Eski İçişleri Bakanı Ala:

Eski İçişleri Bakanı Ala:
Eski İçişleri Bakanı Ala:
- "Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada birtakım fırsatları, avantajları, dezavantajları ve riskleri var. Biz risklerini fırsata dönüştürecek politikalar izlediğimizi düşünüyorum. Onları Türkiye'nin önüne hedef olarak koyuyoruz. Çünkü risk hem tehdittir hem fırsattır"

ERZURUM (AA) - Eski İçişleri Bakanı Efkan Ala, " Türkiye 'nin bulunduğu coğrafyada birtakım fırsatları, avantajları, dezavantajları ve riskleri var. Biz risklerini fırsata dönüştürecek politikalar izlediğimizi düşünüyorum. Onları Türkiye'nin önüne hedef olarak koyuyoruz. Çünkü risk hem tehdittir hem fırsattır" dedi.

Erzurum'da temaslarını sürdüren Ala, Türkiye Makina Mühendisleri Odası Erzurum Şube Başkanlığı'nı ziyaret ederek, Şube Başkanı Kenan Yakut'tan çalışmalar hakkında bilgi aldı.

Oda üyeleriyle de bir araya gelen Ala, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'nin gelişmesinde, büyümesinde istikrarın önemli olduğunu söyledi.

Türkiye'nin dünyanın gelişmiş ilk on ekonomisi arasına sokmak için mücadele ettiklerini anlatan Ala, şunları kaydetti:

"Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada birtakım fırsatları, avantajları, dezavantajları ve riskleri var. Biz risklerini fırsata dönüştürecek politikalar izlediğimizi düşünüyorum. Onları Türkiye'nin önüne hedef olarak koyuyoruz. Çünkü risk hem tehdittir hem fırsattır. O riskleri alıp, 'Türkiye'nin 2023 hedeflerinde yani Cumhuriyetimizin 100. yılında dünyanın en gelişmiş ilk 10 ekonomisi arasına nasıl sokarız, nasıl hangi politikalar izleriz de bunu gerçekleştiririz' diye bir çabamız var. Bu aslında Türkiye'nin çabası, bunu da birlikte geliştireceğiz."

Altyapısı oluşmadan, girişimcisi olmadan bunları başarmanın mümkün olmadığını dile getiren Ala, "Bir şey var ki o olmadan hiçbir şeyi başarmak mümkün değil. O da istikrar ama demokratik  siyasi istikrar. Yani istikrar sağlayamayan yerlere bakıyoruz, normalde gelişme olmuyor" ifadesini kullandı.

Ala, içinde bulundukları durumu metaforla anlatmak istediğini belirterek, şöyle devam etti:

"Bizim siyasal sistemimizin bir otomobile, otobüse benzediğini düşünelim. Otomobile vatandaş sandıkta oy vererek, yüzde 40, yüzde 65 neyse benzin dolduruyor, benzin var. Ondan sonra bir de hükümet seçiyor, şoför olarak buyur, devam et. Bir de istikamet belirliyor, şoförle beraber hükümete diyor ki 'ben İstanbul 'a götüreceğim sizi'. Binmiş İstanbul'a gidecekler. Bu askeri düzen ile demokratik düzen arasındaki fark şu, seçimlere kadar insanlar politikalarını anlatırlar. Millet işte bu tercihlerde bulunur, yüzde 30 mu, yüzde 40 mı, yüzde 60 mı benzin koyar. Hükümeti de şoför koltuğuna oturtur ve verdiği süre kadar onu devam ettirir. Biz tam seçimi yapıyoruz, birini koltuğuna oturtuyoruz. Zaten birkaç kişi oturursa uçurumdan aşağı birkaç kere götürdü. Onu gördük." 

Ala, "Tek başına oturttuğumuzda da ancak birinin ayağı sürekli frende, bir kurumun diyelim. Kardeşim viraja geleceksek frene basacağız, nasıl gideceğiz, yol alacağız o zaman . Birisi 'sağa, sola gideceğiz' diye yolu göstereceği yerine sürekli direksiyonda benimle beraber direksiyon çeviriyor. O tarafa çevir, bu tarafa çevir. Birtakım kurumlar böyleydi. Bu kurumlar şimdi siyasetin biraz dışına alınabildi. Yani bunu biz normal demokratik düzene çevirelim. Otobüse binmiş olanlar nereye gitmek istiyorlarsa direksiyon verilen süre kadar rahat kullansın, diğer mekanizmalar yani halk viraja gelirsek o zaman frene bassın" diye konuştu.