'Vergi bir demokratik kültür öğesidir, bu saygınlığın zedelenmesi hazindir'

'Vergi bir demokratik kültür öğesidir, bu saygınlığın zedelenmesi hazindir'
'Vergi bir demokratik kültür öğesidir, bu saygınlığın zedelenmesi hazindir'

İki başkan da vergi vurgusu yaptı: TÜSİAD?ın YİK Toplantısı?nda daha çok ?yapısal reformlar? ve AB süreciyle ilgili konulara vurgu yapılırken. Vergi için de ayrı bir parantez açıldı. TÜSİAD başkanları, hükümetin başarılı bulduğu icraatlarının da altını çizdi.

*TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, iş dünyasının, son dönemlerde vergi kurumunun siyasallaşmasından ciddi şekilde endişe duyduğunu belirtti
*TÜSİAD Başkanı Yalçındağ, İngiltere'de demokrasi vergi mükelleflerinin siyaset üzerinde denetim talebiyle doğdu ve gelişti. Türkiye'de demokratik saygınlığı zedelemesin' dedi
Haber: ÇAĞRI BİLGİN / Arşivi

İSTANBUL - Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, “Vergi, bir demokrasi kültürü öğesidir. Türkiye’nin demokratik saygınlığını zedeleyen bir araca dönüşmesi hazindir” diye konuştu.
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi (YİK) Toplantısı’nın açılışında konuşan Yalçındağ, demokrasi konusunu tartışırken üzerinde pek durmadıkları bir konuya değinmek istediğini, bunun da vergiyle demokrasi arasındaki ilişki olduğunu kaydetti. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç da, iş dünyasının, son dönemlerde vergi kurumunun siyasallaşmasından ciddi bir şekilde endişe duyduğunu belirtti.

Özerkliği savunuyoruz
Yalçındağ şöyle konuştu: “Zira liberal demokrasiyle ekonomik gelişmenin birbirini daha fazla beslediği bir çağda yaşıyoruz. Bu bağlamda demokrasi konusunu tartışırken üzerinde pek durmadığımız bir konuya değinmek istiyorum. Bu da vergi ve demokrasi arasındaki ilişkidir.
Vergi ödenmeyen bir ülkede demokrasi de serpilmez. İngiltere’de demokrasi vergi mükelleflerinin siyaset üzerinde denetim talebiyle doğdu ve gelişti. Vergi bir demokrasi kültürü öğesidir. Türkiye’nin demokratik saygınlığını zedeleyen bir araca dönüşmesi hazindir. TÜSİAD olarak yıllardan beri vergi idaresinin özerkleşmesi gereğini savunuyoruz. 2001 yılında bu konuda kapsamlı bir rapor hazırladık. O dönem oldukça ilgi çekti ve tartışıldı raporumuz.”

Rekortmenlere baskı
TÜSİAD Başkanı şöyle devam etti: “Eğer bu gerçekleşmiş olsaydı her yıl aksatmadan vergi rekortmenleri arasına giren kurumlara karşı yıllar sürecek incelemelerle bir tür baskı yapılırken, kayıtdışı ekonomi her geçen gün büyümezdi. Sonuçta doğru yolun bulunacağına, demokratik kültürümüzün derinleşeceğine, liberal demokrasinin bütün değerleriyle gerçekleşeceğine inanıyorum.
Tıpkı, bunları gerçekleştiren Türkiye’nin, dünyada yeni şekillenmekte olan düzende önde gelen, yapıcı bir rol oynayacağına inandığım gibi. Ancak o rolü oynayabilmek için bugün geçmişten de daha fazla, iç barışını sağlamış, çoğulculuğu hem siyaset katında, hem toplumsal olarak benimsemiş bir ülke olmamız gerekiyor.
İktidar mücadelesini sıfır toplamlı bir oyun diye görmeden yapabilen bir Türkiye’yi kurmamız şart oluyor. Kısacası yeni bir demokrasi kültürü oluşturmak ve kökleştirmek gibi bir yükümlülükle de karşı karşıyayız. Bu derneğin, o Türkiye’nin kuruluşunda her zamanki gibi ön saflarda yer alacağından eminim.”
TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, açılışı konuşmasında dünyanın demokratikleşmesine sıkça vurgu yaptı: 

Amin Maaluf’tan örnek
“Kırk gün sonra Soğuk Savaş’ı bitiren olayın, Berlin Duvarı’nın yıkılmasının, yirminci yıldönümü kutlanacak. Aslında Soğuk Savaş’ın bitmesi özünde, sözün kuvvete karşı bir zaferiydi. Sıradan vatandaşların, özgürlük, adalet ve söz hakkı istemeleri, o güne dek geçerli olan düzene karşı ‘artık yeter’ demeleriyle Orta ve Doğu Avrupa’daki anti demokratik rejimler çöktü. Amin Maaluf’un vurguladığı gibi ‘Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla dünyada bir umut rüzgârı esmişti... Bundan böyle demokrasi yaygınlaşacak...’ 
Yerkürenin çeşitli ülkeleri arasındaki duvarlar kalkacak ve insanların, malların, imgelerin ve düşüncelerin dolaşımı engellerle karşılaşmaksızın gelişebilecekti.
Bu beklentilerin önemli bir kısmı gerçekleşmiş olsa da tahminlere uymayan gelişmeler de yaşandı. Bazı yeni demokrasilerde popülist damarlar kabardı. Hatta köklü demokrasilerde bile otoriter yönelimler uç gösterdi. Demokrasinin liberallik boyutu erimeye, güçler arasındaki denge yürütme lehine bozulmaya başladı. Günümüzün tanınmış düşünürlerinden Fareed Zakaria’nın deyimiyle ‘liberal olmayan’, özgürlükleri baskı altında tutan demokrasiler ortaya çıktı. Yalçındağ şöyle konuştu:
Piyasa ekonomisi ile liberal demokrasiyi birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil: Ancak her şeye rağmen, ülkemizde de tanık olduğumuz gibi toplumların, bireylerin, grupların daha fazla hak, özgürlük ve katılım talepleri dinmedi. Toplumlar sadece demokrasi istemekle de kalmadı, iktisadi hak ve özgürlükleri garanti altına alan bir anlayış da talep ettiler. Görüldü ki, piyasa ekonomisi ile liberal demokrasiyi birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil. Bu süreçte, tüm dünyada mal ve sermaye akımları büyük bir hızla serbestleşti. Görülüyor ki, ulusal planda olduğu gibi uluslararası planda da ekonominin gelişmesi, demokrasinin de gelişmesini gerektiriyor. Küresel krize çare ararken, çözüm daha çok sayıda ülkenin katılımında, bir bakıma uluslararası kurumların demokratikleşmesinde aranıyor.
Geliri üretmek kadar gelirin paylaşımı da yeni ekonomik düzenin odağında olacak. Ülkeler yeni yapılanma içinde kendileri için en uygun pozisyonu alma çabası içine girecek.
Hangi güçlü yönlerimizle yer almak gerektiğini tartışmak zorundayız: Küresel iş bölümünde öne çıkabilmek için fark yaratacak özelliklere ve becerilere yatırım yapacaklar. Türkiye de, G20’nin bir üyesi olarak bu küresel yeniden yapılanma sürecinin bir parçası olacak.
Bu durumda ekonomik geleceğimizi tanımlamak, küresel işbölümünde nasıl ve hangi güçlü yönlerimizle yer almak gerektiğini tartışmak zorundayız. Saptadığımız hedeflere varmak  için gerekli önlemleri almalı, başta eğitim felsefemiz olmak üzere üretim yapımızda, teknoloji geliştirme kapasitemizde köklü bir dönüşüm çabası içine girmeliyiz.
Yeni düzen Türkiye’nin çevresinden başlayarak kuruluyor: Dünya yeni bir yapılanmaya gidiyor. Güç, eskisine kıyasla daha dengeli dağılıyor. Ülkesinin demokratik değerlerini siyasetinin merkezine yerleştiren Obama da, dünya ile birlikte hareket etmek istiyor. Dünyada yeni bir düzenin kurulması için müttefiklerine ve diğer ülkelere işbirliği çağrısında bulunuyor. Yeni düzen Türkiye’nin çevresinden başlayarak kuruluyor. Dünyanın en istikrarsız bölgeleriyle çevrili, enerji havzalarının sınırındaki ülkemizin, düzenin kurulmasında ve yerleştirilmesinde önemli bir rol üstleneceği anlaşılıyor.
Uluslararası sistemde ön plana çıkan Türkiye, içeride daha istikrarlı, daha öngörülebilir, hukukun üstünlüğünün ön plana çıktığı ve tüm vatandaşların kendilerini eşit ve özgür hissettikleri bir düzeni köklü kılmalıdır. Toplumsal istikrar ve huzuru da bulmak zorundadır. Bunu yapamazsa uluslararası yükümlülüklerini taşıyamayacağından kaygı duyuyorum.

‘İçimdeki tüm ağırlığa rağmen...’
TÜSİAD Başkanı sözün bittiği yerde olmaktan dolayı içinde bir ağırlık hissetiğini belirtirken şöyle dedi: “Bir Yüksek İstişare Konseyi toplantısında daha, içimdeki tüm ağırlığa rağmen, hatta belki tam da bu nedenle, sizlerle birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. İnsan bazen sözün hükmünün artık geçerli olmadığına, gücün, sözü bitirdiğine inanıyor. Üzerinize bir kasvet çöküyor. Ama sonra silkiniyorsunuz. Biliyorsunuz ki söze inancınızı tazeleyip doğru bildiğinizi söylemeye devam etmekten başka çareniz yok. TÜSİAD’ın her zaman yaptığı gibi.”
Bu arada TÜSİAD, önceki gece yarın İstanbul’da gerçekleştirilecek Yüksek İstişare Konseyi (YİK) toplantısı öncesinde kokteyl düzenlendi. Rahmi M. Koç Müzesi Erdoğan Gönül Galerisi’ndeki kokteylde, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ın da aralarında bulunduğu konuklar, Arzuhan Doğan Yalçındağ ve Mustafa Koç tarafından karşılandı. 

Koç: Her yönüyle özgür bir medyayı istemeliyiz
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç da, iş dünyasının, son dönemlerde vergi kurumunun siyasallaşmasından ciddi bir şekilde endişe duyduğunu belirtti.
Koç, “Ama işimizi zorlaştıran unsurlar bununla sınırlı değil. Çağdaş demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biri, toplumsal yapıyı adaletli biçimde temsil eden bir yasama organı ve vicdani kanaatleriyle hareket eden millet temsilcileridir. Bir başka vazgeçilmez unsur, kamu çıkarlarını parti çıkarlarının üstünde tutan bir yürütmedir” dedi. Mustafa Koç, çok önemli bir çağdaş demokrasi göstergesinin, siyasallaşmamış, yalnız yasalara yönelik, hukuk devleti ilkelerine bağlı yargı ve güvenlik kuvvetleri olduğunu belirtti.
Koç, “Her yönüyle özgür bir medyayı, ifade özgürlüğüne sahip kültürel kimliği koruma altına alınmış vatandaşların etkinlikleri, hükümetlerden bağımsız biçimde denetleyebilen özerk kurumları ve hükümetlerden bağımsız sivil toplum kuruluşlarını da çağdaş demokrasinin güvencesi olan kurumlar arasına eklemeliyiz“ şeklinde konuştu. Türkiye’nin bunlardan hangisini ele alırsa alsın farklı sorunlarla karşılaşıldığının görüldüğünü ve bütün bunların bugün ortaya çıkmadığını, geçmiş hükümetler ve parlamentoların zamanında filizlenip geliştiğini ifade eden Koç, bu sorunların oluşmasında ayrıca siyaset dışı kurumların da rolü ve sorumluluğu olduğunu söyledi. 

‘İş dünyası rahatsız’
Sorunların giderilmesinde mevcut hükümetten ve parlamentodan birtakım beklentilerinin olmasının normal ve kaçınılmaz olduğuna işaret eden Koç, “İş dünyası bugün, son dönemlerde vergi kurumunun siyasallaşmasından ciddi bir şekilde endişe duymaktadır. TÜSİAD uzun bir süredir, sağlıklı bir demokrasinin işlerlik kazanabilmesi için siyasi iradeden tam bağımsız çalışabilen bir gelir idaresinin gerekli olduğunu her fırsatta dile getirmektedir” diye konuştu.

‘AB rotasından çıkan Türkiye kaygısı taşıyorum’
TÜSİAD Başkanı, ‘AB heyecanını kaybetmiş bir Türkiye’nin hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokratik sistemi kurumsallaştırması zor olacaktır’ dedi 

TÜSİAD Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ, ekim ayı içinde Avrupa Komisyonu’nun bu yılki ilerleme raporunun açıklanacağını, uzun zamandan beri ilk kez eleştiri dozu yüksek bir rapor çıkması olasılığı olduğunu belirtti. Yalçındağ, “Hepimizin bildiği gibi Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler bir süreden beri sağlıksız şekilde sürüyor. Teknik olarak müzakerelerin devam ediyor olması Türkiye’de yapısal reform iştahının azaldığı, AB üyelerinden bazılarının ise Türkiye’ye karşı kabul edilemez ölçüde hasmane bir tutum içinde oldukları gerçeğini gizleyemiyor.
Bu süreçte ancak daha çok güçlü bir siyasal vizyon, toplumsal uzlaşma, entelektüel derinlik, hedef odaklı girişimcilik ruhu, modern iletişim anlayışı ve etkileyici bir insan sermayesi ile başarılı olabiliriz.
Bu yıl sonuna kadar Kıbrıs müzakerelerinde, Rum yönetiminin yapıcılıktan uzak tutumu yüzünden, çözüm rotasından çıkabilir” diyen Arzuhan Doğan Yalçındağ şunları söyledi: “O takdirde AB ile ilişkilerin daha da hasar göreceğinden korkuyorum. AB rotasından çıkmış veya üyelik için heyecanını kaybetmiş bir Türkiye’nin hukukun üstünlüğüne dayalı bir demokratik sistemi kurumsallaştırmasının daha uzun süreceğini hatta zor olacağını düşünüyorum, bunun kaygısını taşıyorum. Özellikle son aylarda Türkiye’nin bölge ve dünya açısından önemini gösteren gelişmelere tanık olduk.” 

‘AB’ye TÜSİAD gibi enerji harcayan yok’
“Daha on bir yıl önce savaşın eşiğine geldiğimiz Suriye ile  aramızdaki vize kaldırıldı” diyen Yalçındağ şunları söyledi: “Diğer komşumuz Irak’ın bakanlarıyla bakanlarımız ortak toplantı yaparak 20 anlaşmaya imza attılar. Bütün bunlar Türkiye’nin merkezinde olduğu bir bölgesel ekonomik entegrasyon yapısının gerçekleşme ihtimalini arttırmıştır. Bunun Türkiye iş dünyası açısından anlamı, önemli fırsatların önümüze çıktığı bir dönemi değerlendirmemiz gerektiğidir. Türkiye’de çok az kurum AB üyeliği konusunda TÜSİAD kadar zaman, para, enerji harcamış, düşünce üretmiş, ilişkilerin sağlıklı bir mecrada yürümesi için gayret sarf etmiştir. Bu konudaki gelişmeleri yakından izliyoruz. Almanya’daki seçimler sonucunda kurulacak yeni hükümetin Türkiye ile ilişkileri daha da zora sokacak bir yaklaşımı benimsemeyeceğini umuyoruz. Özellikle Almanya ile ülkemizin ortak meselelerinin olduğunu ve çıkarlarının pekçok konuda çakıştığını da burada vurgulamak isterim.”

‘Kürt açılımını destekliyoruz’
Son toplantımızdan bu yana geçen süre içinde iki tarihi açılıma tanıklık ettik. Kürt açılımı ya da demokratik açılım adı verilen siyaset inisiyatifini yaklaşık iki aydır tartışıyoruz. Açılımın başarıya ulaşması halinde Türkiye’nin tarihine damgasını vurmuş önemli bir meselesini çözmüş olacağız. Daha da önemlisi, buna bağlı olarak  ülkemizi çeyrek yüzyıldır acılara boğan terörizm belasından da kurtulacağız. Elbette bunu yürekten temenni ediyoruz.
Ermenistan ile normalleşme önemli: Ermenistan ile ilişkilerimizin normalleşmesi bizim için bölgesel barış ve entegrasyon açısından gayet doğal ki çok önemlidir. Türkiye-Ermenistan normalleşmesinin gerçekleşmesi Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki ihtilafın adil ve uluslararası hukuk kurallarına uygun bir şekilde çözülmesiyle de yakından bağlantılıdır. Bu paralel süreçlerde başarıya ulaşıldığı takdirde Kafkasların siyasi kaderi de değişecek, Türkiye ve Türk özel sektörü bu bölgenin küresel ekonomiye entegrasyonunda önde gelen bir rol üstlenecektir.
Bu yaşananlar bana heyecan veriyor: Bir bakıma bu son gelişmeler TÜSİAD’ın yıllardır gündemde tutmaya çalıştığı meselelerin halledilmesine yönelik adımlardır. Türkiye’nin demokratikleşme süreci içinde neler yapılması gerektiğini bizden daha sık ve tutarlı şekilde işlemiş bir kurum ülkemizde yok. Bu yaşananların bana çok heyecan verdiğine kuşkunuz olmasın. TÜSİAD’ın önümüzdeki dönemde gene önemli görevler üstleneceğine eminim. Özellikle Türk demokrasisinin derinleşmesi konusunda geçmiş çabalarımızı daha da artırmamız gerekecek.