Türk kuruyemişi dünya pazarına çıktı

Türkiye'nin en eski kuruyemiş üreticisi Malatya Pazarı, son birkaç yıldır gerçekleştirdiği ihracat atağı ile dikkat çekici bir performans sergiliyor. Şirket, Türk tüketicisinin damak tadını çeşitlendirmek
için geçtiğimiz yıl başlattığı kurutulmuş ananas, papaya gibi egzotik tatların deneme ithalatında da başarılı sonuçlar elde etti.
Haber: ÖZGÜR SAĞMAL / Arşivi

Türkiye'nin en eski kuruyemiş üreticisi Malatya Pazarı, son birkaç yıldır gerçekleştirdiği ihracat atağı ile dikkat çekici bir performans sergiliyor. Şirket, Türk tüketicisinin damak tadını çeşitlendirmek
için geçtiğimiz yıl başlattığı kurutulmuş ananas, papaya gibi egzotik tatların deneme ithalatında da başarılı sonuçlar elde etti. Malatya Pazarı'nın İhracat Müdürü Ziya Çetin ile kuruyemiş pazarını ve bu alandaki yeni tatları konuştuk.
Fabrikanız ne zaman faaliyete başladı? Kuruluşunuzdan bu yana geçen sürede ne kadarlık bir ihracat rakamına ulaştınız?
Buradaki fabrikamızı on beş yıl önce kurduk. Ama son on yıldır tam randımanlı olarak çalışıyoruz. Son dört-beş yıldır da ihracata ağırlık veriyoruz. Bunu da rakamsal olarak özetlersek 2003 yılında 250 bin avro civarında olan ihracatımız 2004 yılının başında 1 milyon 300 bin avroya çıktı. 2004 yılının sonunda ise ulaştığımız ihracat rakamı 2 milyon 900 bin avro oldu. Ciromuzun yaklaşık yüzde 20'sini ihracat oluşturuyor. Türkiye'de ve birçok ülkedeki hemen her Migros'ta bir standımız bulunuyor. Ayrıca ürünlerimiz Almanya, Rusya gibi dünyanın birçok ülkesindeki Metro mağazalarında da satılıyor.
İhracat yaptığınız Avrupa ülkelerine büyük alıcılar üzerinden mi gidiyorsunuz?
Oralarda Türkler veya bizim kültürümüze yakın Araplar dediğimiz etnik pazardan alıcılarımız oluyor. Fakat onlar da bulundukları ülkelerden dolayı hep paketli ürünü tercih ediyorlar.
Ağırlıklı olarak hangi ülkelere ihracat yapıyorsunuz?
İhracatımızın yüzde altmışını Avrupa ülkelerine yapıyoruz, ama aslında dünyanın her yerine satışımız var. Örneğin Bermuda'ya, Panama'ya mal gönderiyoruz.
Türkiye ile yoğun turizm ilişkisi olan ülkelere daha fazla mı ihracat yapıyorsunuz?
Almanya, Fransa, Hollanda ve Belçika'da daha çok etnik pazara hitap ediyoruz. Ama Çin'e ve Japonya'ya da ihracatımız var.
Türkiye'den genellikle hangi ürünler ihraç ediliyor?
Kuruyemiş grubunun içinde etnik pazar dediğimiz Avrupa Birliği'ne giden kısmında ağırlığı çekirdek oluşturuyor. Diğer ülkelere ihracatımızda ise tuzlu fıstık ve fındık gibi ürünlerin ağırlığı var.
Dünyada kuruyemiş pazarının büyüklüğü nedir?
Bunu kestirmek zordur, o yüzden rakam verilemez. Çünkü bu kuruyemişlerin bir kısmı yenilebilir kuruyemiş olarak gidiyor, bir kısmı çikolata üretiminde, sanayi üretiminde kullanılmak üzere ara mamul olarak ihraç ediliyor.
Özellikle bazı ürünlerin dünya pazarlarında ağırlığı var.
Dünya fındık pazarının yüzde 70'ine sahibiz. Aynı şekilde kayısıda yüzde 50 civarındayız. Fındıkta dünya pazarında fiyatı biz belirliyoruz. İncir Avrupa pazarlarına da giriyor ama daha çok Arap ülkelerinde rağbet görüyor. Fakat kuru meyvede en fazla kayısı talep görüyor. Bir de 'special' tabir ettiğimiz incir, kayısı gibi işlenmiş mamullerin içine fındık, antep fıstığı ve ceviz koyularak yapılan bir ürünümüz var. Bu da yabancılar tarafından rağbet görüyor. Lokum üretimimiz de var fakat henüz çok yüksek ihracat rakamlarına ulaşamadık. Şu an en fazla ihracat yaptığımız ülke Yunanistan. Ama orada da Yunanlılardan çok turistler alıyor. Bunlar daha çok keyif ürünleri. Satış miktarları çok fazla değil
ama katma değerleri çok yüksek.
Tropikal meyveler lafı gündeme geldi. Bir çeşit yapmak için mi bunları tercih ettiniz?
Sadece çeşit yapmak için değil, kuru meyveler eskiden beri Türkiye'de vardı. Bir kısmı ticari olmayan yollarla konserve şeklinde geliyordu örneğin. Biz bunları yurtdışındaki fuarlarda gördük. Türklerin damak tadına uygun meyvelerden ilk kez geçen yıl üç ton civarında getirdik. Sonra rağbet görmeye başlayınca biz de rakamı artırdık. Bu meyveler ağırlıklı olarak Güney Asya'da üretiliyor.
Dünyanın başka bölgelerinde de bu türden kurutulmuş meyveler var mı?
Ortadoğu'da hurma var. Yine aynı bölgelerde kurutulmuş kivi var. Bunları Hollanda'dan alıyoruz. Nedeni bu ürünlerin kiminin Tayland'dan kiminin Brezilya'dan gelmesi. Hollanda'daki firma bunları topluyor. Gidip tek tek toplamaktansa toplanmış bir yerden almak fiyat açısından da daha avantajlı
oluyor. Bu durum tüketiciye de yansıyor. Mesela kantaron kavun, bizim hiç bilmediğimiz Türkiye'de yetişen kavundan çok farklı bir meyve. Çilek de Amerika menşeli. Bizim çalıştığımız firma bu alanda Avrupa'nın en büyüğü. İşte o yüzden oradan almaya başladık.
Bu meyvelerin ticareti Avrupalı firmaların elinde galiba?
Evet dünya ticareti ağırlıklı olarak Avrupalı firmaların elinde.
Uzakdoğulu firmalar ne kadar üretici olsalar da dünya pazarına çok fazla yayılmış ve etkili değiller.
Geçen yıl Türkiye'de ne kadar tropikal meyve sattınız?
Geçen yıl yaklaşık yedi ton civarında getirdik. Ağustos ayında deneme amaçlı olarak bir ton civarında getirdik. Aralık ayında ise altı ton egzotik meyveyi piyasaya sürdük. Bu yıl mart ayında ise on iki buçuk ton kadar getirdik. Türk tüketicisinin neyi tercih ettiğini ve neye yoğunlaştığını gördük ve şimdi gelecek partide tüketicinin istediği ürünler pazarda olacak.
Sizin dışınızda başka firmalar da bu alana girmek isteyecekler mi sizce?
Küçük ölçekli perakendeci firmaların bu işe girmek istediklerini tahmin ediyorum. Yurtdışındaki fiyatlarla karşılaştırıldığında Türkiye'de bu ürünlerin pahalı olduğu görülüyor. Bizim en büyük maliyetimiz neredeyse ürün maliyetine ulaşan vergiler. Birçok üründe KDV hariç yüzde 58'lerden başlayan vergi oranları söz konusu.
Hangi ürünler bunlar?
Mesela papayanın gümrük vergisi yüzde 15, KDV'si yüzde 18. Bunun yanında ananasın gümrük vergisi yüzde 58,5, KDV'si yüzde 8. Bu ürünler burada üretilmiyor, bu nedenle Türk üreticisine zarar vermiyoruz, buna rağmen vergi oranları çok yüksek. Vergiler düşmediği takdirde fiyatları aşağıya çekmemiz mümkün değil. Sadece bu işin miktarı arttıktan sonra nakliyeden ve toplu alımdan doğabilecek bir pazarlık gücümüz olabilir.
Bu ürünler beklediğiniz ilgiyi görüyor mu? Tüketici bir sene gibi kısa sürede bu ürünlere alışabildi mi?
Bence o alışkanlık oluştu. Belli bir kesim insanlar mısır gevreklerinin içinde bizim sattığımız bu ürünlerden koyuyor artık.
Siz kendi dağıtım ağınızla Türkiye'nin belli noktalarında satış yapıyorsunuz? En fazla hangi ürün ilgi görüyor?
En çok ilgi gören papaya, mango, şeftali. Ayrıca zencefilin kendine göre alıcısı var. Zencefili daha çok ilaç niyetine tüketiyorlar.
Bunları dünyada en fazla tüketen ülkeler hangileri?
Şu anda en fazla tüketen ülke Amerika. Bu, Amerika'nın daha büyük bir nüfusa sahip olmasından kaynaklanıyor. Aynı zamanda gelirle de alakalı bir şey tabii ki.
Türkiye'de şu an dört kuru meyve türü var. Bu işin daha da genişlemesi mümkün değil mi? Mesela mandalina, elma gibi meyvelerden yapılamaz mı?
Bu iş ciddi bir teknoloji gerektiriyor ve bu teknoloji Türkiye'de yok. İhracatta yaşanan en büyük sıkıntı da zaten bundan kaynaklanıyor. Mesela, kayısı iki şekilde kurutulur: natürel olarak ve kükürtle. Kükürtle kurutulmuş kayısının rengi daha açık olduğu için genelde bu tercih edilir. Kükürt oranını Avrupa standartlarına göre ayarlamak gerekir. Yoksa bu ürünü ihraç edemezsiniz. Bizim üreticimizde bunu ayarlayacak teknoloji yok.
Siz ithalat yaparken bu ürünler ciddi tetkiklerden geçti mi?
İthal edilen gıda maddelerine kontrol belgesi alma zorunluluğu zaten var. İthalattan önce biz ürünle ilgili çeşitli analizleri ve sağlık sertifikasını içeren belgelerle beraber Tarım Müdürlüğü'ne gidip öncelikle her ürün için kontrol belgesi alıyoruz. Bu belge alındıktan ve ürünler geldikten sonra ürünlerin tek tek analizleri yapılıyor. Türk Gıda Kodeksi'ne uyuyor mu, Türkiye'ye ithalinde herhangi bir sakınca var mı, bütün bunlar inceleniyor. Bu analizler yapıldıktan sonra bizim fabrikamıza gelmesi en az on beş gün sürüyor.
2005 yılı için tahmininiz nedir? Kaç ton satarsınız?
Şimdiki gidişata bakarsak bu yıl için 30-35 ton hedefliyoruz. Diğer ürünlerimizdeki gibi bir pazarlama çabası göstermeyeceğiz. Fiyat olarak pahalı ve belli bir gelir seviyesine ulaşmış insanlara hitap edebilen bir şey. Tahmin ettiğimiz gibi satılırsa yaklaşık 250-300 bin dolar civarında ciro elde ederiz.



İhracatçıdan mimarlara destek
Bu yıl İstanbul'a konuk olan 22. Dünya Mimarlık Kongresi son yıllarda Türkiye'de düzenlenen en büyük organizasyonlardan birisi. Uluslararası Mimarlar Birliği'nin Mimarlar Odası ile birlikte düzenlediği organizasyon için birçok şey söylenebilir. Büyük bir organizasyon olması, Türkiye'nin tanıtımına katkı sağlayacak olması, birçok açıdan ilkleri barındırması gibi... Ama bu kongreyi daha da farklı kılan şey, mimarların kongresine en az mimarlar kadar, belki mimarlardan da çok ihracatçıların sahip çıkmasıydı.
Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) stratejik ortağı olduğu kongre ve fuar çerçevesinde, ihracatçılar mimarlığın altını besleyecek olan mermer ve doğal taş, seramik, cam başta olmak üzere inşaat malzemeleri, demir ve demir dışı metaller, yer kaplamaları, mobilya ve ev tekstili
ürünlerini sergileme fırsatı buldu. Kongreyle eşzamanlı olarak düzenlenen Uluslararası Mimarlık ve Yapı Fuarı'na Türkiye'nin inşaat sektörüne yönelik ihraç ürünlerinin tanıtımı amacıyla kurulan standlarda hem firmalar kendi ürünlerini sergilediler hem de ihracatçı birlikleri Türkiye'nin potansiyelini ortaya koydular.
Biliriz, bu tür uluslararası organizasyonlar genellikle sadece belli bir mesleğin mensupları tarafından takip edilir ve bu organizasyon çevresinde yaratılabilecek olan sinerjiler daha gün ışığına çıkma fırsatı bulamadan kaybolup giderler. TİM hem ihracatçıları hem de mimarları gayet rasyonel bir mantık çerçevesinde ortak bir çatı altına getirecek çalışmalara imza attı bu organizasyon aracılığıyla.
Eisenman TİM'in misafiriydi
Kongreyle eşzamanlı olarak düzenlenen Uluslararası Mimarlık ve Yapı Fuarı'nın girişinde kurduğu stand ile daha fuarın girişinde dikkatleri üzerine topluyor TİM. Tasarımını mimar Akın Nalça'nın yaptığı stand istatistiklere göre fuarın en fazla ziyaret edilen standı. 25 plazma ekran ve 25 bilgisayardan Türkiye'nin potansiyellerinin tanıtıldığı bir bölüm bu. Kongrenin katılımcıları olan mimarlara yönelik bir konsept çerçevesinde tasarlanan bu bölümde İstanbul Tekstil ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB); İstanbul Maden ve Metaller İhracatçıları Birliği (İMMİB), Ege İhracatçı Birlikleri (EİB); Uludağ İhracatçı Birlikleri (UİB); Akdeniz İhracatçı Birlikleri (AKİB) ve Orta Anadolu İhracatçı Birlikleri (OAİB) Genel Sekreterliklerinin bilgilendirme alanları da yer aldı.
Organizasyon çerçevesinde İstanbul'a gelecek yabancı mimarlar ile Türk mimarların gözünden İstanbul'u tanıtabilmek amacıyla 'Mimarların Objektifinden İstanbul' konulu bir yarışma da düzenlendi. Türk ve yabancı kongre katılımcılarına açık olan ve kongre süresince canlı tutulan yarışmanın ödül töreni de eylül veya ekim ayında yine İstanbul'da yapılacak.
TİM, kongre kapsamında dünyaca ünlü mimar Peter Eisenman'ın konuşmacı olarak yer aldığı özel bir öğle yemeği düzenledi. Türkiye'ye
olan yakın ilgisiyle tanınan Eisenman, mimarinin de ihraç edilebilir bir ürün olduğunu vurguladığı konuşmasında "mimarı iş ve ticaret dünyası için çok önemli bir rol oynuyor. Özellikle son yıllarda turizmin gelişmesinde bunu daha çok görüyoruz. Dünyada artık mimari turizm diye çok önemli bir trend var" dedi. Kongrede ayrıca yabancı mimarlara verilmek üzere tasarımı ünlü modacı Hüseyin Çağlayan tarafından yapılan kongreye özel, İstanbul'dan görüntüler içeren bir tişört tanıtıldı.
Kongrenin diğer önemli ayaklarından biri olan öğrencileri de unutmadı TİM. Mimari çalışmalara yönelik uluslararası nitelikte bir öğrenci yarışması düzenlendi. 'Extreme' adındaki bu yarışmada 3 bin dolarlık özel ödül veren TİM bu çalışmasını önümüzdeki dönemde de sürdürmeyi düşünüyor.