Sıcak para 'Demokles'in kılıcı gibi

Sıcak para 'Demokles'in kılıcı gibi
Sıcak para 'Demokles'in kılıcı gibi
Eczacıbaşı Holding Başkanı Bülent Eczacıbaşı Türkiye'nin gözde ekonomiler arasına girdiğini söylüyor. Risk ise sıcak para. Eczacıbaşı çareyi katma değerli ürün üretiminde görüyor.
Haber: JALE ÖZGENTÜRK / Arşivi

Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, performansı ile parlayan Türkiye ekonomisinde risk olarak cari açıktaki bozulmanın ön plana çıktığını söylüyor. Merkez Bankası’nın aldığı önlemleri isabetli buluyor ancak sıcak paradan kurtulmanın yolunu ihracatta katma değeri yükseltmek olarak belirtiyor.

Türk ekonomisinin 2010 performansını nasıl buluyorsunuz?
Dünya ekonomisinde ağırlıklar değişir ve eskiden ‘gelişmekte olan’ dediğimiz ülkelerin önemi artarken, Türkiye’nin de artık dünyanın gözde ekonomileri arasında gösterildiğini görüyoruz. Türkiye’nin bölgesel önemi de giderek artıyor. Örneğin, The Economist dergisinde Türkiye için diplomatik ağırlığı ile ‘bölgenin Brezilyası’, ekonomik olarak “Avrupa’nın Çin’i” benzetmesi yapılıyor. Büyüme, kamu borçlanması, bütçe açığı gibi göstergeler de Avrupa’dan farklılaşmış durumda.

2011 beklentileriniz neler? Risk görüyor musunuz?
Gayet tabii, ekonomi ile ilgili her şey toz pembe değil. Türkiye ekonomisi için yakın gelecekteki risklere baktığımızda, cari işlemler dengesinde giderek artan bozulma ön plana çıkıyor. Bu yıl sonunda 40 milyar doların üzerinde gerçekleşmesi beklenen cari açık, belki de son dönemde çok konuşulan Türkiye’nin kredi notunun yükseltilmesinin önündeki en önemli ekonomik engel. Açığın finansmanının gelişen piyasalara akan sıcak para ile sağlanıyor olması da başlı başına bir problem. Ancak bu sorunun çözümü konusunda hiçbir net öneri olmaması da dikkat çekici. Ayrıca sıcak para dünyanın derdi. Demokles’in kılıcı oldu.

İşsizlik de önemli bir sorun...
Cari açığın yanında, maalesef hiçbir zaman yeteri kadar üzerinde durulmasa da, işsizlik yapısal bir sorun olarak önemini koruyor. Gelişmiş ülkelere göre daha hızlı bir iyileşme olsa da işsizlik hala yüzde 10’un üstünde seyrediyor. Orta Vadeli Program’da ise, 2011 yılı için işsizlik tahmininin yüzde 12 düzeyinde olması, kısa vadede bir düzelme beklenmediğini ortaya koyuyor.

Dünyada eksen, Doğu’yakayıyor. Türkiye’nin geleceğininasıl görüyorsunuz?
Bu değişimin ekonomik yansımalarına bakınca, ileri ekonomilerde büyümenin çok yavaşladığını, faiz oranlarının tarihin en düşük düzeylerinde olduğunu, mal ve girdi fiyatları göreli olarak artarken hizmetlerin fiyatlarının düştüğünü görüyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin yıllarca boğuştuğu durgunluk, işsizlik ve mali sorunlar, artık dünün gelişmiş ekonomilerinin de sorunları haline gelmiş gibi görünüyor. Doğu’da Çin ve Hindistan’ın küresel büyümeyi sırtlayan iki ülke olduğunu görüyoruz. Bu gelişmelerden Türkiye, ucuz ve bol mali sermaye akımı nedeniyle olumlu etkileniyor. Ancak dediğim gibi dış ticaret açığımız artarak sürüyor. Türkiye’nin yeni ekonomik düzenden kârlı çıkması daha fazla artı değer üretebilir hale gelmesinden geçiyor.

Eczacıbaşı’nın ekseni de Doğu’ya kayıyor

Eczacıbaşı grubu olarak 2010’u nasıl geçirdiniz?
Genel olarak bu yılı iyi koşullarda kapatıyoruz. Büyüme oranımız euro bazında yüzde 15’e yakın. Önümüzdeki yıl tabii ki risklerin farkındayız. Avrupa ekonomisindeki borçlu ülkelerden kaynaklanan risk faktörü ortada. Faturası ne kadar yüksek olur belli değil. Biz de Türkiye’deki birçok kuruluş gibi Avrupa pazarını ağırlıklı bir biçimde hedef seçmiş bir kuruluşuz. Ancak bundan sonrası için bir eksen kayması da biz yaşıyoruz kendi iç dünyamızda. Malum Çin, Hindistan yükselen güçler olarak sahneye çıktılar. Biz de ilgi göstermekte geri kalmak istemiyoruz. Rusya yatırımı tamamlanmak üzere. Sonraki hedefimiz Hindistan. Yerli bir ortakla üretim yapmayı hedefliyoruz. İtalya da bizim için önemli. Orada tasarım ve teknolojide güçlü bir şirketi satın almayı hedefliyoruz. Dünyada küresel bir güç olmak istiyoruz. Büyümede öncelik verdiğimiz sektör, yapı ürünleri. Avrupa’nın ilk üç markası arasında yer almayı hedefliyoruz. Sağlıkta da Eczacıbaşı-Monrol ile radyo farmasötik alanında önemli bir kuruluş olduk.

Avrupa Kültür Başkenti projeleri bürokrasiye boğuldu

İstanbul 2010 fırsatı iyi kullanılabildi mi? Sizce kalıcı katkıları oldu mu?
İstanbul 2010 sürecinde tüm çalışmaların büyük bir iyi niyetle yürütüldüğünü düşünüyorum ancak çok sayıda proje, oldukça bürokratik bir modelle hayata geçirilmeye çalışılınca, program karmaşık bir hal aldı. Bu süreçte tabii ki çok önemli işler de yapıldı. Sanat Limanı ya da Kadırga Sanat Üretim Merkezi gibi altyapıya yönelik projeler, çok önemli sergiler ve etkinlikler gerçekleştirildi. Önemli restorasyonlar gibi çalışmalar önemliydi. Ancak keşke AKM projesi gerçekleşseydi. İstanbul’da hâlâ uygun bir konser salonu yok. Keşke böyle bir yatırım gerçekleşseydi.

İstanbul Modern’in kaynak sıkıntısı sürüyor mu?
İstanbul Modern 6’ncı yılını kutladı. İstanbul’da modern ve çağdaş sanatta atılan adımların kritik dönemeçlerinden biri oldu. Sanatçılar eserlerini sergileme imkânı buldular. Ayrıca yurtdışı ilişkilerde kurumsal bir odak ortaya çıktı. Oya Hanım açıkladı, 500 bin ziyaretçi sayısına ulaştı. Çok iyi bir rakam. Maddi açıdan ise bu kuruluşlar her zaman kaynak zorlukları çekerler.

İKSV için yeni projeleriniz neler?
İKSV’nin önceliklerini belirlemek amacıyla önce misyon ve vizyonumuzu gözden geçirdik. Vakfın vizyonunun çok doğru bir şekilde belirlendiğini gördük. Finansal yapımızı istikrarlı bir duruma getirebilmek için gerekli önlemleri aldık. Çalışma alanlarımızı ve önceliklerimizi de yeniden belirledik. İlk olarak kültür-sanat faaliyetlerinin kentin ve ülkenin ekonomisine yaptığı katkının hesaplanması amacıyla bir çalışma yapacağız. Kültür ve sanat alanında, sonuçlarını kamuoyuyla paylaşacağımız, bir ya da iki önemli konuda araştırma yürüteceğiz. İKSV’yi bu alanda bir think tank haline getireceğiz.

'İKSV’nin dünyada bir örneği yok'

İKSV 1973’ten beri İstanbul kültür ve sanat hayatını renklendiren bir kuruluş. Nejat Eczacıbaşı’nın öncülüğünde kurulan vakfın başkanlığını yıllarca Şakir Eczacıbaşı yürüttü. Onun ölümünden sonra başkanlık Bülent Eczacıbaşı’na geçti. Eczacıbaşı Vakfı kültür ve sanat politikaları üreten bir düşünce kuruluşu haline getirmek istediklerini söylüyor.

Türkiye’de genel olarak kültür sanat ortamının fotoğrafını nasıl görüyorsunuz? Türkiye’de son derece dinamik ve genç bir nüfus var. Bu canlılık, ülkenin kültür-sanat ortamına da yansıyor. Özellikle son birkaç yılda İstanbul’un Berlin, Barselona ve Amsterdam gibi kültür-sanat ortamının zenginliğiyle tanınan Avrupa kentleriyle birlikte anıldığını görüyoruz. AB’ye giriş süreciyle birlikte kültür-sanat alanındaki gelişim hızlandı; bu dönemde çokkültürlülük hak ettiği önemi kazandı. Aynı dönemde özel müzeler de hem nicelik hem de nitelik bakımından gelişti. İstanbul Modern’in kuruluşu, İstanbul Bienali’nin dünyanın en önde gelen bienallerinden biri olması da bu döneme denk geliyor. Kültür-sanat ortamı bu denli bir renk kazanınca yurtdışından Türkiye’ye yönelen ilgi de arttı.

Çağdaş sanat popülerleşiyor. Sanatçıların eserlerinin fiyatları artıyor. Bir balon oluştu mu sizce? Türkiye’de çağdaş sanata ilgi artıyor. Ancak popülerleşen bu alana aktarılan rakamlar gerçek anlamda sanatçıların üretimlerine akmıyor. Onun yerine piyasa, aracıların ve ikinci el satıcıların yönetiminde ilerliyor. Bu noktada kültür-sanat alanına yapılan yatırımın sanat üretimini gerçekten arttıracak, çoğaltacak ve çeşitlendirecek nitelikte olması gerek. Henüz, üretilmiş olanın piyasadaki dolaşımına odaklanmış durumdayız. Bu günü birlik bir alım satım kültürü oluşturuyor. Oysa gerçek anlamda sanatçılarımızın yeni çalışmalar üretebilecekleri zeminler ve ilişkiler oluşturmalı. Aksi takdirde sistem kısa süre içerisinde ya kendisini tekrar eder ya da tıkanır. Yani bugün varolan el değiştiriyor, fiyatlar artıyor ancak yine de ben sanatçıların fiyat düzeylerinin daha da ileri gideceğini düşünüyorum.

Kurumların katkıları yeterli mi? Görüştüğüm koleksiyonerler, müzayedeciler eski resim ve kitap koleksiyonerleri kalmadı, diyorlar.
Bugün çağdaş sanat dünyasındaki görünürlük eğilimi, ilişki içerisinde olduğu her alana yansımış durumda. Evet yeni koleksiyonerler doğuyor ve modern ve çağdaş sanat hiç olmadığı kadar popüler. Tabii ki bu dönüşüm, heyecan ve satış rakamları basına da yansıyor. Ama bu demek değil ki klasik ve oryantalist sanat yapıtları ilgi görmüyor veya kitap müzayedelerinde alıcı çıkmıyor. Aksine o alanda da bir canlılık var.

Kamunun kültür sanat alanına desteği var mı?
Doğrusu Türkiye’de çağdaş sanata maddi ve manevi anlamda yatırım yapan kurum sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Kamu kültür ve sanatın desteklenmesine ağırlık verilmeli. Çünkü, kısa vadede tercihler arasında gerilerde kalsa da uzun vadede bu alandaki yatırımlar, toplumun gelişmesinde, ekonomi kadar önemli rol oynuyor. Dünyada İKSV’nin bir örneği daha yok. Avrupa’da bu tür kültür örgütlenmelerine kamu yüzde 60’lara kadar destek verir. Türkiye’de sanata destek yüzde 7’ler civarında. Hiç olmazsa yüzde 20’ye çıkarılması gerekir. Dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir zaman kültür ve sanatın gişe ve satış gelirlerine dayanarak gelişmediğini göz önünde tutmak lazım. Gelişmiş ülkelerde kültür ve sanatın özel kesim ve kamu kaynaklarıyla beslenen, destek girişimleriyle bugünkü düzeye ulaştığını görüyoruz.

EczacıbaşıI topluluğu
Çatısı altında 9’u yabancı ortaklı olmak üzere 40 şirket bulunuyor.
Toplam 9 bin 300
çalışanı var.
2009 sonu itibariyle cirosu 2.5 milyar dolar.

bigPara.com