Yatırımcı bakanların 'esneklik isteği' Mali Kural'ı 2012'ye bıraktırdı

Yatırımcı bakanların 'esneklik isteği' Mali Kural'ı 2012'ye bıraktırdı
Yatırımcı bakanların 'esneklik isteği' Mali Kural'ı 2012'ye bıraktırdı

Ergün, Mali Kural formülünün akademisyen, IMF, Dünya Bankası, STK lar ve köşe yazarlarıyla tartışılarak oluşturulduğunu belirtti. FOTOĞRAF: CEM ÖZDEL / AA

Sanayi Bakanı Ergün'e göre Mali Kural yasa tasarısının önümüzdeki yasama dönemine kalmasında yatırımcı bakanların 'yatırımları zorlaştırır mı' endişesi rol oynadı. Bu nedenle de Mali Kural önümüzdeki yasama döneminde yasalaşsa bile ancak 2012 bütçesinin hazırlanmasında belirleyici olacak

İSTANBUL - Sanayi Bakanı Nihat Ergün, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın üç haftalık suskunluğa bürünmesine neden olan Mali Kural ertelemesinin nedeninin yatırımcı bakanların Mali Kural’ın esnekliği konusundaki tereddütlerini giderilmek istenmesiyle açıkladı.  Ergün, Mali Kural’ın 2012 bütçesiyle devreye girebileceğini söyledi. İstanbul’da ekonomi basınıyla bir araya gelen Ergün, mali kural formülünde belirlenen yüzde 5 büyüme ve yüzde 1’lik kamu açığının değişmeyecek unsurlar olmadığını söyledi. 

‘Vazgeçmedik’
Mali Kural’ın formülünün akademisyen, IMF, Dünya Bankası , sivil toplum örgütleri ve köşe yazarlarıyla tartışılarak oluşturulduğunu belirten Ergün’e göre TBMM ’ye haziran ayı sonuna kadar gelme konusu ‘biraz aniden’ ortaya çıktı. Konunun Bakanlar Kurulu’na geldiğinde, “evet bu önemli bir şey, bir taahhütte bulunuyoruz. Bir kanun çıkarıyoruz. Hükümet kendisini bağlayan bir kanun çıkarıyor. Dolayısıyla bu formülü biraz daha tartışalım ve ondan sonra bu konudaki adımımızı atalım” görüşünün hâkim olduğunu belirten Ergün, yoksa hükümetin bundan vazgeçme noktasında olmadığını ifade etti.

‘Farklı değerlendirdiler’
Nihat Ergün, “Bakanlar Kurulu’ndaki sunuşta formülün yeterli esnekliğe sahip olup olmadığı konusunda yatırımcı bakanlıklar özellikle biraz daha farklı değerlendirme yaptılar. Bu nedenle de konunun onlar açısından da tartışılması ve olgunlaştırılması gündeme geldi” diyerek, Mali Kuralın dolayısıyla ekim ayına kaldığını belirtti. Bu formülün yeterli esnekliği sağlayıp sağlamadığı konusunda yatırımcı bakanlıkların bazı tereddütleri olduğuna vurgu yapan Ergün, şunları kaydetti:
“Şimdi biz yüzde 5’in üzerinde bir büyüme yakaladığımız zaman bunun, ortaya çıkan milli gelirin üçte biri kadar bir bölümünü tasarruf edeceğiz, geri kalanını harcayacağız. Bunun altında bir büyüme ortaya çıktığı zaman harcamalarımızı artıracağız. Bütçe açığını artıracağız. Öbür taraftan bütçe açığını azaltacak bir tasarruf yapacağız. Tasarrufu ne zaman yapacağız? Büyüme rakamı bizim çıtamızın üstüne çıktığı zaman yapacağız. Bütçe açığını ne zaman yapacağız? Büyüme rakamı bizim çıtamızın altında kaldığı zaman yapacağız. Aslında bu bize bir esneklik sağlıyor.

İkinci Tüp Geçit örneği
Misal olsun diye söyleyeyim; bu formül bize İstanbul Boğazı’ndaki ikinci tüp geçitle alakalı yurtdışı borçlanmamıza ne kadar izin verecek? Bununla alakalı borçlanma limitimiz formülün içinde nasıl yer bulacak? Bulamayacak mı? Bulamayacaksa biz bu işi yapamayacak mıyız? Bunun gibi yatırımcı bakanlıklar kendileri açısından bu formülün bu esneklikleri içerip içermediğini daha net bir biçimde görmek istiyorlar ve görecekler. Formül bu esneklikleri sağlayan bir formül. Bu formül bize yatırımcı bakanlıkların da ihtiyaçlarını karşılayacak bir esneklik sunuyor. Bunun üzerinde çalışıyoruz.”
Ergün, Bakanlar Kurulu’nda hiç kimsenin “Bir Mali Kural’a ihtiyaç yoktur, her işimiz düzgündür, bundan sonrasına dair de yeni prensipler icat etmenin lüzumu olmamıştır” gibi bir fikri savunmadığını kaydetti. 

Babacan ne demişti?
Ancak Mali Kural’ın Meclis’e haziranda getirilmesi düşüncesi Ergün’ün söylediği gibi aniden gündeme gelmedi. Hükümette Mali Kural’ın en ateşli savunucusu olan Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Ali Babacan hem şubat ayında İstanbul’da gazetelerin ekonomi müdürleriyle yaptığı sohbet toplantısında, hem de mayıs ayında düzenlediği basın toplantısında 2011 bütçesinin Mali Kural’a göre hazırlanacağını belirterek ‘Haziranda Meclis gündemine gelecek ve yasası çıkacak’ demişti. Gelişmeler Ali Babacan’ın beklediği gibi olmadı. Hükümet, tasarının ‘Meclis tatile girmeden önce yasalaşamayacağı’ gerekçesiyle yeni yasama yılına kaldığını açıkladı.

‘Verilen sözler tutulsun’
Bunun üzerine Babacan üç haftalık suskunluk içine girdi. Babacan bu süre boyunca vitrine çıkmadı ve hiçbir konuda görüş belirtmedi. Babacan üç haftalık suskunluğunu geçtiğimiz hafta sonu katıldığı TUSKON ( Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu) 8. Başkanlar Kurulu toplantısında yaptığı konuşmayla bozdu. Babacan konuşmasında dalgalı kuru savundu ve ‘Verilen sözler tutulmalı’ diyerek üstü kapalı şekilde Mali Kural’ın biran önce yasalaştırılması gerektiğini söylemişti. 

İflas etmiş işadamını oynadı
Sanayi Bakanı Nihat Ergün, KOSGEB’in KOBİ’lere daha yakın olması için bir çağrı merkezi oluşturduklarını ifade ederek şunları anlattı:
 “Çağrı merkezinde çalışan  personeli özel olarak eğittik. Kendilerine yöneltilen her türlü soruya yanıt verebiliyorlar. Çağrı merkezi 7 gün 24 saat görev yapıyor. Ben de denemek için birkaç kez farklı isimlerle aradım.
Bir keresinde iflas etmiş işadamını oynadım, ‘İflas ettim, yeniden girişimci olmak istiyorum, bana destek verebilecek misiniz?’ diye sordum, görevli personelin kafası karıştı.”

‘Yüksek katma değer için okullarda takım tezgâhı olmalı’
Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun “Görevim sanayiciye ara eleman yetiştirmek değil” sözlerini de değerlendiren Ergün, bunun Çubukçu’nun görüşü olduğu söyledi. Meslek liselerinin güçlendirilmesinin önemli olduğunu, kaliteyi ve öğrenci sayısını artırmak gerektiğini kaydeden Ergün, “Eğer yüksek katma değerli üretim yapılacaksa CNC (takım) tezgâhlarının okullarda olması gerekir. Okullarda CNC tezgâhı yeterince yok. Ben teknik lise mezunuyum ve 1979’da CNC tezgâhı kullandım. O zaman staja gittiğimizde hayretler içinde kalmıştık” diye konuştu. Bilgisayar kontrollü CNC tezgâhları, sanayi kuruluşlarınca da tercih ediliyor.

İş makinesinde ortak üretim yolda
Son dönemde hızla artan ithalat konusunda da Ergün Türkiye’nin ithal ettiği ürünlerin bir kısmını üreterek ithalatı azaltma yönünde sivil toplum örgütleriyle birlikte çalıştıklarını kaydetti. Ergün şunları söyledi:
“Neden ithal ediyorsunuz diye sorduğumuzda şirketlerin yüzde 60’ı Türkiye’de o ürünü bulamadığı, yüzde 20’si ise Türkiye’de olmasına karşın yeterli kalite ve süreklilikte olmadığı için ithal ettiği yanıtını verdi. Demek ki ithalatın yüzde 80’lik kısmı Türkiye’de üretme potansiyeli olan bölüm. Örnek vermek gerekirse dışa ‘mecburen’ bağımlı olduğumuz enerjiden sonra en yüksek ithalat kalemi makine teçhizat.
Gaziantep’teki bir toplantıda üç tane iş makinesi üreten firmanın (Sanko, Çukurova ve Hidromek) yöneticileri ilk kez bir araya geldi. Şimdi birlikte üretim konusunu konuşuyorlar. Türkiye’de otobüs üreten şirket İngiltere ’ye bile satış yapıyor ancak yanındaki belediyeye satamıyor. Yerli üretime destek önemli ancak bu sadece kamu alımlarıyla sağlanamaz. Özel sektör de yurtiçinden tedarik yollarını görmeli.” 

‘İhtiyatlı iyimser olduk’
İSO Başkanı Tanıl Küçük’ün Devlet Bakanı Ali Babacan’a “Göründüğü kadar iyi değiliz” içerikli bir mektup yazdıklarını açıklamasına ise Ergün’ün yorumu şu oldu: “İSO en büyük 500 açıklaması yaptı. Tabloda kârlılık vardı. İşsizlik ise zaten başka bağlamda elen alınması gereken bir konu. Ancak biz her zaman konuya ‘ihtiyatlı iyimserlik, çerçevesinden yaklaştık. Kötü dönemlerde ‘her şey çok iyi gidiyor’ demedik. Ekonomik kriz olduğunda da bu tavrımız değişmedi. Krizde ‘evimizi ne kadar düzgün tutarsak dıştan o kadar az etkileniriz. Nitekim öyle oldu ve bu bize avantaj sağladı. Moralimizi hep düzgün tutmaya çalıştık.”
Haziranda mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretiminin mayısa göre yüzde 2.1 düşmesini de yorumlayan Ergün, veriyi tek başına değerlendir-memek gerektiğini belirterek, “Bu veriyi; ihracatta yavaşlama olduğu, baz etkisinin sıfıra yaklaşması ve üretimin düşüşünün sadece bir önceki aya göre olduğu gerçeğiyle birlikte değerlendirmeliyiz” diye konuştu.

‘Mali Kural dengeler için çift dikiş olacaktı’
Türkiye’nin şu anda yazılı olmayan bir Mali Kural uyguladığını ve bütçe kanununun da bir yönüyle Mali Kural olduğunu belirten Bakan Ergün, hükümetin Mali Kural ile makroekonomik dengeleri koruma açısından iradesini gösterdiğini ifade ederek şunları kaydetti:
“Mali Kural çift dikiş olacaktı. Bu iradeyi bir kere daha pekiştiren, çift dikiş anlamına gelen bir husus olacaktı ve hükümet gelecek yıllara dair de bir taahhütte bulunacaktı. Bu katı bir taahhüt değil zaten, esnek bir taahhüt. Yani büyüme rakamlarımız yüzde 5’in üzerinde olursa tavrınız farklı oluyor. Yüzde 5’in altında kalırsa tavrınız farklı oluyor. Ona göre harcamalarınızı, açıklarınızı ayarlayabiliyorsunuz. Yani burada Mali Kuralla ilgili belki biraz daha tartışma imkânı olacaktır ya da değişik kesimlere Mali Kuralın nasıl bir rol oynayacağını anlatma imkânı olacaktır. 2011 yılı için Mali Kural söz konusu olamayacak. 2011 yılı bütçesi uygulamaları buna göre oluşamayacak. 2012 yılı için oluşacak. Ama Mali Kural konusundaki taahhütten kesinlikle vazgeçilmiş değil. Mali Kural’la biz Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda (EKK) diğer kesimlerden gelen görüşler çerçevesinde analiz ettik, formüller, değişik simülasyonlar, en kötü ve en iyi senaryolar altında nasıl sonuçlar elde edilebileceği konusunda çalışmalar yaptık.”

‘Krizin derinliğini kimse tahmin edemedi’
Ergün, kimsenin küresel mali krizin genişliğini ve derinliğini doğru tahmin edemediğine işaret ederek, bunun nedeninin kimsenin elinde doğru bilgi bulunmaması olduğunu ifade etti. Bankaları bu dönemde herkesin eleştirdiğini, KOBİ’lere, işletmelere biraz daha makul davranması, biraz daha kesenin ağzını açmaları gerektiğini söylediğini anımsatan Ergün, “Bankalar aslında krizin derinliğini tahmin edemedikleri için böyle davrandılar. Finans sektörü de yıkılmış olsaydı ekonomimizin üzerine, ekonomimiz çok daha büyük zorluklarla karşı karşıya kalırdı” dedi.

İhracatçıya ‘Sadece kura takılmayın’ öğüdü
Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Merkez Bankası’nın geçen hafta günlük döviz alımını opsiyon dahil 60 milyon dolardan 80 milyon dolara çıkardığına dikkat çekerek, bu konudaki  yakınmalarla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu hızla giderse, Merkez Bankası 2010’da 14-15 milyar dolar döviz alımı yapmış olur. Bu alım miktarını 30 milyar dolara çıkarmak kur sorununu çözer mi? Merkez Bankası’nın önceliği enflasyona, fiyat istikrarına  vermesi çok doğru bir tavır. Çünkü, yüzde 7.5’lik enflasyon bile Türkiye için artık yüksek kalıyor. ‘İhracatta kârlılık
azaldı, hadi kurlar yükselsin’ demek doğru değil.
Sizin kur avantajınızı alıcınız görmeyecek mi? O zaman sizden ihracattaki fiyatlarınızı  düşürmenizi istemeyecek mi? Elbette gerektiğinde kura müdahaleler olmalı ama hep oraya takılıp kalmamak gerekir.
Rekabet gücünü eskimiş formüllerde değil, yeni formüllerde aramalıyız. İleri teknolojiye odaklanalım, ihracatta pazar analizlerini iyi yapalım.” (Radikal)