştiri ve uyarılarda bulunmamız bazı kesimlerin hoşuna gitmiyor. Merkez Bankası, çekinmeden, iyi veya kötü doğruları her zaman, her koşulda söylemek zorundadır.
Her kesimden eleştiri almamız belki de işimizi doğru yaptığımızın bir göstergesidir. Merkez Bankası başkanları dünyanın en yalnız kişileridir, öyle de olmaları gerekir.
Merkez Bankası'nın bağımsızlığının anlaşılması ve bağımsızlığa sahip çıkacak zihniyetin daha da gelişmesi gerekir. Merkez Bankası yönetimindeki kişilerin duruşu da önemlidir. Güvenilirliğin artmasında bağımsızlığın rolü çok büyüktür.
Merkez Bankası faiz kararlarını alırken her zaman enflasyonun gelecekte izleyeceği seyre bakar. Hedefler tuttuğuna göre para politikası kararları da zamanında alınmış demektir.
Eleştirilerde üslup önemlidir. Özellikle önemli mevkilerdekiler topluma örnek olmalı. Merkez Bankası, hoş olmayan üsluba sahip kişileri dikkate almaz.
Haber: UĞUR GÜRSES / Arşivi

Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti'nin görev süresi Mart 2006'da doluyor. Serdengeçti, başta Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Koç olmak üzere iş dünyasının önde gelen temsilcilerince başarılı görülüyor ve yeniden atanması dile getiriliyorken, çeşitli kesimlerce de eleştiriliyordu. Görev süresinin bitmesine üç ay kala, 'yeniden atanacak mı, gidecek mi?' tartışmaları gündeme oturdu. Merkez Bankası Yasası'na göre beş yıllık bir süre için görev yapan başkanın ataması Bakanlar Kurulu tarafından yapılıyor.
Klasik merkez bankacılar 'poker yüzlü' olarak bilinirler.
Bu tanımlamanın nedeni, çoğu klasik merkez bankacının işini yaparken 'elini belli etmeme' eğiliminden kaynaklanmaktadır.
Nitekim, geçtiğimiz cuma günü, bu söyleşi için Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti ile buluştuğumuzda da, her ne kadar Süreyya bey çağdaş merkez bankacı tanımına uygun (şeffaflık, öngörülebilirlik) hareket ediyorsa da, klasik tanıma uygun merkez bankacı özelliği de kendini gösterdi. Bunlardan biri, henüz söyleşiye başlamadan, televizyonlarda 'Merkez Bankası dövize müdahale ediyor' haberleri belirdi. Serdengeçti'ye sorduğumuzda, gülerek "Öyle miymiş?" diyerek karşıladı. Bir diğeri ise görev süresinin dolmasıyla ilgili sorularımıza verdiği yanıtta kendini gösterdi. Süreyya bey, tek bir yanıtla yetindi "Yetki ve sorumluluk hükümettedir." Bunun dışında, kayıt dışı dahi olsa tek kelime etmiyor!
Serdengeçti: Tartışmalar tamamen benim dışımda
Kamuoyunda, görev sürenizin dolmasıyla ve yeniden atanıp atanmayacağınızla ilgili tartışmalar var. Yeniden atanıp atanmama konusunda ne düşünüyorsunuz?
Bu göreve beş yıl için gelinir, gerektiği gibi bağımsız bir şekilde yapılır. Beş yılın sonunda ise görevlendirme yetki ve sorumluluğu hükümettedir. Bütün dünyada da görevlendirme yasama veya yürütme organı tarafından yapılır.
Bu konuyla bağlantılı olarak olumlu ve olumsuz görüşler dile getiriliyor. Bu tartışmaları nasıl karşılıyorsunuz?
Tartışmalar olması normal. Fiyat istikrarı büyük ölçüde sağlanıp, büyümede de beklenenin ötesinde performans görülünce olumlu görüşler olması gayet normaldir. Ancak, 30 yılık ekonomik istikrarsızlık döneminden sonra ekonominin normalleşme sürecine girmesinden olumsuz etkilenenler de olmuş, çıkarları sarsılmıştır. Para politikasının belli bir sektörü ele almasını, Merkez Bankası'nın yasasında yazmayan amaçları hedeflemesini isteyenler söz konusudur. Onların da olumsuz görüş belirtmeleri gayet normaldir. Bu tartışmalar olacak. Ancak tartışmalar tamamen benim dışımdadır.
Özellikle bazı muhalif siyasal parti temsilcileri, 'görev sürenizin uzatılması temennisiyle son derece iyimser bir hava takındığınız, her şeyi tozpembe gösterdiğiniz' eleştirilerinde bulunuyorlar. Merkez Bankası'nın aldığı kararlarda görev sürenizin doluyor olması ile ilgili bağlantı kurulmasını nasıl karşılıyorsunuz?
İstikrarda alınan mesafeye, elde edilen olumlu sonuçlara işaret etmemiz belli kesimlerin hoşuna muhtelif nedenlerle gitmeyebilir. Risklere işaret edip, eleştiri ve uyarılarda bulununca da başka kesimlerin hoşuna gitmeyebiliyor. Bağımsız ve hesap verebilir Merkez Bankası çekinmeden, iyi veya kötü, doğruları her zaman söylemek zorundadır.
Her kesimden eleştiri almamız belki de işimizi doğru yaptığımızın bir göstergesidir. Merkez bankası başkanları dünyada da en yalnız kişilerdir, öyle de olmaları gerekir.
AB İlerleme Raporu'nda, Merkez Bankası ile ilgili atılması gerekli adımlar sayılıyordu (enflasyon hedefinin 'hükümetle birlikte' değil, tek başına Merkez Bankası tarafından belirlenmesi; banka meclisi üyelerinin görev sürelerinin yeniden ele alınması; başkanın görevden alınması ile ilgili yasal düzenlemenin değişmesi vb.) Bunlarla ilgili işleyen bir süreç var mı?
Katılım ve müzakere sürecinin daha ilerideki aşamalarında ele alınması gerekir. O zaman, eminim yasada başka değişiklikler de yapmak gerekecektir.
2002 yılından bu yana örtük enflasyon hedeflemesi yürütülüyor. Bu süreçte zaman zaman eleştiriler de alıyorsunuz. Yeterince anlaşılamadığını ya da anlatılamadığını düşünüyor musunuz?
Merkez Bankası eskiden bugün olduğu kadar şeffaf değildi, takip edilemiyordu. Ama şimdi her şey açıklanıyor. Ekonomideki gelişmelerle ilgili, politikalarımızla, uygulamalarımızla ilgili detaylı duyurular ve raporlar yayımlıyoruz. Herkes tarafından okunduğunu, anlaşıldığını söylemek mümkün değil tabii. Ama genele bakınca yine de gerek anlatmak gerekse anlaşılmak konusunda çok mesafe alındığını söyleyebilirim.
Haziran ayından bu yana olan süreçte, 'Yaz aylarında faiz indirimleri yapılmadı, son iki ayda enflasyon yüksek çıkmasına karşın faiz indirimi yapıldı' denilerek eleştiriliyorsunuz. Ne dersiniz ?
Biz faiz oranlarına ilişkin kararlarımızda geriye değil, her zaman ileriye bakıyoruz. Enflasyondaki eğilimi görebilmek için çok geniş bir bilgi setini tarıyoruz. Sürekli gelen verilerle bu bilgi seti güncelleniyor. Kendi enflasyon tahminlerimiz var. Bu nedenle, yazın başında ne oldu, sonra ne oldu ona bir bakmak lazım. Yaz başında karışık sinyaller ve belirsizlikler söz konusuydu. Son dönemlerde ise iç talepteki artışın kontrollü seyretmeye devam ettiği, özel kapsamlı TÜFE göstergelerinde aylar itibarıyla kademeli iyileşme olduğu görüldü ve eğilim bugün aşağı yönlüdür. Verimlilik artışının, çıktı açığının devam ediyor olması önemlidir.
Önemli dış gelişmeler de oldu bu sürede. Özellikle AB ile tam üyelik müzakereleri başladı ve bunların da beklentilere olumlu etkisi oldu.
Biz yine de temkinliyiz. Ekonomideki tüm gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Bildiğiniz gibi para politikası kararlarının etkisi gecikmelidir. Bu nedenle bugün alınan kararlar 2006 ve sonrasında enflasyonun izleyeceği seyri etkilemeye yöneliktir. Bunu unutmamak lazım.
'Sadece fiyat istikrarını takip ettiğiniz ve koruduğunuz', 'normal faizlerin 2-3 puan üzerinde bir faizi Türkiye'ye ödettiğiniz' biçiminde eleştiriler de var...
Ekonomi politikalarının nihai amacı ekonomik refahı artırmaktır. Refah ise ancak, sürdürülebilir büyüme ortamı olursa, sürdürülebilir istihdam artışı sağlanabilirse artar. Sürdürülebilirlik için ise ekonomik istikrar ve ekonomik istikrarın önkoşulu olarak fiyat istikrarını sağlamak ve sürdürmek şarttır.
Bu nedenle Merkez Bankası'nın asıl amacı fiyat istikrarını sağlamak olarak belirlenmiştir. Çünkü Merkez Bankası ekonomik istikrara, sürdürülebilir büyüme ve istihdam artışına, refah artışına en büyük katkıyı fiyat istikrarını sağlayarak yapacaktır.
Yıllarca enflasyon ortamından zarar görmediklerini, ancak enflasyon düşünce yeni ekonomik ortama uyum sağlayamadıklarını düşünenlerin bu yaklaşımı benimsemeleri kolay değildir. Merkez Bankası'nın fiyat istikrarını sağlamak üzere kullandığı temel politika aracı kısa vadeli faiz oranlarıdır. Merkez Bankası faiz kararlarını alırken enflasyonun gelecekte izleyeceği seyre bakar. Görevi odur.
Hedefler tuttuğuna göre para politikası kararları da zamanında alınmış demektir.
'Kuru baskı altına almak için faizin yüksek tutulduğu, böylece enflasyonun da kontrol altına alındığı' eleştirileri var..?
Dediğim gibi para politikasından beklenen, fiyat istikrarının sağlanmasından başka olunca eleştiriler de farklılaşmaktadır. Faizlerin yüksek olduğu söyleniyor ama son üç yılda nominal faizler yüzde 70'lerden yüzde 14'lere, reel faizler ise yüzde 30'lardan yüzde 8'lere düşmüştür.
Ama her zaman söylediğimiz gibi gelinen bu seviye yeterli değildir. Faizler genel düzeyinin daha da düşmesi gerekmektedir. Bu ise Merkez Bankası'nın faizini enflasyondan başka unsurlara bakarak suni bir şekilde düşürmesi ile değil; istikrarda, kamu borcunun kırılganlığının azaltılmasında, yapısal reformlarda ve beklentilerdeki iyileşmede daha fazla mesafe alınması ile gerçekleşecektir.
Kaldı ki Merkez Bankası faizi ile faizlerin genel düzeyi arasındaki kuvvetli ve kalıcı ilişki henüz arzu edildiği ölçüde tesis edilebilmiş de değildir. Risk algılamalarına bağlı olarak ilişkinin yönü ve kuvveti zaman içinde değişebilmektedir. Bu nedenle faizlerin genel düzeyi Merkez Bankası faizini takip etmeyebilir. 2005 yılının başından itibaren Merkez Bankası kısa vadeli faizleri sürekli düşürürken şubat ayından eylül sonuna kadar Hazine faizleri Merkez Bankası faizlerinin üzerinde seyretmiştir.
Ayrıca, Merkez Bankası kısa vadeli faizleri ile ilgili önemli bir saptamayı da eklemek istiyorum. Bilindiği gibi Merkez Bankası faiz kararlarının enflasyonu etkilediği birbirinden farklı kanallar vardır: Kredi kanalı, faiz kanalı, varlık fiyatları, beklentiler kanalı. Faiz oranlarını demin söyledim, varlık fiyatları ve kredi kanalları da henüz yeterince etkin olarak işlememektedir. Bu kanallar arasından bugüne kadar en etkili işleyen kanal, beklentiler kanalı olmuştur. Uygulanan istikrar programı ve TCMB'nin verdiği ileriye yönelik sinyaller ve bu sinyallere güvenilmesi sayesinde, son üç yılda özel sektörün yatırım ve tüketim harcamalarında tarihi yüksek seviyelere ulaşılmıştır.
Reel faize gelince, kamu borcu bugün için düşmüş olmasına rağmen halen yüksek ve vadesi göreli olarak kısadır. Ülkemizde evvelden beri yatırımlar tasarruflardan daha fazladır. Yapısal reformlar henüz tamamlanmış değil, devam etmektedir. Tüm bunlar risk algılamalarını dolayısı ile hâlâ yüksek olan reel faizlerin seviyesini belirliyor.
Eğer söylenildiği gibi sadece Türk parasının değer kazanmasıyla enflasyon düşürmek mümkün olsaydı, ülkenin enflasyon sorunu yıllar evvel çözülmüş olurdu.
2006'da da cari açığın 25 milyar dolar olması bekleniyor. İzleyen yıllarda bunu finanse etmeyi sürdürebilecek miyiz?
Makroekonomik istikrarda mesafe alındıkça, ekonominin şoklara karşı dayanıklılığı arttıkça, daha yüksek cari açık miktarlarının sürdürülebilirliği mümkün olmaktadır. Dünyada, diğer ülkelerdeki son dönemdeki tecrübeler de zaten bunu göstermektedir. Üstelik cari açık tek başına krizin bir göstergesi değildir. 1997'de Asya ülkelerinde kriz çıktığında cari dengeleri fazla vermekteydi. Bu çerçevede, cari açığın finansmanına baktığımızda da ödemeler dengesinde sermaye hesabının yapısının değiştiğini görüyoruz. Uzun vadeli sermaye girişlerinin ve doğrudan yabancı yatırımların toplam sermaye hareketleri içindeki payı hızla artmaktadır. 1980-2000 döneminde Ülkemize gelen doğrudan yabancı sermaye miktarı yıllık 500 milyon ABD Doları civarındayken, 2000-2004 döneminde bu rakam 2 milyar ABD Doları'na yükselmiştir. Bu yıl Ocak-Eylül döneminde ise 3.7 milyar ABD Doları doğrudan yabancı yatırım gelmiştir.
Özelleştirmede gösterilen performansın bu sürece katkısı büyük olmuştur. Kısa vadeli sermaye girişinin ise önemli bir kısmı bankacılık kesiminin kullandığı kredilerdir ki bankacılık sektörü kuvvetlendikçe riski de azalmaktadır.
Ayrıca 'yüksek faizin etkisiyle gelen sıcak para sayesinde cari açığın finanse edilebildiği' gibi eleştiriler devam ediyor?..
Sıcak para konusuna gelince, bu ülkede geçmişte reel faiz daha yüksekken sıcak paranın çıktığı dönemler olmuştur. Son dönemde ise reel faizler sürekli gerilemektedir ve hatta tarihi düşük seviyelerine kadar gelmiştir; ancak sıcak para halen giriş yapmaya devam etmektedir.
Buradan yola çıkarak, sıcak para girişi üzerinde bekleyişlerin etkisinin, reel faizin düzeyinin etkisinden çok daha fazla olduğunu düşünüyorum. Ülkemiz ekonomisinin görünümüne dair olumlu bekleyişler sürdüğü müddetçe bu süreç devam edecektir.
Ayrıca, sıcak para sadece yabancı kaynaklı da değildir. Önemli miktarda yerleşikler kaynaklı sıcak para da mevcuttur. Paralarını yurtdışında tutan yerleşikler, ekonomideki sağlanan iyileşme ile birlikte bu yatırımlarını yurtiçine getirmektedir. Ama sıcak paranın etkilerini değerlendirirken, bugün Türkiye ekonomisinin koşullarının geçmişten farklı olduğunu unutmayalım. Dalgalı kur rejiminde döviz kuru riski piyasadadır, dolayısıyla sıcak para getirenler kur riskini taşımaktadır. Kamu kâğıtlarının vadelerinin uzaması, ekonomik temellerin sağlamlaşması sıcak paranın hareketlerini yavaşlatmakta ve olumsuz etkilerini azaltmaktadır.
Para ve döviz politikanızla ilgili eleştirilerde zaman zaman dozun kaçtığına tanık oluyoruz. Bu konuda görüşünüz nedir?
Öncelikle, Merkez Bankası'nın politikalarını yürütürken ekonominin bütününü gözetmek zorunda olduğunun ve belirli bir sektöre veya sektörel sorunlara göre politika üretemeyeceğinin çok iyi anlaşılması gereklidir.
Sonra eleştirilerde üslup önemlidir. Kişilerin eleştirirken kullandıkları üsluba dikkat etmeleri lazım. Özellikle önemli mevkilerde bulunan ya da bulunmuş olanlar, topluma örnek olmakla da sorumludurlar. Son yıllarda yazılan-çizilenlere bakın görürsünüz. Merkez Bankası bu tür üsluba sahip kişileri muhatap almaz.
Bankaya karşı farklı kesimlerden bir 'muhalefet cephesi'nden bahsedilebilir mi? Bunu kategorize etmek olanaklı mı?
Bu yılın başından itibaren muhtelif konuşma ve mülakatlarda sürekli söylüyoruz. Bu kesimlerden bir tanesi evvelden beri faizlerin düşmesini istemez, ama bunu açıkça söylemek yerine sürekli olarak bekleyişleri bozmaya çalışır. Bunlara göre enflasyonla mücadeleye o kadar önem vermemek gerekir, -2001'de söylenmiştir bu-, dalgalı kur rejimi olmaz, sıkı maliye politikasıyla büyüme olmaz , -hayır olmuştur-, para reformu gerçekleştirilemez, böyle gider. Bir diğer kesim, sürekli döviz kuru üzerinde durmaktadır. Bu kesime göre Türk parası aşırı değerlidir. Ne kadar aşırı değerli olduğu konusunda ise her zaman farklı görüşler vardır. Bu kesime baktığınızda, istikrarda kaydedilen ilerlemeye rağmen hâlâ varlıklarını yurtiçinde bankalarda ya da kasalarda veya yurtdışında dövizde tuttuklarını görürsünüz. Bu kesimlerin uğradıkları zararlardan dolayı istikrar programına muhalefet içinde olduklarını söylemek mümkündür.
'Bağımsızlıkta duruş da önemli'
Merkez Bankası'nın tam bağımsız olduğunu söyleyebilir misiniz ?
Öncelikle, bağımsızlık kavramının ne olduğunu anlamak lazım. Bağımsızlık tüm dünyada toplum tarafından yasal süreçler ile bir ihtiyaç sonucunda merkez bankalarına verilmiştir ve aynı zamanda şeffaf, hesap verebilir olmayı da gerektirmektedir.
Bizde de aynı ihtiyacın nihayet anlaşılması sonucunda, 2001 yılında yasası değiştirilmiş ve Merkez Bankası araç bağımsızlığına sahip olmuştur. Şunu hemen belirtmek gerekir ki, mükemmel yasa diye bir şey yoktur. Her zaman daha iyi olabilir. Yasa kadar önemli olan, kişi ve kurumlardaki zihniyettir.
Merkez Bankası bağımsızlığının anlaşılmasının ve bağımsızlığa sahip çıkacak zihniyetin daha da gelişmesi gereklidir. Ayrıca, Merkez Bankası yönetiminde bulunan kişilerin duruşu da her zaman önemlidir. Mevcut yasa bugüne kadar çalıştı. Ancak, her zaman başka yasalarla delme eğilimi de vardı. Öte yandan bağımsızlığın enflasyonla mücadelede, ekonomik istikrarın sağlanmasında ve politikalara güven oluşmasında faydası da görülmüştür. Merkez Bankası'nın güvenilirliğinin artmasında bağımsızlığın rolü çok büyüktür.

Yarın: Enflasyonda eşik nerede?