Zor dönemde köşe yazmak

Türkiye değişirken yazmaya başlıyorum. Değişimin sancısız olamayacağını birlikte öğreniyoruz. Yönümüzün iyiye dönük olduğunu düşünüyorum...
Haber: TANER BERKSOY / Arşivi

Bu haftadan itibaren her cumartesi sizlerle buluşacağım. Radikal gazetesinde yazı yazmak beni mutlu edecek. Umarım kan uyuşmazlığı yaşamayız, siz de mutlu olursunuz.
Ben iktisatçıyım. Mesleğimi sorduklarında, öğretim üyesi olduğumu söylüyorum. Halen Bilgi Üniversitesi'nde sürdürdüğüm mesleğimden de çok hoşnutum. Bir miktar medya deneyimim de var. Hem yazılı, hem de görüntülü medyada sıkça yer aldım. Şimdilerde görüntülü kısmı biraz daha düzenli biçimde devam ediyor. Yazılı basınla ilişkim ise daha öncelere dayanıyor. Köşe yazısı yazmaya uzun yıllar önce Cumhuriyet gazetesinde başladım. Köşe yazarı olmayı orada öğrendim. Bir yazı konusunda anlaşamayınca, Cumhuriyet ile yollarımızı ayırdık.
* * *
Daha çok ekonomi ile ilgili yazılar yazıyorum. Radikal'de de böyle olacak. Ekonomideki güncel ve süreli eğilimleri değerlendireceğim. Aslında gazetede bu işi fevkalade yetkin biçimde yapan yazarlar zaten var. Bunlara yeni bir renk katabilmeyi umuyorum.
Hep ekonomi yazacağıma da söz veremem doğrusu. Bazen siyasete ve topluma da bulaşacağım. Kimi zaman öfkeli, keskin, kimi zaman yumuşak ve uzlaşmacı yazılar yazdığıma tanık olacaksınız. Keskin yargıların derinliklerinde ideolojik izler yakalayacaksınız. Uzlaşmacı gibi görünen yazılarda bu izlerin nesnelliği engellememesine özen gösterdiğimi hissedeceksiniz. Tüm empati duygularını körelten dayatmacı durumlarda ideoloji izlerinin kalınlaştığını, öfkenin yoğunlaştığını sezeceksiniz. Doğruluğuna inandığım işlerde ise, kimden ve nereden gelirse gelsin, bu tür izleri aşmaya, olumlu ve pozitif durmaya çabaladığımı göreceksiniz.
Keskin yargılar ve katılaşmış duruşlarla tanımlanan pozisyonların mevcut zafiyetlerin üzerini örterek görünmez kıldığını, olmaz işleri olurmuş gibi gösterdiğini, toplumsal muhalefeti törpülediğini düşünüyorum. Katı tavırların, bireysel haz verse de, topluma yön, yol ve zaman kaybettirdiğine tanık oldum. Keskin yargıların kışkırttığı sonu gelmez kavgaların içinden geçerek geldiğim yılların bana öğrettiği bu.
* * *
Kimsenin dünyayı algıladığı temel koordinatları değiştirmesine gerek olmadığını düşünürüm. Ters örnekler bulunsa da, çoğu kez bunun pek de mümkün olmadığı kanısındayım. Ancak algılama ve düşünce koordinatlarının bir noktadan çok bir alan tanımladığını ve bu alan içinde birden fazla gezi yolu olduğunu da düşünürüm açıkçası.
Dünya değişiyor. Hep değişti zaten. Kendi dünya görüşünün koordinatlarının tanımladığı alanda dahi gezinmeye yanaşmayıp, hep aynı noktadan dünyaya bakmak bir tür körlük yaratır. Bunun vahim sayılabilecek sonuçları vardır. En önemlisi değişimi algılayamamak, bütünüyle ıskalamaktır. Dünya yanından geçip giderken boş gözlerle onu seyretmek durumuna düşer insan.
Kendi adıma bu tuzağa düşmemeye çalışırım. Değişimden yana olarak tanımlanmam yanlış olmaz. Üstelik değişimin iyisi de kötüsü de olur diye başlayan söylevlere de pek kulak asmam. Toplumsal değişimin ana yönü iyiye doğrudur. Tersi, tarihin kaydettiği istisnalardır. Kendimizi insanlık tarihinin bir istisnası olarak görmenin de manası yoktur.
Öte yandan, toplumsal değişimin ağır, sancılı ve çekişmeli bir süreç olduğunun da farkındayım. Bu süreçte ortaya çıkabilecek sapmaların kimi zaman ana yönü örtecek boyutlara ulaşabileceğini de biliyorum. Burada önemli olanın ana yönle tali gürültüleri birbirinden ayırmak olduğunu düşünürüm. Bu ayrım körleşmeye olanak vermez, gereksiz telaşları ve eğreti bayramlaşmaları engeller.
* * *
İlginç bir dönemde bir araya geliyoruz. Türkiye değişiyor. Üstelik tüm sarsıntısı, sancısı, gürültüsü, patırtısı ile değişiyor. Nefesi kesilen kadrolar tasfiye ediliyor, işlevini yitiren kurumlar yıkılıyor. Değişimin topluma, siyasete ve ekonomiye yansımaları neredeyse günlük olarak yaşanıyor. Bu arada geçici körlükler, gereksiz telaşlar, nafile bayramlaşmalar da yaşıyoruz kuşkusuz.
Değişimin sancısız, çekişmesiz olamayacağını yaşayarak öğreniyoruz. Can sıkan, öfke yaratan giderek umut kıran gelişmeler de oluyor. Ben de arada bir kendimi öfkeli, kırgın ve umutsuz durumlarda yakalıyorum. Ama ana yönümüzün iyiye ve doğruya dönük olduğu düşüncesini terk etmiyorum. Radikal okuyucuları ile bunu paylaşmayı umuyorum.