Tarım olmadan asla

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, "Tarımda dönüşümü, yeniden yapılanmayı sağlayamadığımız takdirde, ne büyümeden ne istikrardan, ne sosyal refahtan söz etmemiz mümkün değil" dedi.

İSTANBUL - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, "Tarımda dönüşümü, yeniden yapılanmayı sağlayamadığımız takdirde, ne büyümeden ne istikrardan, ne sosyal refahtan söz etmemiz mümkün değil" dedi. TÜSİAD'ın 'DTÖ ve AB'deki Gelişmeler Işığında 21. Yüzyılda Türkiye Tarımı' raporunun tanıtım toplantısında konuşan Sabancı, "Türkiye, eşsiz tarım potansiyeline sahip bir ülkedir. Tarımın ülkemiz için taşıdığı öneme ve potansiyeline karşın, sektörün bulunduğu nokta hiç iç açıcı değil" dedi.
Gelecek yıllar itibarıyla tarımda karşılaşılacak en öncelikli sorunun istihdam olacağına işaret eden Sabancı, "Ülke üretiminin yüzde 11'inin, istihdamın yüzde 34'ü ile üretiliyor olması, sadece sosyal bünyemiz açısından bile iyileşmenin sağlanması için elimizden gelen gayreti göstermemiz gerektiğini ortaya koymakta" diye konuştu.
Tarım modernleşecek
Türkiye'de de tarımda modernleşmenin ivme kazanacağını ve buna bağlı olarak tarımda istihdam talebinin değişeceğini ifade eden Ömer Sabancı, tarımsal işgücünün niteliğinin eğitimle artırılmasının, hem tarımda verimliliği hem de işgücünün kırda tarım-dışı sektörlerde ve kentlerde istihdam olanaklarını artıracağını kaydetti.
AB ile müzakere sürecinde Türkiye'nin en çok zorlanacağı konulardan birinin tarım sektörü olacağının altını çizen Sabancı, şunları söyledi:
"Üretim piyasa koşullarına göre gelişemezken, siyasi kaygılarla açıklanan taban fiyata göre üretim yapan çiftçi de gelirinden hoşnut edilemedi. Üreticiye verilen desteğin yükünü tüketici üstlenmek zorunda kaldı. Diğer yandan kamu kaynaklarına önemli ölçüde yük getirildi. Tarımla uğraşan geniş kitlelerin oy potansiyeli olarak görülmesi, tarıma ekonomik ve sosyal bir sektör olarak yaklaşılmaması, çözümden ziyade günü kurtarmaya yönelik politikaların bugün iflas etmesi ile sonuçlandı."
Destekler işe yaramadı
Sabancı, tarımın bu hale gelmesinin nedenlerinin başında destekleme yönteminin geldiğini, Türkiye'de tarımı desteklemek için ayrılan yüksek fonlara rağmen, 35 yılda tarımsal katma değerin yıllık ortalama büyüme oranının ancak yüzde 1.1 olduğunu belirtti.
Dünyada ve AB'de tarıma yaklaşımın hızla değiştiğini, bu değişimde korumaların azaltılması, faktör piyasalarının daha etkin çalışması, rekabet gücünün artırılması ve kırsal kalkınma politikalarına ağırlık verilmesi faktörlerinin rol oynadığını ifade eden Sabancı, "Türkiye de tarım politikalarını bu değişim yönünde yapılandırmalı" dedi. Sabancı, Türkiye'de tarım için yapılan Ar-Ge harcamalarının, tarıma yapılan toplam transferler içindeki payının yüzde 0.2 ile yüzde 0.4. olduğuna, buna karşılık OECD ortalamasının yüzde 1.8 olduğunu kaydetti.




Büyütmek için tıklayınız
Seçim dönemlerinde Türkiye'de üretici desteğinin arttığı, OECD üyesi diğer ülkelerde ise değişmediği görülüyor. Üretici desteği Türkiye'de ancak kriz yılları ile büyük politik çalkantıların olduğu dönemlerde geriliyor. Öte yandan, dünyada tarıma yaklaşımın hızla değiştiği, kırsal kalkınma politikalarına ağırlık verildiği ortaya çıkıyor.


Rapordan satırbaşları
  • Yapısal uyum programı öncesinde tarım sektörüne yapılan toplam transferler 12 milyar dolara ulaşmıştı. Ancak 2001 başında ivme kazanan reformun etkileriyle üreticilere verilen destekler 2000'e göre yedide bire inmiş, piyasa fiyat destekleri yok denecek düzeye gerilemiştir. Ancak takip eden yıllarda üretici desteğinde önemli artış vardır. Son yıllarda toplam desteklerin GSYİH içindeki payı yüzde 4'ler seviyesinde OECD ortalamasının yaklaşık üç katına ulaşmıştır.
  • Tarıma için yapılan Ar-Ge harcamaları tarıma yapılan transferlerin yüzde 0.2-0.4'dür. OECD ortalaması yüzde 1.8 dolayındadır.
  • Uygulanan yüksek tarife ve tarife dışı koruma sonucunda oluşan iç fiyatlar bu sektörün dış ticaret artışını önlemektedir.
  • Üyelik görüşmeleri süresince AB'yle yapılan tercihli ticaret anlaşmalarının giderek karşılıklı piyasa açılımlarına gitmesi kaçınılmazdır.
  • Korumacılığa kilitlenmiş hükümet politikaları ve AB üyeliği arasında sıkışma sonucunda, var olanı müdafaa eğilimi ağır basıyor ve çok taraflı ticaret serbestleştirilmesinin yaratabileceği fırsatlar göz ardı ediliyor.
  • Türk tarımının AB bütçesine önemli bir yük getirmeyeceği tahmin ediliyor.
  • Müzakere sürecinde baskılardan biri de AB ile yürütülmekte olan gümrük birliğinin tarım ürünlerine doğru genişletilmesi olacaktır. Böyle bir baskı altında hangi ürün gruplarından başlanabileceği tartışması ile DTÖ müzakerelerinde kritik önem kanacak 'özel ve hassas' ürünler listesinin de tutarlı ve bağlantılı biçimde hazırlanması gerekmektedir.
  • Bugün AB ile tarımda gümrük birliğine gidilse, Türkiye'deki tarım fiyatları düşürülmek zorunda kalınacak, üretici refahında düşüş olacak.
    'Kısa sürede çözeriz'
    Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker, Rusya'ya yaş sebze-meyve ihracatında olumlu gelişmeler sağlandığını ve çok yakın bir zamanda sorunun çözüleceğini umut ettiğini söyledi. Raporun tanıtım toplantısından sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Eker, Rus tarafının istediği belgelerin kendilerine iletildiğini söyledi. Görüşmelerin devam ettiğini belirten Eker, "O konuda gelişmeler sağlandı. Çok yakın bir zamanda çözüleceğini umut ediyorum" dedi.
    Zarar belli değil
    Eker, Rusya'nın daha önce AB ile imzaladığı mutabakat zaptı bulunduğunu anımsatarak, "Mutabakat zaptını imzalamaya hazır olduğumuzu bildirdik" diye konuştu. Sorunun mali boyutuyla ilgili bir soru üzerine Eker, ihracat rakamlarının aylar itibarıyla olması nedeniyle ortaya çıkmış bir rakam bulunmadığını belirtti. Azerbaycan üzerinden domates ihracatı yapıldığına ilişkin haberin hatırlatılması üzerine de Eker, ihracatçıların, alternatif ihracat alanları bulduğunu kaydetti.