Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki oruç yasağına tepki

Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki oruç yasağına tepki
Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ndeki oruç yasağına tepki
- Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Eğilmez: - "Çin yine bir Türk toplumuna tam anlamıyla zulmediyor. Türkiye Cumhuriyeti bu konuda mutlaka çok hassas davranmalıdır çünkü oradaki soydaşlarımız çok zor durumda olsalar bile tarih boyunca bizden kardeşliklerini esirgememişlerdir. Bu zulmün bitmesi için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız" - "Çin, Türklerin ata yurdu olan Doğu Türkistan'ı işgal ettiği 1949 yılından günümüze kadar kültürümüzü, tarihi eserlerimizi, dilimizi ve inançlarımızı imha etmektedir. Camileri kapatılıyor, bayramları yasaklanıyor, kadınları kısırlaştırılıyor"

ERZURUM (AA) - Atatürk Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Eğilmez, Çin'in, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde Müslümanlara karşı uyguladığı oruç yasağına tepki göstererek, "Bu zulmün bitmesi için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız" dedi.

 Asılsız Soykırım İddialarıyla Mücadele Derneği Başkanı da olan Eğilmez, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Uygur Türklerinin tarihi vesikalarda kendilerine 8. yüzyılda yer bulmaya başladığını ve bu tarihlerden itibaren kültür ve medeniyetin gelişiminde çok önemli roller oynadığını söyledi.

Kırgızların baskısından kaçan Uygur boylarının önemli bir kısmının, 9. yüzyılın başlarında Doğu Türkistan'a göç ettiğini anlatan Eğilmez, burada Turfan ve Karaşar şehirleri civarına yerleştiğini anımsattı.

Uygur Türklerinin, 856 yılında kağanlıklarını ilan ettiğini ve merkezleri olarak Turfan şehrini seçtikleri için kendilerine Doğu Türkistan Uygurları da denildiğini belirten Eğilmez, "Çin yönetimi, bu Uygur Devletini Tibet tehlikesine karşı desteklemiştir. Uygurlar da Doğu Türkistan'da etkinliklerini artırmış olan Tibetlileri bu bölgeden atarak, batıdaki sınırlarını Urumçi şehrine kadar uzatmışlardır. Kültür ve medeniyet bakımından büyük gelişmeler gösteren Uygurların, 10. yüzyılda Çin'in kuzeyinde Hıtay Devleti'nin kuruluşunda ayrıca Cengiz Han Devleti'nin gelişmesinde büyük katkıları olmuştur" diye konuştu.  

Bu devletlerin gelişmesinde Uygurların, öncülük, bilgi ve tecrübelerinin çok büyük payı olduğuna dikkati çeken Eğilmez, Uygurların ön plana çıktıkları en önemli özelliğin, gerek dinsel gerekse kültürel açıdan zengin bir bölgede uyguladıkları hoşgörülü ve adaletli yönetim politikası olduğunu ifade etti.

Eğilmez, Çinlilerin, Türklerden demirden silah yapmayı öğrendiğini, çok sayıda silah, evcilleştirilmiş at satın aldığını ifade ederek, Türklerin devlet ve askeri teşkilat yapısını öğrenerek, devlet organizasyonlarını ve ordularını bu yapıya göre düzenlediğini söyledi.

- "Uygur Türklerine doğum yasağı uygulanıyor"

Uygurların, dünya medeniyetine de çok önemli eserler bıraktığını anlatan Eğilmez, şunları kaydetti:

"Çin, Türklerin Ata yurdu olan Doğu Türkistan'ı işgal ettiği 1949 yılından günümüze kadar kültürümüzü, tarihi eserlerimizi, dilimizi ve inançlarımızı imha etmektedir. Doğu Türkistan'da Uygurların, camileri kapatılıyor, bayramları yasaklanıyor, kadınları kısırlaştırılıyor. Çin'in Uygurlara uyguladığı sistematik işkence dünyanın hiçbir devletinde rastlanmayacak kadar çirkin boyutlara ulaşmış durumda. Bütün bu baskı ve işkencelerin yanında bölgenin demografik yapısı da hızla değiştiriliyor. Çin, çok keskin bir asimilasyon politikası uyguluyor. Han Çinliler, sistematik olarak Sincan'a (Doğu Türkistan) göç ettiriliyor, kesin olmayan rakamlara göre her gün Sincan'a bin Han Çinlinin yerleştiğinden bahsediliyor. Bir zamanlar nüfusun yüzde 93'ü Uygur iken bugün ancak yüzde 47'sini Uygurlar oluşturuyor, hatta Avrupa Doğu Türkistan Birliği adlı sürgünler derneği, Uygur kadınların zorla kısırlaştırıldığını rapor ediyor."

Çin devletinin yıllardır uyguladığı doğum yasağının Doğu Türkistan'da işkenceye dönüştüğünü dile getiren Eğilmez, "Üçüncü çocuk doğsa bile hemen öldürülüyor. Aileye de büyük cezalar veriliyor" dedi.

Eğilmez, "Çin yine bir Türk toplumuna tam anlamıyla zulmediyor. Türkiye Cumhuriyeti bu konuda mutlaka çok hassas davranmalıdır, çünkü oradaki soydaşlarımız çok zor durumda olsalar bile, tarih boyunca bizden kardeşliklerini esirgememişlerdir. Bu zulmün bitmesi için elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız" şeklinde konuştu.