TÜSİAD Başkanı: Yeni bir dünya oluşuyor, biz buna hazırlanmıyoruz

TÜSİAD Başkanı: Yeni bir dünya oluşuyor, biz buna hazırlanmıyoruz
TÜSİAD Başkanı: Yeni bir dünya oluşuyor, biz buna hazırlanmıyoruz

Bodrum?da yapılan TÜSİAD YİKtoplantısına aralarında Bülent Eczacıbaşı,Tuncay Özilhan, Erkut Yücaoğlu?nun da olduğu çok sayıda işadamı katıldı. FOTOĞRAFLAR: EVRİM AYDIN / AA

'Çünkü reformlarımızı yapmıyoruz' diyen TÜSİAD Başkanı, 'Mesela iç tasarrufun artırılması bir reform gerektirir. Kayıt dışıyla mücadele de önemli bir ayak' dedi
YİK Başkanı Mustafa Koç da, 'Bizim de Türkiye ekonomisinin geleceğini kapsamlı şekilde tasarlama konusunu hemen gündeme taşımamız lazım' diye konuştu
Haber: FUNDA ÖZKAN / Arşivi

MUĞLA - TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, Türkiye’nin kriz sonrasında oluşacak dünya düzeninde yerini almasının önemine vurgu yaptı.
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Başkanı Mustafa Koç da, Türkiye ekonomisinin geleceğini kapsamlı şekilde tasarlama konusunun bir an önce gündeme taşınması gerektiğini söyledi. Arzuhan Doğan Yalçındağ Bodrum’da düzenlenen TÜSİAD YİK toplantısında bir konuşma yaptı.

Paralelliği öğrenmeliyiz
Konuşmasından sonra soruları da yanıtlayan Yalçındağ’a Türkiye’nin geleceğiyle ilgili izlediği politikaları nasıl değerlendirdiği soruldu. Yalçındağ, şunları söyledi:
“Bir ikilem var bu da şu; bir kriz var, bundan çıkılmaya çalışılıyor. Keşke daha önce kabullenseydik, böylece daha çabuk hareket ederdik ama artık onlar geçti. Hemen krizden çıkalım şeklinde yaklaşılıyor. Bunun için de hemen bütçeyi açalım, biraz tüketimi artıralım, vergiler, ÖTV, vesaire. Öte yandan biz artık ülke olarak bazı şeyleri paralel olarak yapmayı öğrenmeliyiz. Bunları yaparken gözümüzü ileriye dikemezsek yeni yapılanmada rekabette çok geri kalacağız.
Yeni bir dünya oluşuyor ve biz buna hazırlanmıyoruz çünkü reformlarımızı yapmıyoruz. Mesela iç tasarrufun artırılması bir reform gerektirir. Kayıt dışıyla mücadele, gerekli reformun en önemli ayaklarından biridir. Kayıt dışıyla mücadele de bir vergi reformu gerektirir. Vergi kanunumuz daha sade, daha anlaşılabilir, daha şeffaf, gri alanlardan arınmış, yorumlara fazlaca yer vermeyen bir vergi kanunu olursa iş dünyası kendini daha rahat hissedecek. Yalçındağ, vergi reformunun gerçekleştirilmesi halinde finansman imkânlarından yararlanmak ve rekabet gücünü artırmak isteyen kayıt dışı firmaların da kayda alınabileceğini söyledi.
Yalçındağ, “Eski dünyada yaşamıyoruz artık cesaretli olmak lazım. ‘Eyvah benim seçmenim ne yapacaktır, zorlanacaktır’ şeklinde düşünmemek lazım. Neticede böyle bir reformdan kayıt dışında olanlar da büyük fayda sağlayacaktır” dedi.

IMF ile ilişkiler
IMF ile ilişkilerde gelinen noktaya yönelik soru üzerine de Yalçındağ, Türkiye’nin büyümeye ihtiyacı olduğunu ve bunun için de finansman gerektiğini kaydetti. “Özel sektör nereden kaynak yaratıp da büyümeyi sağlayacak bu önümüzde koca bir soru olarak duruyor” diyen Yalçındağ, şöyle devam etti: “Yurtdışı yatırım çevreleri her zaman dış çıpayı önemsedi. Bir AB çıpasını, IMF çıpasını. Biz mali kuralı dört-beş yıl önce koymuş ve geleneğini artırmış olsaydık belki başka bir şey olmuş olabilirdi. Ama öyle bir geleneğimiz yok. Zaten IMF ile anlaşma yapacaksak bile kendi mali kuralımızı hemen koymamız, kendi öz disiplinimizi kazanarak, ona devam etmemiz gerekir. İlanihaye IMF ile bu şekilde gitmemizi zaten biz de öngörmüyoruz. Yalçındağ, “IMF demek istemiyorum, sorunları ortaya koyuyorum bunu başka türlü yapabileceksek de yapalım” dedi.

‘Eleştirileri göğüsledik’
Arzuhan Yalçındağ konuşmasında da özetle şunları söyledi:
* Neredeyse kırk yılı bulan tarihimizde pek çok kez geleceği tanımlayacak doğruları, ağır eleştirileri göğüsleyerek, yalnız da kalsak biz söyledik. 
* Üyelerimizin görüşleri, birikmiş deneyimleri, örgütümüzün kapsamlı çalışmaları sayesinde, gerekli vizyonun oluşturulmasına katkıda bulunduk. Bugün de dünya yeniden şekillenirken Türkiye’nin yeni bir vizyona, dile, toplumsal senteze ihtiyacı olduğu kanısındayız. Sürecin takipçisi değil, parçası olması gereken bir Türkiye arzuluyoruz. 
* İçinden geçtiğimiz küresel daralma sürecine, klasik bir mali daralma gibi yaklaşır ve alınacak önlemleri bu dar çerçeveden yola çıkarak tespit edersek “uzun dönem”li gelişmeleri ıskalamış oluruz.
Gelecek nesiller 2000’li yılları uygulanan parasal ve mali tedbirler ile değil yeni küresel mimarinin temellerinin atılmasıyla hatırlayacak.
* Gelişmiş ekonomilerde belli bir düzelme yaşansa da, dış talebin kriz öncesi düzeyleri yakalayabilmesi için, yaklaşık 18 aylık bir döneme ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz. Yeniden altını çizmek isterim ki, uluslararası işbirliği bu süreci olumlu veya olumsuz etkileyebilecek önemli bir faktördür.
* Sayın Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde açıkladığı destek programı, zamanlamasıyla ve içeriğinin ilgili kesimlerle paylaşılarak hazırlanmasıyla, gerçekten yapıcı bir girişim olmuştur.

Teşvikler kalıcı olmamalı
* Burada iki konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi, Türkiye tarihinde daha önce de teşvik uygulaması açıklanmıştır. Bu teşvik paketlerinin etkisini ölçme geleneğimiz de yoktur. Örneğin; “Bundan 50 yıl öncesine göre bölgesel gelir dağılımı Türkiye’de daha iyiye gitmiş midir?”, “Sektörel destekler, ilgili sektörlerin rekabet gücünü kalıcı olarak artırmış mıdır?”
Bu geleneği, en azından bu son girişimin neticelerini yakından izleyerek başlatalım. İkinci konu ise, bu destek paketlerinin sınırlı bir süreyle uygulanması gereğidir. Hükümetin açıkladığı pakette de bu gerçeğin dikkate alındığını görmekten memnuniyet duyuyoruz. Kalıcı teşvikler, son tahlilde rekabet ortamına da kalıcı hasar verebilir. 

‘Her eleştiriyi düşmanca görmekten artık vazgeçelim’

TÜSİAD Başkanı, “Geleceğin Türkiye’sini inşa etmeye çalışırken, ortak hedefler tanımlamak zorundayız. Bu hedefleri, çoğulcu bir tartışma ortamında, farklı fikirlerden bir sentez üreterek belirlemeliyiz” dedi. “Bunun sağlanması içinse, birbirimizi dinlememiz, karşıt görüşleri değerlendirmemiz gerekir” diye devam eden Yalçındağ şunları söyledi: “Siyaset hayatımıza ve zaman zaman kurumlarımıza hakim olan, toplumu da etkileyen, kutuplaşmayı artırıcı, ifade özgürlüğünün alanını daraltan tutumlar Türkiye’ye zarar veriyor. Özgürlüklerden korkan, risk almak istemediği için sorunları çözmektense, sürüncemede bırakmayı tercih eden, 21. yüzyılın ufkuna bakacağına, 20. Yüzyılın artık tedavülden kalkmış yaklaşımlarına bağlı kalan bir Türkiye, yerinde saymaya mahkumdur. Ülkemizin kutuplaşmanın şiddetini düşürecek, tahammülsüzlüğü dışlayan bir siyasi iklime ihtiyacı var. Her eleştiriyi, düşmanca yaklaşımın bir parçası olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Farklı görüşlerin varlığının, tartışma ortamımızı ve fikir dünyamızı zenginleştireceğini unutmamalıyız. Türkiye’de, her şeyden önce bir zihniyet devrimi yaşanması gerektiğine inanıyoruz. 

‘Temiz bir sayfa açalım’

TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, siyasi iktidara ve tüm siyasi partilere yeni bir anayasa için işbirliği çağrısı yaptı.
Arzuhan Doğan Yalçındağ şunları söyledi: “Korkulara esir olmadan, hak ve özgürlük alanlarını genişleterek ve hepsinden önemlisi birbirimizi dinleyerek konuştuğumuz, yeni bir başlangıç yapalım. Yeni bir sayfa açalım. Bu başlangıcın belgesi, toplumsal sözleşmemizin metni, yeni bir anayasadır.”

Yeni anayasa için mutabakat arayalım
“Türkiye’nin, ihtiyaç duyduğu anayasanın nitelikleri hakkında bugüne dek çok çalışma yapıldı” diyen Yalçındağ şöyle devam etti: “Yalnızca TÜSİAD’ın, bu konuda 17 yıldır süren, birçok taslağın hazırlandığı, çalışmaları var. Yeni anayasayı hazırlarken, toplumsal mutabakatı sağlayacak bir yöntem izlenmesi, demokrasinin evrensel ilkelerinin esas alınması, gerçek anlamda kuvvetler ayrımının sağlanması, hukuk devleti unsurlarının güçlü bir şekilde kurumsallaşması esastır.” 

Yeni yapı içinde nasıl bir rol oynayacağız?

Mustafa Koç, ‘Asıl konu, kriz sonrası dünyada daha verimli bir ekonomik yapının nasıl olacağı ve Türkiye’nin bu yapı içinde nasıl bir rol oynayacağıdır’ dedi

Mustafa Koç, Türkiye ekonomisinin geleceğini kapsamlı şekilde tasarlama konusunun bir an önce gündeme taşınması gerektiğini söyledi. Koç, küresel ısınma ve küresel ekonomik krizin dünya gündemini etkileyen iki fenomen olduğunu, iki fenomenin de birdenbire ortaya çıkmadığını, geleceklerini önceden haber verdiklerini, ancak ülkelerin iç dinamikleriyle ilgilenirken bu gerçeği göz ardı ettiklerini söyledi. Her iki fenomenin çözümünde de dünyanın ortak çabasına ihtiyaç olduğuna işaret eden Koç, “Ortada bir gerçek var ki bu iki konuda da hiçbir şey bir daha eskisi gibi olmayacak” diye konuştu.
Krizden nasıl çıkılacağı, krizden çıkışın yavaş mı hızlı mı olacağı tartışmalarıyla Türkiye ve dünya gündeminde sıkça yer aldığını ifade eden Mustafa Koç, bu tartışmalardan daha önemli olan konunun kriz sonrası dünyada daha verimli bir ekonomik yapının nasıl olacağı ve Türkiye’nin bu yapı içinde nasıl bir rol oynayacağı konusu olduğunu kaydetti.
Krizin sona ermesinde gelişmekte olan ülkelere için önemli fırsatlar olduğunu, bu dönemde zamanın iyi kullanılması ve hızlı hareket edilmesi gerektiğini ifade eden Koç şöyle dedi: “Bizim de Türkiye ekonomisinin geleceğini kapsamlı şekilde tasarlama konusunu gündeme bir an önce taşımamız gerekiyor.”

Nasıl finanse edilecek
Hükümetin açıkladığı teşvik programının geniş bir istişare içinde hazırlanmasını takdirle karşıladıklarını belirten Koç, ekonominin büyümesine yardımcı olacak kaynak konusunda ise soru işaretlerinin bulunduğunu, açıkların ne şekilde finanse edileceğinin belirsiz olduğunu söyledi. Türkiye’nin sürdürülebilir ve sosyal açıdan tatmin edici istikrarlı ve artan bölgesel farklılıkları ortadan kaldırabilecek bir ekonomik yapıya sahip olabilmesi için en az 10 yıl boyunca yüzde 6’lık büyüme hızını sağlaması gerektiğini ifade eden Koç, nasıl bir büyüme modelinin öngörüldüğünün henüz belirsiz olduğunu söyledi.

İstişare edilmiyor
Koç, hükümetin orta vadeli program hazırlığı içinde olduğunu ancak bu konuda yeterli tartışma zemini olmadığı gibi, istişare mekanizmalarının da henüz çalışmadığını kaydetti.
Koç, IMF ile müzakerelerin sürmesinin büyümenin finansmanı açısından önemli olduğunu söyledi. Krizden çıkış politikaları ile ekonominin geleceğini belirleyecek politikaların paralel yürütülmesi gerektiğini ifade eden Koç, krizden çıkış sürecini hazırlarken, öte yandan yeni sorunlara neden olacak değil, yeni fırsatlar yaratacak geleceği dönük politikalar uygulanması gerektiğini söyledi. “Türkiye’nin AB üyeliği süreci ülke gündeminden düştü” diyen Koç, AB ile 2014 yılında tam üyelik yükümlülüklerinin yerine getirilecek şekilde yol haritası hazırlanması gerektiğini ifade etti.