Yamato: Türkiye için doğru zaman

Tekstil ve hazır giyim sektöründen kaçış başladı türünden haberlere son zamanlarda sıkça rastlıyoruz. Özellikle hazır giyim veya yan kollarında faaliyet gösteren firmaların turizm sektöründe yatırımlarını son zamanlarda daha çok duymaya başladık.
Haber: ÖZGÜR SAĞMAL / Arşivi

İSTANBUL - Tekstil ve hazır giyim sektöründen kaçış başladı türünden haberlere son zamanlarda sıkça rastlıyoruz. Özellikle hazır giyim veya yan kollarında faaliyet gösteren firmaların turizm sektöründe yatırımlarını son zamanlarda daha çok duymaya başladık. Tay Grup'un sahibi Mesut Toprak'ın Four Seasons Oteli ve Atik Ali Paşa Yalısı'nı alması, Astaş Grubu'nun yönetim kurulu başkanı Vedat Aşçı'nın da Esentepe'deki yarım kalmış Tatko Plaza inşaatını alıp Astower adında rezidans olarak inşa etmesi bunlardan yalnızca birkaçı. Sektörler arasındaki bu geçişler, tekstil ve hazır giyim ihracatındaki daralmayla da denk düşünce 'tekstilden kaçış' yönünde haber ve yorumlar çıkmaya başladı. Sadece gündemdeki haberler üzerinden sektörel değerlendirme yapanlar yine yanlış tercih yapmış oldu.
Zira tekstilcilerin turizm sektörüne yatırımları bu yıl başlamış bir şey değil. Son 10 yıldır hazır giyimden turizme yatırım akışı var. Bu gayet doğal. Hazır giyim Türkiye'de en büyük katma değeri üreten sektör. Yani çok kazançlı bir sektör. Otomotiv veya elektronik gibi büyük yatırımlar da gerektirmiyor. Neticede ortaya çıkan katma değeri de patronlar değişik alanlarda değerlendirmek istiyor. Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de en rahat girilip çıkılabilecek sektörlerden biri turizm. Endüstri gibi çok büyük bir know-how da gerektirmiyor. Türkiye'de de son 10 yılda en hızlı gelişen sektörün turizm olması, hazır giyimcileri bu sektöre yöneltiyor.
Ama tüm bu anlattıklarımız Türkiye'de hazır giyim ve tekstil sektörlerinde bir daralma olmadığı anlamına da gelmiyor. Belli bir daralma var ama bu daralma büyük üreticilerde değil küçük üreticilerde yaşanıyor. Dış piyasalarda özellikle de ABD pazarında, Çin'in üstün olduğu 'basic' ürün gruplarında faaliyet gösteren firmalar çoktan bu sektörden çıkmaya başlamışlardı. Bu, bugünün haberi değil. Bir endüstriyel tesisten çok mahalle arasında atölyeler şeklinde çalışan küçük fason üreticilerin durumu ise uzun süredir aynı.
Pazarı incelemek için geldi
Sektörde her şey güllük gülistanlıksa hazır giyimciler neden 'ağlıyor'? Bunun temel nedeni eski üretim ve satış yöntemleriyle iş yapan şirketlerin kâr paylarının çok fazla düşmesi. Dünyada liberalleşen ticaret ortamını sevabıyla-günahıyla kabul etmek zorunda olduğunu bilen hazır giyim üreticileri, zaten üretim ve pazarlamalarındaki belli normları ve alışkanlıkları değiştirmeye başlamışlardı. Önceki işlerinden bilgi, birikim ve deneyimi olanlar yurtdışında markalaşmaya; büyük üreticilere üretim yapanlar kalitelerini ve üretim standartlarını artırarak bu ilişkilerini korumaya; pazarlama becerilerine güvenenler Türkiye'de iç pazarda mağazalaşmaya; illegal ticaret yollarının kapanacağını sezenler ise legal yollardan Rusya'ya gidip orada mağazalaşmaya başlamışlardı zaten. Türkiye'de şu anda en büyük istihdam sağlayan sektör olan hazır giyim ve tekstilde tüm bu tartışmalar devam ederken sektör teknolojik olarak kendini hızla yenilemeye de devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda düzenlenen Tüyap 20. Konfeksiyon Makineleri Fuarı bu yenilenmenin en iyi görülebileceği mekândı. Fuar Merkezi'nin 10 salonunda birden toplam 60 bin metrekarelik alanda yapılan fuarda, en çok ilgi çeken ürünler ise fuara ilk defa gelen ve en son teknoloji ile donatılmış makinelerdi.
Fuarın bu yıl aslında çok önemli bir de misafiri vardı. Sessiz sedasız geldi ve sessiz sedasız gitti. Dünyanın en büyük konfeksiyon makinesi üreticilerinden olan Yamato'nun başkanı ve CEO'su Shogo Kondo ilk defa girdikleri Türkiye pazarını daha yakından incelemek için bu fuara katılmıştı. Türkiye pazarında daha önceleri herhangi bir yetkili satıcısı veya distribütörü olmayan Yamato makineleri, ilk defa bu yıl Uğur Makine ile anlaşarak Türkiye pazarına girdi. Fuarla birlikte ilk defa Yamato makinelerini vitrinine koyan Uğur Makine, halihazırda Türkiye pazarındaki en büyük konfeksiyon makineleri satıcısı konumunda bulunuyor. Başta Türkiye konfeksiyon sektörünün yarısının kullandığı Brother dikiş makineleri olmak üzere dünyaca ünlü Eastman, Schmetz ve Merrow markalı ürünlerin de Türkiye distribütörlüğünü yapan Uğur Makine, Yamato ile daha da güçlenmeyi hedefliyor.
Dikiş makinesinin standardı
Yamato'nun kuruluşu 1927 yılına dayanıyor. Bugün Brother ve Juki ile birlikte dünyanın en büyük dikiş makinesi üreticilerinden biri olan Yamato, tüm dünyada özellikle kalitesiyle tanınıyor. Çin'de üretim tesisi olsa da hâlâ üretiminin yüzde 80'inin Japonya'da yapılıyor olması, kalite konusunda gösterdiği titizliğin bir parçası olduğu gözden kaçmıyor. Japonya'da dikiş makinesi standartları oluşturulurken de Yamato'nun standartlarının alındığı belirtiliyor. Yamato aynı zamanda ISO 9001: 2000 toplam kalite belgesini alan ilk Japon tekstil makineleri şirketi konumunda bulunuyor. Japonya'nın ilk büyük konfeksiyon makineleri üreticilerinden biri olan Yamato'nun dünyanın birçok büyük hazır giyim üreticisi ülkede dağıtım ağı olmasına karşın Türkiye'ye daha yeni gelmesini Kondo, "Doğru zaman, doğru ortak" diye açıklıyor.
'Satışlarda daralma yok'
Brother Tekstil Makineleri'nin dünyadaki en büyük distribütörü durumunda bulunan Uğur Tekstil Makineleri'nin genel müdürü Temel Kamiloğlu ise son zamanlarda işlerinde herhangi bir daralma olmadığını, hatta tam tersine sektörde makine yenilenmelerinin arttığına dikkati çekti. Yamato ile yapılan distribütörlük anlaşmasının Brother marka tekstil makinelirinin satışlarını negatif etkilemeyeceğini söyleyen Temel Kamiloğlu, "Yamato ile distribütörlük anlaşması imzalayarak hemen hemen tüm ürün gruplarında üretim yapacak tekstil ve konfeksiyon makinelerini satış portföyümüze dahil ettik." diye konuştu.
'Türkiye'de hâlâ yüksek potansiyel var'
Dünya tekstil sanayisinin en gelişmiş tesislerinde kullanılan Yamato, daha yeni girdiği Türkiye pazarında çok iddialı. Shogo Kondo'ya göre hazır giyim endüstrisinin geleceğini belirleyecek iki temel yapı bulunuyor. Biri lojistik, diğeri ise kalite. "Üç büyük tüketici var" diye konuşan Kondo, "Bunlar ABD, Avrupa ve Japonya. Hem lojistik hem de kaliteyi göz önüne aldığımızda Türkiye'nin tek hedefi Avrupa pazarı olmalıdır" diyor.
'Avrupalı kaliteye bakar'
Kondo şöyle devam ediyor: "ABD pazarı seri tüketim üzerine kuruludur, sonuçta Çin ve Türkiye'nin ABD'ye uzaklığı aynı. ABD'li tüketici seri tüketilen bir malzeme haline geldiği için hangisi daha ucuz üretiyorsa oradan alır. Çin daha ucuza ürettiği için ABD pazarında Çin daha güçlü olacak diyebiliriz. Japonya ise çok zor girilecek bir pazardır ve o pazarın tüketim alışkanlıklarını dışarıdan takip etmek zordur. Bu yüzden de o pazarı içerideki firmalar daha iyi yönlendiriyor. Üretim olarak ise tercih tabii ki yakınlıktan dolayı Çin'den yana olacak. Avrupa'nın ise önümüzdeki dönemde en önemli tedarikçisi Türkiye olacak. Zira Avrupalı tüketici kaliteye bakar. Dolayısıyla Çin malı ürünlerin pek şansı olmayacak. Aynı zamanda Türkiye yakınlıktan dolayı uzun yıllardır Avrupalı tüketicinin ihtiyacına hızlı cevap verebilme becerisini geliştirdi. Bunlar Türkiye'nin gelecekteki en büyük artıları. Türkiye'de bu yüzden hâlâ yüksek potansiyel var."
'Teknolojiye yatırım yapın'
Kondo'ya Türkiye'de hazır giyim ihracatının yaşadığı daralmayı hatırlatmamıza rağmen o bunun geçici bir süreç olduğunu, dünyanın bugün birçok büyük üretici ülkesinin bu tip dönemler yaşadığını söylüyor. Türkiye gibi belli bir endüstride büyük üretim kapasitesine sahip bir ülkenin bu dönemde en büyük yatırımı teknolojiye yapması gerektiğini vurguluyor.