Türk menşeli Çin malları atakta

Türkiye'de elektrik-elektronik sektörü son yıllarda Çin'den ithal edilen kalitesiz ürünlerin tehdidi altında.
Her yıl Avrupa'nın İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerine yüzlerce milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren ve
Haber: ÖZGÜR SAĞMAL / Arşivi

Türkiye'de elektrik-elektronik sektörü son yıllarda Çin'den ithal edilen kalitesiz ürünlerin tehdidi altında.
Her yıl Avrupa'nın İngiltere ve Almanya gibi gelişmiş ülkelerine yüzlerce milyon dolarlık ihracat gerçekleştiren ve bu ülkelerin tüketiminde en üst sıralarda olan Beko, Vestel ve Profilo gibi Türk şirketleri iç pazarda Çin mallarıyla haksız bir rekabetin baskısı altında. Sene başında özellikle Çin menşeli vasıfsız elektronik ürünlere karşı sınırlarda takip başlatılmıştı ama bugün itibarıyla çok da bir yol alındığını söyleyemiyoruz.
Türkiye'ye daha çok Suriye ve İran sınır kapılarından girdiği tespit edilen bu ürünler spot piyasada ve pazarlarda sahte CE ve TSE belgeleriyle satılıyor. Bu noktada sınır ticaret merkezleri ve sınır ticareti Türkiye'nin yumuşak karnı durumda.
Yakın takip sürüyor
İstanbul Elektrik, Elektronik ve Makine Sanayi Mamulleri İhracatçıları Birliği Başkanı Göksen Körezlioğlu tehlikenin bugün Türkiye sınırlarını aşarak Avrupa'ya ulaştığına dikkati çekiyor. Körezlioğlu, Çin'den Türkiye'ye değişik yollarla sokulan kalitesiz elektronik eşyaların Türkiye'den menşe belgesi alarak Avrupa ülkelerine ihraç edildiğini söylüyor. Türkiye üzerindeki 'Çin malı trafiğini' yakın takibe alan Körezlioğlu, monte edilmemiş vaziyette Çin'den getirilerek Türkiye'de monte edilip arkasından da Türk menşe belgesiyle Avrupa'ya ihraç edilmiş ürünleri tespit etmiş. Bu konuda eline geçen bütün belge ve bulguları ilgili kurumlara ileten Körezlioğlu, İthalat Genel Müdürlüğü tarafından takip sürdüğü için firma ismi vermek istemiyor.
Sadece elektronikte değil diğer sektörlerde de Türkiye'nin yumuşak karınları olduğunu söylüyor Körezlioğlu. Bunları serbest bölgeler, gümrükler vasıtasıyla yapılan geçici ithalat işlemleri, elle paketleme ile yurda mal sokulması, hammaddenin farklı kaynaklardan farklı yollarla Türkiye'ye getirip burada birleştirilmesi şeklinde sıralıyor. Göksen Körezlioğlu'na göre menşe belgesi veren sanayi ve ticaret odalarıyla, gümrükler ve Dış Ticaret Müsteşarlığı arasında koordinasyonun biraz daha güçlenmesi ve bu konudaki istihbaratın daha da kuvvetli çalışması gereki.yor.
Körezlioğlu aslında Çin malı olan bu 'sözde Türk menşeli malların' Türk malı imajına vereceği zarardan öte açılması muhtemel bir antidamping davasının da Türkiye'nin ihracatı üzerinde, giderilemez hasarlara sebep olacağını söylüyor. Dış ticarette bu tip trafik sapmalarına alet olmasından dolayı bir antidamping davasıyla karşı karşıya kalması durumunda Türkiye'nin bunun altından kolay kolay kalkamayacağını düşünüyor.
Çin'in özellikle elektronik ve tekstil gibi üretimde büyük rakamlara ulaştığı sektörlerin dış ticaretinde büyük bir atağa kalktığına işaret eden Göksen Körezlioğlu şunları söylüyor:
"Bunun arkasında devlet desteği var. Türkiye'nin de elektronik sektöründe kendisini koruması şart. Bunun için bankalar, gümrükler ve ihracatçı birliklerinden, tüketicilere kadar herkese büyük görevler düşüyor."



349 bin ton palm yağı tüketiyoruz
Palmiyeyi daha çok tropikal ülkelerde bir ağaç olarak biliriz. Türkiye'nin güney bölgelerinde bazı çeşitlerini gördüğümüz bu ağacın farklı bir cinsinin meyvelerinden çıkarılan yağ birçok alanda karşımıza çıkıyor. Birçok bitkisel yağdan fazla E vitamini içeren palm yağı cilt bakımında temizleyici, besleyici, nemlendirici ve yumuşatıcı özellikleriyle dikkat çekiyor. Palm yağı, sıfır kolesterol düzeyiyle gıda üreticilerinin de sık kullandığı bir hammadde.

Büyütmek için tıklayınız

Bu yağın gıda sektöründe en çok kullanıldığı yerler margarin ve çikolata-şekerleme üretimi. Bu alanlarda ağırlıklı olarak tercih edilmesinin sebebi ise içine konulduğu ürünlerin raf ömürlerini uzatması. Bir başka sebep de hiç şüphesiz ucuz olması. Ayçiçeği ve soya yağına nazaran en ucuz yağ olan palm yağı bu sektörler için önemli bir ithal girdi aynı zamanda.
Dünya ayçiçeği ve soya fiyatlarının çok aşırı yükselmesiyle birlikte son yıllarda gıda sektörünün palmiyeye yöneldiği gözleniyor. Ayçiçeği ve soyadaki gümrük vergi oranı yüzde 32 iken, yüzde 12 gümrüklü palm yağının ithalatı daha az maliyetli oluyor. Marketlerde satılan yağların içinde palm yağı kullanımı belli oranlarla sınırlandırılmış. Ama içinde palm yağı katılmaması gereken yağlara yüksek oranlarda palm yağı karıştırılıyor ve bunlar daha ucuz fiyatlara market raflarında satılıyor.
Dünya Malezya'ya bağımlı
Türkiye'de sadece süs bitkisi olarak ve sınırlı sayıda yetiştirilen palmiye ağacının asıl coğrafyası Malezya ve Endonezya. Malezya'nın en önemli gelir kaynaklarından biri olan palmiye ağaçlarının ekim alanının genişletilmesi için büyük projeler gerçekleştiriliyor. Ülkenin kullanılmayan bütün bölgeleri palmiye ağaçlarıyla kaplanıyor. Bu projelerden dolayı Malezya'da son 25 yılda orangutanların sayısının yüzde 80 azaldığı söyleniyor. Halkın da en önemli geçim kaynaklarından biri olan bu bitkiden elde edilen yağ, dünya gıda endüstrisini Malezya'ya bağımlı hale getiriyor. Dünyada bu ürünün pazarını da belirleyen ülke olan Malezya'nın en önemli müşterilerinden birisi de Türkiye. Türkiye yıllık 349 bin ton ithalatla ABD'den daha büyük bir alıcı. İthalatının artması bir yana, Türkiye palm yağını her geçen sene daha da pahalıya alıyor. 2001'de kilosu ortalama 32 cent tutan palm yağı ithalatı 2004'te 52 cent'e ulaşmış durumda. Bu sene bu rakamın daha da artması bekleniyor. Zira Türkiye'de ayçiçeği yağı üretimi gerilemeye devam ediyor.

Büyütmek için tıklayınız

Türkiye palm yağı borsası olabilir
Malezya İstanbul Fahri Başkonsolosu Dr. Nüsret Arsel, en büyük üretici Malezya ile tüketicisi AB arasında ihtiyaç duyulan 'palm yağı borsası'nın Türkiye'de oluşturabileceğini savunuyor. Türkiye'nin hem Malezya, hem de AB ülkeleri arasındaki konumu ve kültürel bağlantılarıyla böyle bir projeyi gerçekleştirebilecek potansiyele sahip olduğunu düşünen Arsel, Malezya'nın daha önce Yugoslavya'dan bu amaç için bir serbest bölge istediğini hatırlatıyor. Böyle bir projenin hayata geçirilmesi durumunda aynı zamanda önemli bir alıcı olan Türkiye'nin hem pazarda önemli bir oyuncu haline geleceği hem de çok önemli bir kozu eline geçireceği kanaatinde Arsel. Malezya yılda 5 milyar dolarlık palm yağı ihraç ediyor.


İhracatta 'Hangi sektör lokomotif' tartışması
Mayıs ayı ihracat rakamlarının açıklanmasıyla 'ihracatta lokomotif sektör' tartışmaları tekrar alevlendi. Otomotiv ve tekstil sektörü temsilcileri tartışmaların manasız olduğu görüşünde

Hazır giyim sektörü, yıllardır Türkiye'nin toplam ihracatında en büyük tutarda ihracatı gerçekleştiren sektör konumunda. Kardeş sektörü tekstil ile birlikte yıllarca ihracatın yüzde 30'a yakınını gerçekleştirdiği için 'ihracatın lokomotifi' olarak adlandırılıyordu. Ancak Çin'in dünya piyasalarını zorladığı haksız rekabet ortamı yüzünden 2003'ün son aylarından bu yana hazır giyim sektörü ihracattaki payını kaybediyor. İhracat rakamlarında düşüş olmasa da toplam ihracatın yüzde 32 oranında arttığı dönemlerde hazır giyim ihracatının ancak yüzde 20'ler seviyesinde artmaya devam etmesi sektörü yavaşlama sürecine sokmuştu. İçeride ise maliyet ve aşırı değerli Türk Lirası nedeniyle zor bir döneme giren Türk hazır giyim sektöründe, 2005 başı itibarıyla 'kotaların da kalkmasıyla' kötü günlerin etkisini iyice hissettirmesi bekleniyordu.
Türkiye'ye dönecekler
Dünya Ticaret Örgütü'nün ticaretteki bu liberalizasyon dönemi için yazdığı senaryolarda Türkiye'de hazır giyim sektörünün bu dönemde küçülme yaşayacağı ve ihracatta da yüzde 25 düşüş sergileyeceği iddia ediliyordu. Beklenen olmadı ve hazır giyim sektörü ihracatı her ay yüzde 10 düzeyinde de olsa arttı. Hazır giyimciler sene başında Çin'e giden müşterilerinin kalite ve çalışma disiplini açısından aradıklarını bulamayınca Türkiye'ye döneceklerini düşünüyorlar. Türkiye'de hâlâ en büyük istihdamı sağlayan hazır giyim sektörü bir bakış açısına göre de en fazla katma değer yaratan sektör.
Hazır giyim ikinci sırada
Çarşamba günü açıklanan mayıs ayı ihracat rakamlarına göre hazır giyim sektörü ihracatta ilk defa ikinci sıraya düştü. Mayıs ayında en fazla ihracat gerçekleştiren sektör ise taşıt araçları ve yan sanayi oldu. Çok büyük kısmını otomotiv ihracatının oluşturduğu bu sektörde ihracat artışı son bir yıl içinde hiçbir zaman yüzde 30'ların altına inmedi. Bu ay ise yüzde 35.5 oranında artış gerçekleştiren otomotiv sektörü hazır giyim ihracatındaki yavaşlamayı da fırsat bilerek ihracat listesinin en tepesine oturdu.
Ancak sektörün ilk beş aylık ihracattaki payı daha hazır giyimi geçebilmiş değil. Taşıt araçları ve yan sanayisinin payı 19,11 iken, hazır giyimin payı yüzde 19,45. 'Otomotiv ihracatın yeni lokomotifi' veya 'Hazır giyimin tahtına otomotiv oturuyor' türünden haberler ise her iki sektörün temsilcilerini rahatsız etmeye başladı. Zira her iki taraf da karşı karşıya getirilmekten rahatsızlar. Birbirlerinin rakipleri olacak bir durumları olmadığını vurguluyorlar.
Türkiye, İtalya ve İspanya'yı örnek almalı
İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Süleyman Orakçıoğlu: Bugün İtalya'yı otomotiv ve moda endüstrileri taşıyor. Neden Türkiye'de de böyle olmasın? Aralarında tatlı bir rekabet de olacaktır ama her ikisi de ekonominin motoru olacaktır. Otomotiv sektörünün geldiği noktadan gurur duyuyorum. Ama gelişmesi için yeni yatırımların devamı şart. Dünyanın 20 ekonomisinden biri olan Türkiye hazır giyime tutunarak ayakta duruyor. Otomotiv dahil Türkiye'nin iddialı olduğu tüm ihracatçı sektörler arasında en yüksek katma değeri üretiyor.
İtalya'nın 80 milyar avroya yakın bir hazır giyim cirosu var ve ülke 40 milyar avroluk moda ihraç ediyor. İtalya'nın nasıl büyük bir otomotiv devi olduğunu bilenler bu iki sektörün yan yana nasıl bir güç yarattığı konusunda soru işareti üretmiyor. Aynı durum İspanya için de geçerli. İspanya Seat'tan vazgeçebiliyor ama İnditex grubunu parayla satın almanız mümkün değil. Hele grubun ülke içinde üretim anlayışıyla yaptığı yatırım tam bir istihdam devi yaratmış. Fakat buna karşın kimse çıkıp da 'Hazır giyim gelişmekte olan ülkelerin ekonomisi biz bundan çıkalım' demiyor.
Yeni üretim anlaşmaları yapılması şart
Otomotiv Sanayicileri Dernegi (OSD) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ercan Tezer: Sektörler arasında bir yarış olarak lanse etmek çok yanlış. Zira bunun bir anlamı da yok. Türkiye'de ihracatın bir tane lokomotifi yok, her sektör lokomotiftir burada. Otomotiv sektörü bugün ihracatta geldiği noktaya kısa bir sürede gelmemiştir. Bunun altında doğru yatırımlara ısrarla yönelmek yatıyor. Özellikle yüksek kalite konusunda ödün verilmemesi otomotiv sanayisini istikrarlı bir konuma getirdi.
Son dönemde otomotiv sektörü ihracatının arka arkaya yüksek oranlarda artışlar sergilemesi ise geçtiğimiz yıllarda üretim anlaşmaları yapılan yeni modellerle ilgili. Bunun devamının sağlanabilmesi için Türkiye'nin üretim avantajlarının korunması hatta daha da artırılması gerekmekte. Çünkü özellikle 2006 ve sonrası için yeni modellerin üretiminde Türkiye'nin tercih edilmesi için ülkenin üretim şartlarında genel iyileşmeler olması gerekiyor. Bu projelerde Türkiye'nin en büyük rakipleri başta Slovenya olmak üzere AB'nin yeni üyeleri. Yeni projelerle üretimde
1.5 milyon, ihracatta ise 1 milyon adede çıkabilir otomotiv sektörü.