Bölünmüş başkenti futbol birleştirdi

Bölünmüş başkenti futbol birleştirdi
Bölünmüş başkenti futbol birleştirdi
Kıbrıs'ın üç farklı yerinde, üç farklı heyecan vardı ama mesaj tekti: "Sporda siyasetin yeri yok!" Maç öncesi ve sonrasıyla AEL Limasol-Fenerbahçe karşılaşmasından izlenimler...
Haber: Alpbuğra Bahadır Gültekin - bahadir.gultekin@radikal.com.tr / Arşivi

Futbolun sadece futbol olmadığını dile getirdiğimiz nadir maçlardan biri, önceki akşam Avrupa’nın son bölünmüş başkenti Lefkoşa’nın güneyinde sahnelendi. Çalınmaya kalkan savaş tamtamlarına kulak asmadan, iki tarafın da dostluk mesajları verdiği gecede ve öncesinde, adanın üç farklı yerinde nabız tuttuk. Hem varlığıyla takımlarına destek olmaya hazırlanan Kıbrıslı Türklerle, hem Rum taraftarlarla hem de ara bölgede maçı birlikte izleyecek olan Pileli köylülerle konuştuk.
Suni bir şekilde alevlenen bayrak tartışmaları sadece bizde yaşanmadı. Kıbrıs Rum tarafında da birileri ‘bayrak’ diye tutturmuş, ancak bizdeki kadar kaale alınmamıştı. Buna rağmen sınırın öte tarafında bayrağı fetiş objesi görenler de yok değildi. Daha iki sene önce, solcu Omonia takımıyla, EOKA’cı duruşuyla bilinen sağcı Apoel arasında gerçekleşen müsabaka ilginç görüntülere sahne olmuştu. Apoel’liler Yunanistan bayrağı açarken, Omonia taraftarı salladıkları KKTC bayrağı ve ‘Istanbul since 1453’ ( İstanbul 1453’ten beri) pankartıyla yanıt veriyordu. Belki de bu nedenledir, önceki akşam Yunanistan bayrağı açmaya kalkışan AEL formalı Apoel taraftarının, tüm stadyum tarafından ıslıklanması… 

Pile: İki halk iç içe
Gelelim maç gününün öncesine... Müsabakanın izleneceği yerlerden belki de en ilgincine, ara bölgede, İngiliz Üssü Dikelya’nın içinde bulunan Pile Köyü’ne... 1000’e yakın Rumun, 500 civarında Kıbrıslı Türk’ün yaşadığı köy, adadaki tek karma nüfuslu yerleşim birimi. 1974’ten bu yana nadiren toplumlararası gerginlik yaşamış. Onun dışında huzur hâkim. Tepeden baktığımızda, altı yerde altı farklı bayrak görüyoruz: TC, KKTC, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan, İngiltere ve Birleşmiş Milletler. Turistik otel kapısından hallice...
Bizi önce Türk kahvehanesi karşılıyor. Karşısında Rum kahvehanesi, arada da gözlem yapan BM askerleri var. İki taraf da maçı burada izleyecek, biri gol attığında sevinç sesleri karşıdan duyulacak, diğerinin hakeme öfkesi bu taraftan anlaşılacak. 90 dakika tamamlandığında ise herkes evine dönecek...
Pile’nin yasal statüsü ilginç. Ara bölgede olan köyün güvenliğinden BM sorumlu. Yargı mevzuatı ise pek karışık. Türk ile Türk arasında yaşanan bir husumet, tarafların aldığı ortak kararla sınırın kuzeyindeki yetkililere intikal ediyor. Rum ile Rum arasındaki anlaşmazlıkta da istikamet Güney. Dananın kuyruğunun koptuğu yer ise Türk ile Rum arasında yaşanabilecek bir sorunda... Bu durumda araya BM giriyor... Biri Türk, diğeri Rum iki muhtarı olan köy, koca Kıbrıs’ın küçük bir prototipi oluveriyor yani.
Savaşta köydeki mücahitlerin komutanı olan eski muhtar Ahmet Sakallı, iki toplumun uzun yıllar iç içe yaşamasından dolayı huzur ortamının olduğunu söylüyor. Maç için ise “Nihayetinde spordur. Büyütülmemeli, 10 metre arayla izleyeceğiz. Bir şey de olmayacak” diyor ve ekliyor: “Her gece yatağa girerken, Allah bizim gördüklerimizi kimseye göstermesin diye dua ediyorum.” Kahvenin öte tarafında da durum farklı değil. Yaşı 60’ı geçmiş Rum amcalar, rakibin Türk olmasını önemsemiyor bile.

Lefter&Sevim birlikte 
Sonraki durağımız Kıbrıs Türk Fenerbahçeliler Derneği’nin merkez binası. Maç saati yaklaştıkça buradaki kalabalık artıyor. Fenerbahçe’ye destekten çok Erman Toroğlu’na yönelik bir öfke söz konusu. Neredeyse bütün tezahüratlar onun aleyhinde... Zaman ilerledikçe kalabalık da artıyor ve 1100 civarında taraftar bir an olsun susmadan otobüslere biniyor. Gözüme İstanbul’dan yeni geldiği belli Fenerium etiketli bayraklar takılıyor. Bir de üzerinde ‘Futbol dostluk ve kardeşliktir’ yazan Lefterli, Sevimli o pankart… İstikametimiz sınırın geçileceği Metehan (Kermiya) Kapısı. Son aramalar yapılıyor ve kafileyi sınırın öte tarafında bekleyen, Radikal Spor muhabiri Kenan Başaran’a uğurluyoruz…
Akşam geçtiğimiz Rum tarafında, ortam sessiz. Bir tek olay çıkarmaya niyetli Apoel taraftarını rast geliyoruz. Hem takımın kaldığı otelin önünde hem de stadyumun birkaç yerinde... Lakin her girişim ıslıklarla karşılanıyor, AEL taraftarı ve görevliler onlara göz açtırmıyor. Konuştuğumuz AEL’lilerden bazıları sporun siyasete bulaşmasından rahatsız olduğunu dile getirirken, “Önemli olan futbol, ha Yunan takımını yenmişiz, ha Türk. Fark etmez” diyor.
40’larındaki Hristos Karaombali maça kızıyla gelmiş. Sorunların siyasetten kaynaklandığını, birilerinin milliyetçi duygulardan oy kazanmaya çalıştığını söylüyor. Sözün bir ucunu da Türkiye ’ye dokunduruyor tabii: “Hem Ankara hem Atina istemiyor. Barış kimsenin işine gelmiyor.” Maçı soruyorum; “Futbol bu. Sonuçta bir oyun. Geçmişi karıştırmamak lazım. Bu güzellikler savaşa mı hizmet etsin?” diyor. “Barışa hizmet eder” mi diyorum. “Neden olmasın?” diyor. Son bir kez soruyorum: “Ne zaman olur?” Gülüyor. Sonra elini sallaya sallaya, ‘çıkmaz ayın son çarşambası’ manasına gelen, Rumcaya da dilimizden geçmiş o sözle karşılık veriyor: “Bayramdan sonra, bayramdan sonra...”
Kıbrıs’ta bayram 44 yıldır aynı geçiyor...


Türkiye kökenli Kıbrıslılara geçit yok
Maçın başlamasına dakikalar kala, eline tutuşturulmuş metni okuyordu kırık bir Türkçeyle... Herkesi ırkçılığa karşı mücadeleye çağırıyordu UEFA yetkilisi. Tüm tarafların ve taraftarların dil, din, milliyet ve cinsel yönelime dayalı ayrımcılığa karşı durması gerektiğini vurguluyordu. Saydıkları arasına ‘etnik köken’i sokunca ironik bir gülümseme yerleşti yüzüme. Önceki akşam, maçı canlı takip edebilmek için sınır boylarında yaşadıklarım geldi aklıma. adada sınır kapılarının açıldığı 2003’ten bu yana karşılıklı geçişler mümkün. Bu imkândan yararlanan Kıbrıslı Türkler de KKTC kimliklerini göstererek Güney’e geçebiliyor. Ama bir şartla: Ailenin etnik kökeni de Kıbrıslı olacak. Bu imkândan yararlanamayan ve sayısı adada 50 bine varan kişilerden biri de benim. Lefkoşa doğumluydum, doğma büyüme Kıbrıslıydım ama ailemin etnik kökeni Türkiye’ye dayanıyordu. Elimde belgeler vardı ama iznim yoktu. Polise “Daha önce geçiyordum, şimdi niye olmuyor? Bu ayrımcılık değil de nedir?” diye sordum. “Bu politikadır” dedi. Üç farklı kapıdan, her yolu denedik. Ertesi gün gazeteci kafilesiyle Rum tarafına girmeyi başardık. Biz yaptık ama geride Türkiyeli olduğu için maçı canlı canlı izleyemeyecek ‘yerleşik’ler kaldı...