Yatırım hedefi 500 milyon dolar

2005 yılında 500 milyon dolarlık yatırım yapacaklarını söyleyen Türkcell CEO'su Muzaffer Akpınar, "Öncü pozisyonumuz gereği teknolojik yenilikleri Türkiye'ye getirme sorumluluğumuz var. Bunu bir lüks olarak görmüyoruz" diye konuşuyor.
Haber: RUHİ SANYER / Arşivi

Turkcell CEO'su Muzaffer Akpınar ile GSM sektörünü, Türkiye'nin en değeri şirketinin geleceğini konuştuk. Muzaffer Akpınar sorularımızı yanıtladı:
Turkcell'in pazarda durumu nedir? Pazarda neler oluyor?
Sektörün 11. yılındayız. Hızlı büyüdü sektör ve şu günlerde penetrasyonun yüzde 50'ye vardığını hesaplıyoruz. İki oyuncu önce dörde çıktı, sonra üçe indi. Dört operatörle devam edilemeyeceğini düşünüyorduk ve Aycell-Aria birleşmesinin sektörün geneli için sağlıklı olduğunu düşünüyoruz. Onlar da basiretli tüccarlar olarak herhalde bu kararı aldı, şimdi üç oyuncu olarak yola devam ediyoruz. 2004 bir önceki yıla göre daha hareketliydi. Pazarda daha fazla reklam yatırımı, daha fazla ürün vardı.
Bütün oyuncular açısından mı?
Evet bütün oyuncular açısından. Böyle olduğu zaman pazar hızlı büyüyor. Birçok dönemde bunu gördük. Pazarın ne kadar büyüdüğünü tek halka açık şirket biz olduğumuz için pek net takip edemiyor ve bilemiyoruz. Biz üç ayda bir rakam açıklıyoruz ama diğer operatörler yalnızca PR faaliyetlerinde bunu yapıyor. Abone, net abone ve aktif abone gibi konularda tanımlar her operatöre göre farklı olabileceği için biz yalnızca kendi rakamlarımız konusunda görüş belirtiyoruz. 2004'ün ekim-kasım-aralık döneminde net abone sayımız-yani yeni abonelerin sayısından ayrılanların ya da bizim ayırdıklarımızın sayısını çıkardıktan sonra ulaşılan rakam- 1.1 milyon arttı.
Ne kadar aboneniz var?
2004 Aralık sonu itibarıyla 23.4 milyon.
Türkiye'de ne kadar GSM abonesi var?
Biz 23.4 isek toplam sayının 35-36 milyon olduğunu söyleyebiliriz. Burada başka bir konu da devreye giriyor. Kaç tane aktif abone, kaç tane aktif abonelik var. Çünkü bazı kişiler muhtelif sebeplerle ceplerinde birden fazla aktif SIM kart taşıyor. Bunun üçe kadar çıktığı çok küçük bir kitle de var.
Yani bir SIM kartı çıkartıp, başka bir SIM kart mı takıyorlar?
Onu da yapan var, birden fazla telefon taşıyan da var. Değişik operatörlerin SIM kartlarını aktif olarak taşıyan insanlar da var. Dolayısıyla bu kadar aboneliğin toplam nüfusa bölümü de penetrasyon oranı olarak yüzde 50 şeklinde önümüze çıkıyor. Ama nüfusun gerçekten yüzde 50'si telefon kullanıyor mu o da başka bir istatistiki sorun. Burada özellikle vurgulamak istediğimiz sektörün müşteri tanımının değişmesi. Yakın zamana kadar müşterilerimiz insanlardı. Şimdi makineler de var bunun içinde mesela vendomatlar. Bunlarda da SİM kartlar var, gidiyoruz başına bir SMS yolluyoruz oradan bir kutu içecek çıkıyor. Ücreti ya ön ödemeli karta ya da faturamıza geliyor. Türkiye'de binlerce vendomat var. Dolayısıyla sektörün müşteri tanımı ve iş modeli çok değişmeye başladı. Mesela otomobillere SIM kart takıyor iş ortaklarımız. Araç çalındığı zaman aracı bloke etmeye kadar varan veya lokasyon bilgisini emniyet güçlerine bildiren bir altyapıyı yerleştirmiş oluyorsunuz böylelikle. Dolayısıyla çalınmasını önlüyorsunuz ve sigortanın maliyetini ciddi şekilde yönetme imkânı ortaya çıkıyor. Eğer otomobilinizin elektronik ateşleme altyapısı müsaitse uzaktan çalıştırabiliyorsunuz. POS makinelerinde eskiden farklı kablosuz teknolojiler kullanılırdı, bugün çok büyük oranda GSM'e dönmüş vaziyette. Bugün mobil kredi kartı ödeme araçlarının büyük kısmında GSM hatları var. GSM teknolojisinin ağırlıklı yer aldığı projelerin hepsi bugün bir yerlerde pişiyor ve çok yakında çok daha geniş kitlelerin kullanabileceği bu projeler kullanıma girecek. beş sene önce yedi sene önce bunlar bizim hep hayallerimizde idi. Vizyon filmleri gösterirdik ve bu vizyon filmlerindekiler artık hayatın içinde yer bulmaya başladı. Çok büyük ebatlı cep telefonlarından başlayarak buralara geldik. Dolayısıyla bu penetrasyon çok faklı gelişecek, pazar büyümeye devam edecek ve iş modelleri değişecek. Ev hayvanları da müşterilerimiz arasına girdi. Evdeki köpeğinizin kaybolmasını istemiyorsanız boynuna bir tasma takıp içine bir SIM kart yerleştiriyorsunuz. Böylelikle köpeğinizin bulunduğu yeri görebiliyorsunuz.
GSM sektöründe yeni dönemde özel bir müşteri grubu hedefiniz var mı? Örneğin D grubu müşteri olamaz, şu gruplar daha öncelikli müşteridir diye?
Öyle bir şey yok. GSM aboneliği için herkesi hedef kitle olarak görüyoruz. GSM herkesin yaygın ve kolayca ulaşabildiği bir hizmet. Çünkü Turkcell, Türkiye coğrafyasının yüzde 75'inden fazlasını kapsamış durumda. Yatırıma da devam ediyoruz. Bu yıl 500 milyon dolarlık yatırımımız var Türkiye'de. Bunun da amacı özellikle radyo baz istasyonları ağını, coğrafi kapsama alanını bir miktar genişletmek, kapasiteyi bir miktar artırmak, bu arada teknolojik yenilikleri ağımızın içine gömmek.
Şu anda 8 bin 500'ün üzerinde baz istasyonumuz var. 8 bin 500 baz istasyonu Avrupa'nın, dünyanın en büyük ölçekli şebekelerinden bir tanesidir. İtalya'da, İngiltere'de, Fransa'da bu ölçeklerde az şebeke görürsünüz. Orada hem dakika tüketimi, hem de penetrasyon çok daha fazladır. Ona rağmen yatırıma devam ediyoruz. 2 bin 2 bin 500 arası bir baz istasyonu yatırımı daha yapmış olacağız sene bittiğinde. Aynı zamanda da mevcut şebekenin veri kapasitesini artırıyoruz. Dünyada GPRS'i kullanıcılarına sunan ilk şirketlerdeniz. Şu anda GPRS süratimizi artırmaya başladık. Bu ürünü kullanacak kitlelerin bulunduğu yerlerin çoğunda hızlandırmış vaziyetteyiz.
Tarifeler konusunda bir şey yapacak mısınız? Türkcell pahalı diye bir düşünce var. Turkcell gerçekten pahalı mı?
Olaya pahalı ucuz diye bakmıyoruz. Kendi iş planlarımızı sürdürülebilir, makul kârlılığı sağlayan, sermaye birikimini sağlayan bir iş modeli üzerine kurmaya çalışıyoruz. Çünkü belli bir pozisyonumuz ve sürekli olarak teknolojik yenilikleri Türkiye'ye getirme sorumluluğumuz var. Bağımsız bir ticari şirket olarak bunu yapıyoruz. 500 milyon dolarlık yatırım da çok ciddi bir yatırımdır Türkiye'de. Ve bunların da yapılması lazım çünkü biz bu işi bir lüks olarak görmüyoruz. İletişim özellikle mobil iletişim ister ses, ister data Türkiye'nin global rekabette rekabet imkânlarından bir tanesidir diye düşünüyoruz. Çünkü bunu tüm Türkiye kullanıyor. Türkiye'nin ekonomik, kültürel, sosyal temellerinden, otobanlarından bir tanesi. Bu otoban ne kadar gelişir, hızlanır ve yaygınlaşırsa Türkiye'nin entelektüel seviyesinin de o kadar ileriye gideceğini düşünüyoruz.
2004 yılındaki iki unsurdan çok memnunuz. Birincisi büyüyen pazardan aldığımız pay, bir diğeri de telefat oranının (aboneliğine son verenlerin ve son verilenlerin toplam oranı) düşmesi. Geçen yılın üçüncü çeyreğindeki telefat oranı yüzde 2.2. 2004 en başarılı senemiz. Telefat oranı yüzde 3.9'dan yüzde 2.2'ye düştü. Kriz döneminde 50-55 dakika bandına kadar düşmüş olan kişi başına aylık konuşma süresi şimdi 70'lere kadar çıktı. 2005'ten umutluyuz ve iş modellerimizi ona göre yapılandırıyoruz.
Türkiye bir süre sonra 3. jenerasyon ihaleleri açacak. Avrupa'da bu iş tutmadı. Türkiye'ye özgü bir şeyler mi var da biz 3. jenerasyona giriyoruz, yoksa Avrupa'da o tarihlerde bu iş için erken miydi?
Sektörde genel beklentilerin yanlış olmadığını ama zamanlamaların zaman zaman çok yanlış olduğunu görüyoruz. Avrupa'da biraz erken davranıldı. 2000 senesinde 3. jenerasyon ihaleleri yapıldığı zaman Avrupa'da tüketiciyi doyuracak 3. jenerasyon cep telefonu yoktu. İkincisi engel 3. jenerasyonla 2. jenerasyon şebekeleri arasındaki ilintiler teknolojik olarak yeterince kurgulanmamış ve düzgün çalışmıyordu. Üçüncüsü iş modelleri yeterince ortada yoktu. Biz 3. jenerasyonu bir ses taşıma altyapısı olarak görmüyoruz. Sesi zaten şu anda etkin bir şekilde taşıyoruz, kalitede hiç bir sıkıntı yok, üstelik maliyeti 3. jenerasyona göre daha düşük. 3. jenerasyon daha pahalı bir altyapı. Oradaki avantaj veri hızını artırabilmek. Veri hızını artırdığınız altyapıda başka ürünlerin yükselen yıldızlar olması gerekiyor.
3. jenerasyon hayatımıza ne getirecek?
Kurumun işletme altyapısında farklı mantıklara geçilecek. Veri hızı artacak. 2 megabayt, 4 megabayt gibi çok büyük hızlarla dizüstü bilgisayarlar, bütün cihazlar mobil ortamda birbirine bağlı hale gelecek. Bunun bütün ofis kavramını değiştireceğini düşünüyorum. Çalışma saati kavramı o noktaya gelindiğinde iyice esneyecek. Şirketlerin genel müdürlükleri, ofisleri, toplantı yapma kültürleri değişecek. Toplantıyı büyük ihtimalle orada görsellikte olduğu için dizüstü bilgisayarın ara yüzünde yapacaksınız. Birbirinizi görebileceksiniz, bir araya gelmenize gerek yok. Dünyanın neresinde olursanız anında toplantı düzenleyebileceksiniz, yeter ki bir 3. jenerasyon şebekesi içinde olun. Dolayısıyla kurumların yaşamı bu şekilde değişecek. Vizyonumuzda şu iki sıfat var. Bu sektör insanların yaşamını kolaylaştırır ve zenginleştirir. İnsanların günün sonunda elde edecekleri fayda olarak bu iki sıfatı öne çıkarıyoruz. O sıfatlara 3. jenerasyonun çok büyük faydası olacak.
Türkiye'de 3. jenerasyon lisans ihaleleri ne zaman yapılacak?
Lisans yapılandırması ihale ve şekli çok önemli. Avrupa'da zamanlama ve modelleme yanlıştı. Devletler Avrupa'da 3. jenerasyon ihalelerini çok büyük para elde edilebilecek iş modeli olarak gördü. 2000-2001 döneminde yalnızca Avrupa'da 130 milyar avro aldılar ihaleleleri kazananlardan. Bankacılar kredi vermek, Ericsson, Motorola, Nokia şirketleri de ekipman satmak için çok pompaladılar bu işi. Çünkü onların iş modeli birden atlıyordu. Devletler para kazandı ama tşirketler çöktü, bu şirketleri finanse eden bankalar sallandı.
Ama herhalde Türkiye'de de 3. jenerasyon lisans ihaleleri öyle görülecek. Devlet 5'er, 6'şar milyar dolar alalım diyebilir.
Derse bu iş yok olur. Ama burada bir sağduyu oluştu. Operatörler artık buna atlamazlar. Bir yarış başlamaz artık. O dönemde bunun dışında kalmak mümkün değildi çünkü iyi kötü bir olumlu hissiyat vardı, herkes yarışın içine girmek durumundaydı. Bugün öyle değil artık. İhaleler biliyorsunuz ya fiyat artırımı yoluyla ya da 'beauty contest' yöntemiyle yapıldı Avrupa'da. Özellikle İskandinavya'da 'beauty contest' yöntemiyle oldu. Oradaki operatörler bugün de yollarına devam ediyor. İş planı, müşteriye ve ülkeye fayda analizi, 'baştan çok büyük para almayın ama daha sonraki iş modelini paylaşalım yani beraberce bir iş modeli doğuralım' gibi konular önemli. Bir altın yumurta varsa alınacak altın tavuktan, civcivlikten tavukluğa geçsin o zaman yumurtaları paylaşırız modeline gitmek lazım. Bu modele gidilirse Türkiye'de de bu işi gayet iyi yapılabilir.
Çukurova, Turkcell'i nasıl etkiliyor?
Turkcell CEO'su Muzaffer Akpınar'a 'Çukurova Grubu'nun sıkıntıları sizi nasıl etkiliyor? Bağımsız bir şirketiz, bizi hiç etkilemiyor, biz işimize bakıyoruz mu diyorsunuz, yoksa bizi etkiliyor bunlar olmasa daha mı iyi olurdu diyorsunuz?' şeklinde bir soru yöneltiyoruz. Akpınar sorumuzu şöyle yanıtlıyor:
"Bunlar olmasa daha iyi olurdu demek lazım. Dememek mümkün değil ama bu şirketin bazı fırsatları ve imkânları var. Bunlardan bir tanesi de hem Türkiye'de, hem ABD'de de halka arz olması ve o mantıkla işletilmeye başlanması. Bunu sürekli olarak iç organlarına, sindirim sistemine yerleştirmiş olması bence büyük bir avantaj oldu. Şirketin kurumsal yönetim ilkelerinde, sermayedarların, sermayedarların temsil edildiği genel kurulun, genel kurulun atadığı yönetim kurulunun, yönetim kurulunun altında icra organlarının, genel müdürlüğün, takımın ve bütün yönetimin net tanımları yapıldığı, görev ve sorumlulukları belirlendiği ve şirket de buna göre çalıştığı için bu gelişmelerden en az etkilenen şirket olduk."
'Sıkıntı yaşamadık'
CEO Muzaffer Akpınar "Biz bu gri dönemin içinde iki senedir yaşıyoruz" diyor ve şunları kaydediyor:
"Pamukbank'a devlet tarafından 2002 Haziranı'nda el konulmasından beri beri sermayedar yapımızın çevresinde bu konular devam ediyor. Ama şirket ne Türkiye'de, ne de dışarıdaki faaliyetlerinde sıkıntıya girdi, rekabette sıkıntı yaşamadığı gibi hep önderliğini de sürdürdü. Bunun devam edeceğini düşünüyorum. Bu konuları çevremizde yaşanan önemli, ancak etkisi çok az gerçekler diye düşünüyorum. Özellikle Turkcell'in içi bu konuları çok az hisseder. Orta kademe yönetimi ise neredeyse hiç hissetmez.
Bir de Turkcell'in avantajı sermayedarlarına ihtiyacı olan bir dönemde bulunmaması. Turkcell olarak kendi sermaye birikimimizi devam ettirebiliyoruz, dolayısıyla ortaklardan ister nakdi ister gayrinakdi herhangi bir katkıya ihtiyacımız olmayan bir dönemdeyiz. Bu da bizim çok önemli bir şansımız. Dolayısıyla biz bunu neredeyse hiç denecek kadar az bir etki alanı olarak görüyoruz.
23.4 milyon aboneli şirkete 2 bin 300 çalışan
Akpınar, 23.4 milyon abonesiyle Türkiye'nin en büyük, Avrupa'nın ise önemli GSM operatörlerinden olan Turkcell'de 2 bin 300 kişinin çalıştığını söylüyor. Turkcell CEOü Muzaffer Akpınar'a göre Avrupa'da bu abone büyüklüğündeki bir GSM operatörü 8 ya da 9 bin kişiyle yönetiliyor. "Burası hakikaten çok iyi bir takım" diyen Muzaffer Akpınar "Nasıl oluyor bu iş? Çok mu çalıştırıyorsunuz insanları?" şeklindeki sorumuzu ise şöyle yanıtlıyor:
"Bana göre bunun iki önemli sebebi var. Bir tanesi çalışanların yaş ortalaması 29. Bu kadar genç insanların çalıştığı GSM operatörü Avrupa'da da yok. Çalışanlarımız çok iyi eğitim görmüşler. Tecrübeleri belki o kadar engin değil ama arzuları ve motivasyonları çok yüksek. Birbirleriyle benzer yaşam şekillerine, benzer motivasyonlara sahip olduğu için kenetlenmiş bir takım var. Dolayısıyla hakikaten çalışma tempoları çok yüksek."
Akpınar, bununla 2 bin 300 ile 9 bin kişi arasındaki farkı anlatabilmenin mümkün olmadığını belirterek şunları kaydediyor:
"Bunun bir başka nedeni de bizde çok fazla işi dışarıda yaptırma mantığı var. Dolayısıyla işimizi çok dinamik ve hareketli şekilde yönetebiliyoruz. Belirli bir kalite düzeyini tutturmak için de her konuyu dikkatle ele alıyoruz. Bu nedenle dışarıya vermediğimiz konular da var. Mesela IT altyapımızı bu sebeple dışarıya vermedik. Ama birinci günde satış teşkilatını dışarıya verdik. Bir tek dükkânımız yoktur, bir tektelefon ithal etmeyiz. Bu işleri distribütörler yapar. Oralarda da binlerce insan çalışıyor.
Turkcell'in doğrudan ve dolaylı olarak yarattığı istihdam 20 binin üzerindedir. Önemli bir rakam bu. Katma değerli hizmetleri dışarıdan alırız. Oralarda çalışanları da bu ofislerde istihdam edebilirdik ama onlar kadar verimli olamazdık."