Urla'da Bordeaux şarabı

Can Ortabaş ve üç ortağının yaklaşık 300 dönümlük, yani nispeten küçük bir şarap bağı var. Diğer ortakları Krom Yapı Denetim'den Yavuz Karacasulu, Barçın Spor'un sahibi Deniz Barçın ve Çimstone ve Gazbeton'un sahibi Bülent Akgerman.
Haber: ÖZGÜR SEYHAN / Arşivi

Can Ortabaş ve üç ortağının yaklaşık 300 dönümlük, yani nispeten küçük bir şarap bağı var. Diğer ortakları Krom Yapı Denetim'den Yavuz Karacasulu, Barçın Spor'un sahibi Deniz Barçın ve Çimstone ve Gazbeton'un sahibi Bülent Akgerman. Ama hayalleri büyük. Bu topraklarda tamamen organik bir üretim politikası uyguluyorlar. Amaçları, bu bağlarda bir gün tüm dünyanın tanıyacağına inandıkları 'Urla Şato Şarabını' üretmek. Ortabaş tavizsiz organik üretim planları ile ilgili şöyle konuşuyor: "Oluşturmaya çalıştığımız sistem tamamen ekolojik ve dinamik bir bağcılık. Toprağın kendi gücünden istifade ederek tarım yapıyoruz. Dünya bağcılığının yüzde 98'inde toprağın doğasıyla oynanır. Toprağa kimyasal vermek üreticilerin işlerine gelir. Ama kimyasalların uzun vadede toprağın yapısını bozmaya başladığını artık tüm dünya görmeye başladı. Kimyasal gübreler organik gübrelere göre daha ucuzdur. Fakat uzun vadede ürün aldığınız toprakları bozar. Biz, bırakın üzüm bağlarımızı, kendi palmiye ve diğer bitki tarlalarımızda bile organik ve dinamik tarım yapmaya çalışıyoruz.
Biyodinamik bağcılıkta ürün almanın daha uzun sürdüğünü belirten Ortabaş, şunları söylüyor: "Herkesin ürününü çoğaltmaya çalıştığı bir ortamda, biz üretimimizi düşürmeye çalışıyoruz. Bizim için öncelik kalite. Türkiye'de Öküzgözü, Boğazkere gibi türlerin bir klon seleksiyonu bile yok. Bir klon yaratmak 15 yıl sürebiliyor. Onların klonu yaratıldığında, Boğazkere ya da Öküzgözü türleri düzgün yerlere dikilip, bakımı iyi yapıldığında bir Cabarnet veya Merlot kadar iyi sonuçlar verdiğini göreceğiz. Biz budama biçimimizle, dikim şeklimizle, dikim yaptığımız yerlerin seçimiyle ve seçtiğimiz klonlar itibarıyla üretimimizi düşürmeye ve rafine ürün almaya çalışıyoruz. 300 dönümlük bu bağdan 500 bin şişe değil, 150 bin şişe kaliteli şato şarabı elde etmeye çalışıyoruz. Bunların içinde yerli tür olarak Boğazkere ve beyaz şarapların en güzeli Bornova Misketi var."
Diyarbakır'ın üzümü Urla'ya
Yabancı türler konusunda da iddialı yaklaşımı var. "Toprağınızı doğru kimyasallarla ideal hale getirdiğinizde Arjantin ya da İtalya'da yapılan Cabarnet'in aynısını elde etmeniz mümkün, ama amacımız bu değil" diyor Ortabaş ve ekliyor: "Benim toprak yapım ve iklimimle bu şaraba farklılık getirmem lazım. Şarapçılığı mono-kültürden kurtarmak gerekir ve benim amacım da bu. Şarap kadın gibidir. Çıkık elmacık kemikleri olan, renkli gözlü ve güzel bir burnu olan kadın ilgi çekicidir. Ama etrafınızdaki tüm kadınlar böyle olduğunda, bir süre sonra size çok güzel gelmezler. Biz karga burnumuz, kara kaş ve gözümüzle 'Urla Cabarnet'i üretmek istiyoruz."
Karaburun'daki bağlarda Cabarnet Savignon, Merlot, Chiraz gibi uluslararası türler dikilmiş durumda. Yerli türler olarak ise Boğazkere ve Öküzgözü'ne ağırlık verilmiş. Can Ortabaş özellikle Diyarbakır kaynaklı Boğazkere'nin Urla'ya çok uyduğunu belirtiyor, çünkü Urla iklimiyle, Diyarbakır arasında büyük benzerlik var. Geçen yıl üç yaşına gelen bağlardaki ilk ürünlerden başarılı sonuçlar alınmış. Ortabaş, Boğazkere'nin uzun vadede Diyarbakır bölgesinden bile daha iyi sonucu Urla'da verebileceğini, çünkü GAP projesinin Diyarbakır'ın nem oranını yükseltip sub-tropikal iklimi tropikale doğru dönüştürmeye başladığının altını çiziyor.
'Katı kurallarımız var'
Ortabaş'ın şarapçılığa yönelik projeleri arasında şarap fabrikası ve butik otel ön sırayı tutuyor. Şarap fabrikasının bir buçuk yıl içinde işlemesi planlanıyor. Ortabaş'ın şarap fabrikasıyla ilgili planları ise şöyle: "Ürünümüzü sıkıma hazır hale getirdiğimizde fabrika hazır olacak. Fabrikayı bağlarla iç içe bir yere kurmayı planlıyoruz. Sabah altıda, hasadın toplanması ve yarım saat içinde sıkılmasını sağlayacağız. Urla'da yıkılan binalardan toplanan eski kiremitleri, taşları, kapıları satın alıyorum. Çünkü fabrikaya bile Ege mimarisiyle eski bir hava verilecek. Birinci katında tadım bölümü ve muhasebeler yer alacak. Bu yapıda tüm fabrika yerin altına gömülecek. Yerin altındaki üçüncü katta mahzen yapılacak. Betondan eser olmayacak."
Ortabaş'ın doğaya saygılı tutumu etraftaki her şeyde dikkat çekiyor. Bu titizliği şöyle açıklıyor Ortabaş: "Bugün Güney Afrika'da da, Avustralya'da da şarap yapıyorlar. İyi şarap yapmanın altyapısı Urla'nın benliğinde mevcut. Binlerce yıllık hikâye orada bekliyor ve kimse bir şey yapmıyor. Urla'da bir tek marka yok. Bütün hayalim Urla'yı markalaştırmak. Urla'da hareket başlatıp, 'Made In Urla' yaratabilirsek, Urla'nın geleceği kurtulur."
Ortabaş'ın amacı yüksek kalitede şato şarapları üretmek. Ortabaş, "Katı kurallarımız var. Dışarıdan ürün almayacağız. Urla bölgesinde bir tek fabrika bile yok. Amacımız para kazanmak olsa, bir fabrika kurup, etraftaki ürünleri alarak kolay paralar kazanabilirdik. Ama yedi sene sonra para kazanmayı seçtik. Dedik ki, bağlarımız 300 dönümü geçmeyecek, kendi bağlarımızdan gelen ürünler alınıp organik tarım yapılacak. Burada kuracağımız butik otelde konuklara sunulacak şaraplarla iyi bir örnek yaratacağız" diyor.
Avrupa'nın en büyük çiftliği
Uzbaş, Avrupa'nın en büyük palmiye plantasyonu. Yaklaşık 2 bin dönümlük bir alan üzerinde palmiye ağırlıklı bir plantasyon gerçekleştiriliyor. Neden palmiyeyi seçtiğini sorduğumda Can Ortabaş'ın yanıtı şöyle oluyor: "Çünkü palmiye bir karakter bitkisidir, şehirlere karakter verir. Bu çiftlikte tüm dünyadaki endemik bitkileri toplayıp Türkiye florasına kazandırıyoruz. Bugüne dek Türkiye'nin doğasında var olmayan yaklaşık 400'e yakın bitkiyi ülkeye ilk kez biz getirdik. İzmir sub-tropikal bir bölge ve bu bölgenin iklim ve toprak yapısına uygun olması şartıyla burada olmayan ne varsa onları buraya getiriyoruz. Plantasyonumuzda 68 çeşit palmiye bulunuyor. Bunların kimisinden 1000, kimisinden 50 bin adet var elimizde. Bunları tarlalarımızda damla sulamalarla ve gübre tanklarıyla, ileride makineyle hasat edilebilecek şekilde büyütüyoruz."