TÜSİAD yüklendi

Laiklik ekseninde cepheleşmelere yol açacağı belli konularla gündem dolduruldu. Reformlar yerine dini referanslı konular ya da laiklik üzerine tartışmalar açıldı.
'Bizden olanlar ve olmayanlar' çizgisi derinleştirildi. Yıpranan ve yıpratan isimler görevden uzaklaştırma yerine korundu.
Yersiz ve zamansız dini referanslı tartışmalara, laiklikten sapma izlenimi uyandırabilecek girişimlere gündemde yer olmamalı.
Türkiye'nin son üç yıldır yükselen itibarı erozyona uğramaya başladı. Kamplaşma yanlış. Kendi kendimize çelme takmayalım.
Laik demokratik çizgiden asla taviz verilmeyeceğinin gösterilmesi gerekmektedir.

İSTANBUL - Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği'nden (TÜSİAD) hükümete sert uyarılar geldi. TÜSİAD'ın Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuşan Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı ile Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç 'aynı mesajları, aynı ifadelerle' verdi. Ömer Sabancı ve Mustafa Koç 23 Nisan 2006'da TBMM'deki törende 'laikliğin tanımının yapılması gerektiğini' ifade eden TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı da isim vermeden eleştirdi. TÜSİAD Başkanı Sabancı konuşmasında şu görüşlere yer verdi:
Hedefler tutmayacak: İçinde yaşadığımız günler, önümüzdeki yılları etkileyebilecek gelişmelere sahne oluyor. Bu gelişmeleri dikkatlice değerlendirmek, bazı önemli noktalarda eleştiri ve uyarı görevimizi yerine getirmek elzem gözüküyor. ABD'de faizlerin artışıyla "yükselen pazar ekonomileri"nden fon çıkışı başladı. Türkiye'yi de etkisi altına alan bu akım, iki haftada YTL'nin ve borsa endeksinin yüzde 20 değer kaybetmesine yol açtı. Analistler, dünyada dalgalanmanın durulması ertesinde yeni dengenin farklı düzeyde kurulacağını, eski dengelere geriye dönüşün söz konusu olamayacağını belirtiyor.
Bu öngörünün doğrulanması halinde Türkiye ekonomisi de enflasyon beklentilerini yukarı, büyüme beklentilerini aşağı çekmek zorunda kalacak. Büyüme, enflasyon ve faizle sınırlı kalması mümkün olmayan bu değişimin etki alanına, pek çok büyüklük girecek ve bunlara ilişkin rakamlar değişecek.
Kısacası, tüm hesapların yeniden yapılması, planların gözden geçirilmesi, zamanlamaların yeniden düşünülmesi zorunlu hale gelecek. Toplamda, nispeten olumsuz yöndeki değişikliklerin ciddi biçimde ağır basacağını söylemek de bir kehanet olmayacak.
Neden en çok Türkiye etkilendi?: Türkiye, bu olumsuz gelişmelerden, AB ve IMF çıpalarına rağmen, diğer yükselen pazarlara göre daha fazla etkilendi. Yaşananları açıklamakta yalnızca yüksek cari açığımızın yarattığı risk beklentisini öne sürmek yetersiz kalır. Dahası, uygulanması gereken politikaların belirlenmesinde yanıltıcı rol oynayacaktır. Türkiye esas olarak, kısa vadede, siyasi istikrarını ve reformlarını sürdürebileceği konusunda piyasaların güvenini sarsmış olduğu için dalgalanmalardan bu kadar olumsuz etkilenmiştir. Türkiye'nin son üç yıldır yükselen itibarı erozyona uğramaya başladı.
Laiklik tanımı üzerine tartışma açıldı: Genelde eleştirilere gösterilen tepkileri biliyorsunuz. Her eleştiri "Hükümete karşı düzenlenmiş komplo" olarak görüldü. Laiklik ekseninde cepheleşmelere yol açacağı ayan beyan belli olan konularla Türkiye'nin gündemi dolduruldu. Örneğin, eğitimde çağdaş Türkiye'nin ihtiyacı olan reformların içeriğini tartışmak yerine, dini referanslı konular gündeme taşındı. Ya da laiklik tanımı üzerine tartışmalar açıldı.
'Bizden olan hep korundu': "Bizden olanlar ve olmayanlar" çizgisi her gün biraz daha derinleştirildi. O kadar ki, her partide, her hükümette ortaya çıkabilecek olumsuz görüntüler karşısında çoğunlukla tavırsız kalındı. Yıpranan ve yıpratan isimleri, hangi kademede olursa olsun görevden uzaklaştırma yerine, onları her şeye rağmen koruma yoluna gidildi.
AB konusunda kararlı olduğumuzu anlatalım: Makroekonomik dengeler değişikliğe uğrayacaktır. Bu nedenle istikrar politikalarının eskisinden daha büyük bir kararlılıkla sürdürülmesi gerekecektir. AB yolunda kararlılıkla ilerleyeceğimizin tüm dünyaya ve iç kamuoyuna anlatılması, müzakere sürecinin topluma mal edilmesi, bir zorunluluk olarak önümüzde.
Laiklik toplumsal hücrelerimize nüfuz etmiş: Laiklik, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumsal yapısına ve tüm toplumsal hücrelerimize derinlemesine nüfuz etmiş ve özümsenmiş bir yaşam biçimidir. Bu yüzden, zaman zaman dünya basınında dile getirilen endişelerin yerinde olmadığını, bu temel değerimizin değişikliğe uğramayacağının güvencesinin bizzat Türk insanı olduğunu da burada yeri gelmişken dile getirmek istiyoruz.'
Erken seçim gündemden çıkmıştır: Ekonomideki dalgalanma erken seçimi de kesin olarak gündemden çıkarmıştır, çıkarmış olmalıdır. Dalgalanmanın etkileri daha tam olarak hazmedilmeden, bir de seçim şoku yaşamak hedefleri iyice bulanıklaştıracak ve ekonomide ciddi geriye dönüş tehlikesi yaratacaktır. Erken seçim, siyasi ve ekonomik sorunları daha da ağırlaşmış olarak bir sonraki döneme taşıyacaktır. İhtiyacımız olan şey sorunları ertelemek değildir. Türkiye, her sıkıştığında seçime başvuran ülke olmaktan çıkmalı, onun yerine toplumsal uzlaşma kültürünü geliştirmeli ve sorunlarına bu yolla çözüm bulmalıdır. Bu, hükümetin, devletin, toplumun, hepimizin sorumluluğudur. Toplumsal uzlaşma yolunda atılacak her adım hükümetin inandırıcılığını ve Türkiye'nin itibarını artıracaktır.



Koç'tan Bülent Arınç'a isimsiz eleştiri
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç konuşmasında 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda TBMM'de düzenlenen törende laikliğin tanımının yapılması gerektiğini söyleyen TBMM Başkanı Bülent Arınç'ı isim vermeden eleştirerek '23 Nisan'da başlayan laiklik konusundaki tartışmalar siyasi istikrarın korunabilirliğiyle ilgili tedirginlikleri artırdı' dedi. Mustafa Koç, nüfusunun hemen hemen tamamı Müslüman olan Türkiye'nin, laik, demokratik bir rejime, görece gelişmiş bir sanayi yapısına ve liberal ekonomik düzene sahip olduğunu belirterek "Bulunduğumuz yerin kıymetini bilelim' diye konuştu:
"Özellikle yersiz ve zamansız biçimde ortaya çıkan dini referanslı tartışmalara, laiklik ekseninden sapma izlenimi uyandırabilecek girişimlere bu gündemde asla yer olmamalıdır" uyarısında bulunan Koç, şimdiye kadar hükümete yönelik olarak yaptıkları öneri ve eleştirileri hatırlatarak, "Gelişmeler sözlerimizin arkasında yatan örtük endişeleri haklı çıkardı" dedi.
'Zayıflayan AB süreci ilk işaretti'
Koç, ocak ayındaki TÜSİAD genel kurul konuşmasına, '2006, daha şimdiden iyi yönetilmesi gereken bir yıl olarak kendini gösteriyor' diye başladığını hatırlatarak, bu yılın başında reform sürecinde gözledikleri yavaşlama ve özellikle AB ile ilgili konuların hükümetin gündeminden çıkmaya başladığı görüntüsünün, AB'ye tam üyelik idealinin toplumsal planda zayıflamasının kendileri için ilk işaret olduğunu söyledi.
Bunlara, siyasal istikrarı etkilemesinden her zaman korktukları laiklikle ilişkilendirilebilecek dini eksenli muhtelif tartışma konularının eklendiğini vurgulayan Mustafa Koç, şöyle konuştu:
'Merkez Bankası ve 23 Nisan'
"Dünya basınında zaman zaman Türkiye'nin rotasıyla ilgili kuşkuları dile getiren yorumlar yapıldı. Gelişmeleri takip eden analistler Türkiye'deki istikrarın önemli iki ayağı olan AB ve IMF ile ilişkilerin rotasından çıkabileceğini dile getiriyordu. Merkez Bankası başkanının seçimi etrafındaki tartışma, bu tartışmanın sürdürülüş biçimi bugüne kadar tesis edilmiş olan güven açışından dış piyasalarda bir kırılma noktası yarattı. Ekonomi politikalarımızın son üç yıldır izlenen rotasını koruyacağına, ekonomik istikrarın sürdürüleceğine ilişkin kuşkular arttı. Türkiye daha yakından izlenir oldu.
23 Nisan'da başlayan laiklik konusundaki tartışmalar ise siyasi istikrarın korunabilirliğiyle ilgili tedirginlikleri artırdı. Özellikle yersiz ve zamansız biçimde ortaya çıkan dini referanslı tartışmalara, laiklik ekseninden sapma izlenimi uyandırabilecek girişimlere gündemde asla yer olmamalıdır."
Mustafa Koç, mayıs ayında dünya piyasalarında başlayan dalgalanmanın, Türkiye'nin istikrarına olan güvenin ciddi bir erozyona uğramış olduğunu ortaya koyduğunu dile getirdi. Koç, içinden geçilen bugünlerin önemli bir sınav dönemi olduğunu, bu sınavın ise birkaç cephede birden verileceğini kaydederek şunları söyledi:
"Ekonominin yapısal dönüşümünün kesintisiz olarak sürdürülmesi ve bu konuda dünya piyasalarında aksi yönde oluşmaya başlayan algılamanın inandırıcı söylem ve eylemlerle değiştirilmesi gerekmektedir. Siyasetin zirvesinde çatışma görüntüsü yaratacak her türlü gündemden uzak durulması ve Türkiye'nin bölgede örnek gösterilen bir ülke olarak kalabilmesi için laik demokratik çizgiden asla taviz verilmeyeceğinin gösterilmesi gerekmektedir. Demokratik reformların uygulanmasında ve AB sürecinde daha kararlı olunmalıdır."
'Demokratik çizgi korunmalı'
Koç, Türkiye ekonomisinin yapısal dönüşümünü tamamlamamış olması nedeniyle dış şoklara karşı kırılganlığını koruduğunu vurgulayarak, hükümetin ekonomide makro dengeleri yeniden tesis eden yapısal uyum programını başarıyla uyguladığını söyledi. Koç, "Bugüne kadar büyük takdirle izlenen demokratik gelişim çizgimizden de hiçbir taviz verilmemeli. Her türlü sorunun üzerine demokratik standartların korunması ve geliştirilmesi perspektifi çerçevesinde gidilmelidir" görüşünü savundu.
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, "Hepimiz aynı teknenin içindeyiz, hükümet-özel sektör gibi hiçbir kamplaşma doğru değil. Kısır çekişmelerle küçük hesaplar, popülist uygulamalarla boşa geçirdiğimiz, yitirdiğimiz her gün hızımızı kesecektir, bizi küresel yarışta geri bırakacaktır. Kendi kendimize çelme takmaktan vazgeçelim, elbirliğiyle değişime dönüşüme hız verelim. Ana gündemden sapma, çok pahalıya patlıyor. Kendimize çelme takmaktan vazgeçelim" dedi.