Türkiye AB'yi devleştirir

Türkiye yüksek büyüme potansiyeli ve dinamik ekonomisiyle adayı olduğu Avrupa Birliği'ne (AB) uzun vadede ciddi ekonomik katkılar sağlayacak.


Büyütmek için tıklayınız
İSTANBUL - Türkiye yüksek büyüme potansiyeli ve dinamik ekonomisiyle adayı olduğu Avrupa Birliği'ne (AB) uzun vadede ciddi ekonomik katkılar sağlayacak. Türkiye büyüme dinamikleri sayesinde, AB üyeliği önünde engel olarak görülen ekonomisini uzun vadede birliğe fayda sağlar hale getirebilecek. Yeni üye 10 Doğu Avrupa ülkesiyle, bu yıl ABD'yi geride bırakarak dünyanın en büyük ekonomik gücü haline gelen Avrupa Birliği, Türkiye, Romanya, Bulgaristan ve Hırvatistan'ın üyeliğiyle daha da güçlenecek.
15 üyeli iken, ABD'nin milli gelirinin 831 milyar dolar altında kalan AB, 2004'te aldığı 10 yeni üye ile ABD'yi 116 milyar dolar geçti. AB, Türkiye'nin içinde bulunduğu dört adayı içine alırsa ABD'yi 856 milyar dolar geride bırakacak.
Cazibe merkezi
Türkiye ise katılım süreci ülkelerin tümünü geride bırakan ekonomik büyüklüğü ve geleceğe dönük potansiyeliyle AB açısından ayrı bir cazibe merkezi oluşturuyor. Türkiye'nin yapısal reformları, mali disiplini sürdürüp, insan sermayesini geliştirmesi halinde ekonomik olarak AB'ye uyum sağlamakla kalmayacak, küresel rekabette birlik lehine çok önemli bir avantaj sağlayacak. Türkiye'nin son iki yılda yakaladığı büyüme trendini müzakerelerin açılmasının getirdiği psikolojik şartlardan faydalanarak 2010'lu yıllara taşıması Avrupa'da İrlanda'nın ardından ikinci bir kaplanın ortaya çıkması anlamına gelecek.
Büyüme trendinin sürdürülebilmesini destekleyecek en önemli unsurlardan birisi Türkiye'nin mevcut genç nüfus yapısının ortaya çıkardığı demografik bir geçiş süreci olacak. Buna göre, Türkiye'de toplam nüfusa göre istihdam oranı 15-64 yaş grubundakilerin göreceli azlığı düşük işgücü katılım oranına bağlı olarak yükselecek.
Adaylar arasında Avrupa Birliği verilerini tek başına en fazla etkileyen ülke Türkiye. Söz gelimi Türkiye, şimdi üye olsa AB'nin nüfusunu yüzde 15.6, milli gelirini yüzde 4.3, yüzölçümünü yüzde 19.4 artıracak, ortalama gelirini ise yüzde 9.8 düşürecek.
Bulgaristan ve Hırvatistan'ın AB'ye önemli etkileri olmazken Romanya'nın etkisi de Türkiye'nin üçte birinde kalacak. AB 15 üyeliyken, ABD'nin milli gelirinin 831 milyar dolar altında kalan AB, 2004'te aldığı 10 üye ekonomik büyüklükte ABD'yi 116 milyar dolar geride bıraktı. Türkiye halihazırda üye olması halinde AB'nin nüfusunu yüzde 15.6 yükseltirken, milli gelirini yüzde 4.3 artıracak. Öte yandan, Türkiye'nin tam üyeliği bugün itibarıyla gerçekleşse, refah açısından en önemli gösterge olan kişi başına ortalama gelirde yüzde 10 azalış getirecek.
Chirac'ın ikna argümanı
Türkiye'nin Bulgaristan, Romanya ve Hırvatistan ile birlikte katılacağı AB, dünya nüfusunun yüzde 9'unu, dünyada yaratılan gelirin ise yüzde 23'ünü temsil edecek. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da 17 Aralık 2004'te Türkiye'ye müzare tarihi verildiği hafta TV'de kamuoyuna hitaben yaptığı açıklamalarda Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin küresel ekonomi platformundaki başarısı için arz ettiği önemin üzerinde durmuştu. Chirac, Türkiye'nin tam üyeliğine soğuk yaklaşan Fransız kamuoyunu ikna etmek için yaptığı konuşmada ekonomik argümanları kaldıraç olarak kullanmıştı.
Jacques Chirac dünya ekonomisinin yükselen yıldızları Çin ve Hindistan ile aşırı hâkimiyetiyle küresel ekonomide bir zafiyet unsuru haline gelmeye başlayan ABD'nin gücünün dengelenmesinin Türkiyeli bir AB'ye ihtiyaç duyulduğu mesajını açıkça vermişti.
Chirac TF1 televizyonunda yayımlanan söyleşisinde şunları söylemişti:
"Türkiye'nin üyeliği konuşulurken ekonomik kalkınma açısından çok önemli bir unsurun da söz konusu olduğunu söylemek istiyorum. Türkiye, çok geniş bir pazar, ekonomik açıdan güçlü bir ülke. Türkiye'nin karşımızda değil yanımızda olması çıkarımızadır. Avrupa dünyadaki bütün büyükler, Çin, Hindistan, Kuzey Amerika karşısında küçük bir cephe oluşturuyor. Ancak Türkiye'nin varlığıyla yarın, gücünün arttığına kuşkusuz tanık olacak."