Bir maç üç ülke

Haber: KENAN BAŞARAN - kenan.basaran@radikal.com.tr / Arşivi

AEL Limasol- Fenerbahçe maçı için salı sabahı 05.00’te yola düştük. Önce İstanbul ’dan Atina’ya, oradan da Larnaka’ya uçtuk. Gece 12 sularında Lefkoşa’daki otelimize ulaştık. Bu yolculuk etabının en yorucu tarafı Atina’daki Rum Konsolosluğu’ndaki saatler oldu. Bütün gazetecilerin, ellerinde AB vizesi olduğu halde, bir AB ülkesi olan ama Türkiye ’nin tanımadığı Kıbrıs Cumhuriyeti’ne girmek için ayrıca bir vize almaları gerekiyordu. Yıllardır bize ‘Atina’dan bildiren’ Yorgo Kırbaki ve Stelyo Berberakis’in de büyük katkılarıyla herkes üç günlük vizesini alabildi. Kulağımızı tersten tutarak geldiğimiz Kıbrıs’ta çarşamba itibariyle sokakta maça dair bir heyecan göze çarpmıyor. Rumlar, Fenerbahçe’nin favori olduğunu söyleyerek skor anlamında çok fazla beklentileri olmadığını söylüyorlar. Yine KKTC’lilerin de şahadet edeceği üzere Limasol taraftarlarının çok fazla fanatik olmadığının, onların ‘sol görüşlü’ olduğunun da altını çiziyorlar.
KKTC tarafında sokaklarda Fenerbahçe’ye ilişkin hemen hemen hiçbir iz yok. Sokaklarda insanın dikkatini çeken en önemli şey çöp dağları! Zira iki haftadır işçiler grevde olduğu için çöpler toplanamıyor. Şu an KKTC’nin en büyük sorunu bu çöpler. İnsanlara AEL-Fenerbahçe maçını soruyoruz fakat kimse pek oralı olmuyor. Olanlar da bayrak mevzuundan ötürü ‘Anavatan medyası’na kızgınlar. Açıkçası ‘davulun sesi uzaktan hoş gelir’ diyorlar.
Hasılı ikiye bölünmüş ada henüz maçın havasına girmiş değil. Medya üzerinden oluşturulan gergin havanın yeşil sahaya inmemesi ve futbolun iki toplum arasında ayırıcı değil, bilakis birleştirici bir etki yaratması temennisiyle.