Stiglitz'ten uyarı: Özel sektör borçlarına dikkat!

Nobel ödüllü Joseph Stiglitz, giderek yoksullaşan ABD yüzünden bütün sistemin çökebileceğini söyledi. Stiglitz'e göre Türk ekonomisi için en
önemli tehlike, özel sektörün kısa vadeli borçları.

İSTANBUL - Asya krizi sırasında Dünya Bankası'nın başekonomisti olan ve görevi sırasında krizleri yakından tahlil etme imkânını bulması nedeniyle kriz doktoru olarak adlandırılan iktisatçı Joseph Stiglitz, dünya ekonomisi ve Türkiye'yle ilgili önemli ipuçları verdi. Nobel ödülü sahibi olan Stiglitz, eleştirel tavrının dozunu artırarak küresel ekonomik düzeni eleştiren kitaplar yayımladı. Son kitabı 'Making Globalization Work' (Küreselleşmenin İşe Yaramasını Sağlamak), son küresel dalgalanmaların ardından piyasaya çıktı.
Yeni bir küresel dalgalanma beklentisinin yükseldiği bugünlerde aykırı iktisatçı Joseph Stiglitz son kitabını ve küresel ekonominin geleceği konusunda Turkish Time'dan Barış Balcı'ya konuştu. 'Kriz doktoru' Joseph Stiglitz, yeni dalgalanma kapıdayken dünya ekonomisi ve Türkiye için önemli mesajlar veriyor. Özel sektör borçlarına önlem alınmasını, doların global rezerv olmaktan çıkarılmasını öneren Stiglitz, sıradan Amerikalıların giderek fakirleştiğini, bu gelişmenin global bir krize neden olması durumunda sistemin tamamen çökebileceğini öne sürüyor.
Stiglitz, son kitabı, Türkiye ve dünya ekonomisi üzerine soruları şöyle yanıtladı:
Mayıs 2006'da yaşadığımız dalgalanma ABD ekonomisi üzerine kafaların karışmasına yol açtı. Cari açığı ve büyüyen borçları ABD ekonomisinin geleceğine ilişkin şüpheleri artırdı. Bu trendin mevcut küresel finansal sistem için yolun sonu olduğunu düşünüyor musunuz?
Yeni kitabım 'Küreselleşmenin İşe Yaramasını Sağlamak'ta mevcut küresel finansal sistemin dolar rezervli olmasını eleştiriyorum. Ve güçlü biçimde, bu sistemin şimdiden parçalanmaya başladığını düşünüyorum. Bu parçalanmayı krizle de yaşayabiliriz ya da krizsiz biçimde uzun döneme yayılarak da...
Ama sonuçta bu sistem devam ettiği sürece küresel ekonominin zayıfladığını, küçüldüğünü göreceğiz. Bu da küreselleşme üzerindeki şüphelerinin artmasına yol açacak.
Dünyada bazı ekonomistler ABD'nin cari açığının sorun yaratmayacağını düşünüyor. Bu görüşe göre ABD'nin dünyaya dolar ihraç etmesi ona vazgeçilmez bir pozisyon kazandırıyor. Katılıyor musunuz?
Bence bu görüş finans realitesini göz ardı ediyor. Artan cari işlemler açığı, ABD'nin gün geçtikçe borçlandığı anlamına geliyor. Asya'ya borçlanma tüm hızıyla devam ediyor. Eskiden ABD dışarıya kredi veren bir ülke konumundayken bugün dışarıdan büyük hacimlerle borçlanan bir ülke konumuna geldi. Eğer paranızı dolara yatırırsanız standart beş yıl içinde yatırımınızın karşılığını almanızı beklersiniz. Bu temel kuraldır. Problem şu ki; insanların dolara yatırmakla yatırımlarını korudukları inancı yavaş yavaş değişiyor. Artık dünyada kimse gerçekten doları birikimleri koruma aracı olarak görmüyor. Bu eğilimin kaçınılmaz sonucu ise doların giderek demode bir para birimi haline gelmesidir. Bu durumun gerçekleşmesi sistemin çökmesi anlamına geliyor.
ABD ekonomisinde yaşanan gelişmeler bütün dünya tarafından dikkatle takip ediliyor. Bugün Türkiye'de ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Ben Bernanke'nin ağzından çıkan her sözcük dikkatle izleniyor. Size göre gelecekte ABD'nin hangi ekonomik göstergeleri Türkiye gibi ülkeler için belirleyici olacak?
Amerikan ekonomisinin zenginliğini en iyi nasıl ölçeriz? Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) artık doğru araç değil. Çünkü ABD'de GSYİH artarken ortalama bireyin geliri azalıyor. Sıradan Amerikalılar giderek fakirleşiyor. O zaman ABD ekonomisinin seyrini anlamak için Amerikalıların gelir düzeyine yani 'ortalama hanehalkı geliri' dediğimiz veriye (median household income) bakmamız gerekir. Eğer sokaktaki Amerikalının geliri düşüyorsa, bunun ülkenin politik sistemini etkileyeceğinden kuşkunuz olmasın.
Amerikan kamuoyunda hükümet hakkında olumsuz görüşler her geçen gün artıyor. Bence ABD'deki politik değişim dünyanın algılayacağı önemli bir gösterge olacaktır. Daha temel olansa ABD'nin yüksek borç seviyesi. Kamu borçları ile toplam borçların önemli bir göstergesi olmasının yanı sıra, ekonomi biliminde her zaman önemli bir gösterge olduğunu düşündüğüm, kitaplarımda yer verdiğim hanehalkı bilançoları da kritik öneme sahip.
Birçok Amerikan vatandaşı geçimini sağlamak için borçlanıyor ve bugüne kadar faiz oranları makul seviyelerde seyrettiği için gelirlerini korumayı başarabildiler. Eğer yüksek borç seviyesi faizlerde bir yükselişi tetiklerse ortalama Amerikalının gelirinin azalmasıyla birlikte Amerikan ekonomisi de ciddi biçimde sarsılacak. Konut fiyatları gerilerken faizler de artış eğiliminde. ABD ekonomisinin geleceğini bu göstergelerden bağımsız değerlendirmek yanlış olur.
Türkiye'nin cari işlemler açığı yüzde 8 seviyesine ulaştı. Kimi ekonomistler ve hükümetin ekonomiden sorumlu bakanları dış yatırımlarla finanse edildiği sürece cari açığın problem olmadığı görüşünü savunuyor. Bazı uzmanlarsa cari açığı ikinci bir dalgalanmada fitili ateşlenecek saatli bomba olarak görüyor. Siz bu iki görüşten hangisine katılıyorsunuz? Cari açık ekonomi için aşılabilir bir problem mi?
Eğer borçlanırsanız ve borcunuzu iyi yatırımlarda kullanabilirseniz ekonomi zenginleşir ve borcunuzu geri ödeme kapasiteniz artar. Ben her zaman bu görüşü güçlü biçimde destekledim. Eğer daha fazla açık ve buna bağlı borçlanma istemiyorsanız paranızın nerelere harcandığını bilmeniz gerekir. Bu noktada bilançolar kritik önem taşıyor.
Genel beklenti, borçlanırken varlıklarınızın artmasıdır. Bu durumda problem yoktur ve borcunuzu geri ödeyebilirsiniz. Ancak burada temel bir soruna dikkat çekmek gerekiyor. Bu da varlıklarınızın yapısı ve vadesi. Toplamda varlıklarınız borçlarınızdan fazla bile olsa vade yapınız sorunluysa problem var demektir. Demek istediğim aktifleriniz daha uzun vadeli, borçlarınız ise kısa vadeli olduğunda borç verenler paralarını geri istediğinde likidite sıkıntısı yaşarsınız ve bu da krize giden yolun kapısını açar. Eğer borçlarınızın büyük bölümü kısa vadeliyse bu sizin için önemli bir sorun demektir.
Yıllardır açık dendiğinde kamu borçları konuşuldu. Ancak artık görünen o ki özel sektörün borçları da kritik bir seviyeye ulaştı. Türkiye'de büyük şirket alımları yoluyla döviz borçlarını artıran şirketler mevcut. Bu borçların Türkiye ekonomisine yan etkileri konusunda görüşleriniz nelerdir?
Bilanço, varlık ve borçların vadesi, vade yapısı ve likidite problemleri üzerine az önce sarf ettiğim görüşler özel sektör için de geçerli. Bugüne kadar ekonomistler kamu borçlarını açığın kaynağı olarak gördü. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Sahnede özel sektör ve kamu birlikte olmasına rağmen kriz hep kamu sektörüne mal edildi bugüne kadar. Şu açık ki özel sektör borçları da problemin kaynağı olabilir. Özellikle kısa vadeli döviz borçları olan ancak, aktifleri ülke içinde bulunan şirketlerin pozisyonları tehlikeli. Aktifleri, gelirleri yurtiçi ağırlıklı olan şirketlerin kısa vadeli dolar üzerinden borçlanmaları oldukça riskli bir stratejiye işaret ediyor.
Dünyada da yenilikçi kredi araçları geliştirildikçe şirket borçları artıyor. Finansal enstrümanları kontrol etme konusunda görüşleriniz nelerdir? Daha fazla şirket borçlarına yol açmamak için hangi önlemler alınabilir?
Dış borçlanma ve iç yatırımlar arasındaki dengesizliğin etkisini sınırlayacak düzenlemelere gidilmesi gerekir. Hükümetin bilançolarında kısa vadeli döviz borcu yüksek, ancak gelirlerini yurtiçinden elde eden şirketlere yerli bankalar vasıtasıyla yerel para birimi üzerinden kredi vermesini sağlayabilir.
Eğer, bir Türk şirketi, dış borç alıp yerel gelir elde ediyorsa, bankacılık sisteminde bu şirketin daha fazla dövizle borçlanmasını engelleyecek düzenlemeler olmalı. Bu düzenlemeyle şirkete, "Senin borçlanman Türkiye ekonomisinin geleceğini tehdit ediyor ve istikrarsızlık oluşturuyor" denilebilmeli.
Döviz borçlanması gelecekte hangi sektörlerin başını ağrıtır?
Hem borçları hem de aktifleri dikkatle incelememiz gerekir. Tek risk olmasa da genel risk, aktif ve borçların vadesi ve hangi para biriminden elde edildiğidir. Eğer gelirinizi yurtiçinden elde ediyorsanız yerel para biriminden borçlandığınızda eşleşme gerçekleşir. Tabii bu durumda da risk yok olmuyor çünkü yurtiçi ekonomi değişkenleri, yurtiçi faiz
oranları, yurtiçi üretim ve fiyatlar borcun riskini belirleyen faktörler olarak ortaya çıkıyor. Ancak tecrübeler gösteriyor ki bilançodaki borç ve aktiflerin vade ve para birimi olarak eşleşmemesi en önemli sorun.
Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu (IMF) tavsiyeleri doğrultusunda oluşturduğu ve uyguladığı ekonomik program özellikle yerel parayı değerli tuttuğu için eleştiriliyor. Siz bu programın döviz kuru konusunda ne düşünüyorsunuz?
Döviz kuru politikası bir ülkenin rekabet gücünü belirleyen en önemli faktörlerden birisi. Çin'in başarısının altında kur yönetimi ve bunun getirdiği rekabet avantajı yatıyor. IMF ise her zaman enflasyon hedefini büyüme ve istihdam hedeflerinin önünde tutuyor. Değerli yerel para, enflasyonu önlemede etkili bir araç olduğu için sistematik biçimde politikalarını değerli yerel para üzerinden kuruyorlar. Ancak, bu politikanın ekonomilere maliyeti oldukça yüksek olabiliyor. Çünkü enflasyona aşırı odaklanan bir program yüksek kur oranlarıyla rekabet gücünün altını oyabiliyor; düşük ekonomik büyümeye yol açabiliyor ve işsizliği artırıyor. Enflasyon riskini azaltmak için bu alana odaklanmak büyüme hedeflerine zarar verebiliyor.
Konu IMF'den açılmışken, gelişmekte olan ülkelerle ilgili iki farklı görüşü değerlendirmenizi istiyoruz. İlk görüşe göre bu ülkelerdeki kötü yönetim ve yolsuzluk finansal krizlerin ana kaynağı.
İkinci görüşü savunanlarsa krizlerin kaynağının global sistemde yattığını ve bu nedenle gelişmekte olan ülkeler için yapacak fazla şey olmadığını belirtiyor. Siz bunlardan hangisine katılıyorsunuz?

Kötü yönetimin krizlerin tek etkeni olduğunu gösteren kanıtlar çok az. Bu nedenle problemi global sistemde aramak gerekiyor. Temel sorun global finansal dengesizliklerin yarattığı dalgalanmalar. Kötü yönetimin ise bu oynaklıkta payı oldukça küçük. ABD'ye baktığımızda da bunu görüyoruz.
Bana göre Bush yönetimi kokuşmuş bir yönetim ve ekonomik politikaları da oldukça kötü. Global ekonomideki hareketliliğe bu yönetimin katkısı oldukça fazla. Ancak ABD'de oldukça farklı bir yönetimin iktidarda olduğu 90'lı yıllarda da global hareketlilikler vardı. Bu aslında gelişmekte olan ülkelerin ne kadar hareketli bir global ekonomide yaşadıkları gerçeğini gözler önüne seriyor.
Gelişmekte olan ülkeler bu hareketlilikle yaşamayı öğrenmek zorunda kalıyor. Ayrıca bu ülkelerde liberalizasyonun cesaretlendirilmesi de sorunu daha da ağırlaştırıyor. Zamanından önce serbestleşen sermaye piyasaları oldukça oynak bir dünya ekonomisi yaratıyor ve problemi krize çeviriyor. Tabii bu arada bazı ülkelerde yolsuzlukların bankacılık sistemini zayıflattığını ve bunun da krizlere neden olduğunu inkâr etmiyorum ama uluslararası kurumların işaret ettiği deregülasyon sürecinin yolsuzlukla etkileşime girmesi daha dramatik sonuçlara yol açıyor.
Eğer ABD'nin borçlarını yüklenen mevcut finansal sistem çökerse yerine geçecek daha sağlıklı bir sistemin nasıl olmasını önerirsiniz?
Kitabımda alternatif global rezerv üstüne kurulu bir sistem geliştiriyorum. Dolar bazlı sistemin global rezerv sistemine dönüştürülmesini öngörüyorum. Küresel bir ekonomiye sahibiz. Globalleşmenin geldiği bu noktada hiçbir ülkenin para birimi bütün global ekonominin rezervi olmamalı.
Endişem bugün doların gördüğü yama işinin, bir başka para biriminin görmesi. 20'nci yüzyılda dört değişik rezerv sistemine tanık olduk. Altın, sterlin, sabit kura dayanan dolar ve dalgalı kura dayanan dolar sistemleri. Eğer kitapta öngördüğüm global rezerv sistemini düşünmezsek bugünkü sistem yerini dolar-avro, dolar-yen tipi bir sisteme bırakacak gibi gözüküyor ki bence bu da yanlış.
Tekrar altını çiziyorum; artık global ekonomi rezervleri bir ya da iki ülkeye ya da bölgelere bağlanmamalı. Rezervleri baz alınan ülkeler borçlandığında ve insanlar, bu ülke paralarının değer saklama işlevini yitirdiğini düşündüğünde sistem çöker. Bu yüzden yeni yamalar yerine daha kapsamlı küresel rezerv sistemine geçme zamanı geldi.
Bu bağlamda Keynes'i yeniden ziyaret etmemizi mi öneriyorsunuz?
Kesinlikle öyle... Keynes'in üzerinde durduğu İngiltere'nin yeniden nasıl büyüme hızı yakalayacağıydı. Sterlin sistemi çökmüştü. Keynes politikaları İngiltere'de başarılı oldu. Ancak eskiden İngiltere'nin olan problem bir süre sonra Amerika'nın problemi oldu. Şimdi ise bütün dünyanın problemi haline geldi. Bu yüzden Keynes'i global perspektifte yeniden düşünmek gerekir. Benim de yapmaya çalıştığım tam anlamıyla budur.
Dünya ekonomisinin üç fay hattı

Şirket bilançolarına önlem
Gelişmekte olan ülkelerde özel sektörün kısa vadeli döviz borçları bu ekonomilerin geleceklerinde kritik bir önem taşıyor. Şirket bilançolarında aktiflerin uzun vadeli olması ve yurtiçi gelirlere dayanması, borçların ise kısa vadeli ve döviz üzerinden alınması krizin kapısını aralayan büyük bir dengesizlik oluşturuyor. Bu tip dengesiz bilançolara sahip şirketlerin olduğu ülkelerde kısıtlayıcı önlemler alınmalı.

Doların geleceği
Küresel finansal sistemin sağlıklı işleyebilmesi için doların uluslararası rezerv para olmaktan çıkıp global rezerv sisteminin oluşturulması gerekiyor. Çünkü dolara dayanan rezerv sistemi er ya da geç çökecek. Küreselleşmenin ulaştığı boyut bir iki ülke ya da bölgeye dayanan rezerv sistemlerinin tasfiyesini zorunlu kılıyor.

ABD ekonomisi
ABD ekonomisinin seyrini anlamak için Amerikalıların gelir düzeyine bakmak gerekiyor. Birçok Amerikan vatandaşı geçimini sağlamak için borçlanıyor. Bugüne kadar faiz oranları makul seviyelerde kaldığı için gelirlerini korumayı başarabildiler. Eğer yüksek borç seviyesi faizlerde bir yükselişi tetiklerse ortalama Amerikalının gelirinin azalmasıyla birlikte Amerikan ekonomisi de ciddi biçimde sarsılacak.
'Ekonomik küreselleşme, politikayı geride bıraktı'
Son kitabınız 'Making Globalization Work' küresel anlamda dalgalanmaların yaşandığı ve bu dalgalanmaların küreselleşmenin yeniden sorgulanmasına yol açtığı bir döneme denk geldi. Neden böyle bir kitap yazma gereği hissettiniz?
Küreselleşmenin sorunları devam ediyor. Dünyanın küreselleşme problemlerine olan dikkati bir süredir Irak savaşı sebebiyle arttı. Küreselleşmenin asıl sorunu birlikte çalışma ihtiyacının halen anlaşılmamış olması. Bana göre küreselleşme çok hızlı bir değişimden geçiyor. Çin'in ve Hindistan'ın artan rolü bu değişimi taşıyan en önemli unsur. Bunun yanında değişen başka şeyler de var. Ben bu kitapta değişimleri irdelemek istedim. Öte yandan daha önceki kitabım
'Küreselleşme: Büyük Hayal Kırıklığı', daha çok doksanlı yıllar ve uluslararası kuruluşların rolü üzerinde duruyordu.
İçinde bulunduğumuz dönemin problemleri doksanlı yıllara göre
daha geniş. Sağlık hizmetlerine ulaşım, Doha sürecinin başarısızlığı, doğal kaynakların ve petrolün dağılımı gibi bir önceki kitabımda irdeleyemediğim konuları bu kitabımda irdeleme fırsatı buldum.
Kitapta birçok reform önerilerini gündeme getiriyorum. Ancak şu var ki tek tek reformlar kendi başlarına bir anlam ifade etmiyor. Probleme geniş bir perspektiften yaklaşmak gerekir. Her problemin basit bir çözümü olabilir. Benim kitapta altını özenle çizdiğim konu, ekonomik küreselleşmenin politik küreselleşmeyi geride bıraktığıdır. Bugün karşılıklı bağımlılığımız daha fazla ve bu durum kolektif hareket etme gerekliliğini doğuruyor. Fakat henüz bunu sağlayacak politik kurumlara ve kafa yapısına sahip değiliz. Kitapta en önemli tavsiyem ne kadar birbirimize bağımlı olduğumuzu fark etmemiz gerektiğiydi.
Birçok Amerikan vatandaşı geçimini sağlamak için borçlanıyor ve bugüne kadar faiz oranları makul seviyelerde seyrettiği için gelirlerini korumayı başarabildiler. Eğer yüksek borç seviyesi faizlerde bir yükselişi tetiklerse ortalama Amerikalının gelirinin azalmasıyla birlikte Amerikan ekonomisi de ciddi biçimde sarsılacaktır.