Kıbrıslının asıl çilesi 'devlet çilesi'

Kıbrıslının asıl çilesi 'devlet çilesi'
Kıbrıslının asıl çilesi 'devlet çilesi'
Kuzey Kıbrıslılar, Limasol-Fenerbahçe maçında elbette çile çektiler. Ancak görüldüğü kadarıyla yaşanan bu çilenin sebebi Rumların tedbiri değil de devletlerin siyaseti...

Bilgi çağındayız! Ne var ki ‘bilgi’ diye bize verilenin genelde ham veriden ibaret olduğu bir çağdayız aynı zamanda. ‘Hızlı bilgilenme’ ihtiyacının herkesi birer ‘haberci’ye dönüştürdüğü ortam, zaten pek parlak olmayan ‘hakikat’e ulaşma titizliğini daha da zedelemiş durumda. Kalburun delikleri iyice genişlemiş; üzerinde çok az ‘yanlış’ kalıyor!.. Veriler, çok rahatlıkla bu elekten geçip insanlara ‘bilgi’ olarak sunuluyor. Üstüne bir de politik ve medyatik dezenformasyon eklenince hakikatle ilişkimiz iyice zayıflıyor ve ortalık ‘gerçek’lerden geçilmez oluyor. Elbette herkesin gerçeği kendi ihtiyacına göre şekilleniyor.
Limasol- Fenerbahçe maçı için çıktığım bu dört günlük seyahatte, belletilen birçok ‘hakikat’in de birer ‘gerçek’ olduğunu idrak ettim. Misal, Yunan ve Rum konsolosluklarının vize vermede sıkıntı yaratacağı; hele Rumların değil son dakika başvurularını, 15 gün önceden yapılmış başvuruları bile kabul etmeyeceği kesin bir dille söyleniyordu... Pasaport kontrol noktalarında birçok soruyla karşılacağımızla da ürkütülmüştük. Oysa bugüne kadarki en rahat seyahatimi yaptım. “Gözler bu maçtaydı” mottosunun etkisi olabilir fakat yine de 24 saat kala yaptığım vize başvurusu pekâlâ reddedilebilirdi.
Önceki yazılarda da belirttim: Esasen adanın her iki tarafında da gündem futbol değildi. Bunun en büyük etkeni kuşkusuz Türkiye ’den taraftarın gelememesiydi. Maça dair tespit edilen hayati emareler KKTC’deydi zira ‘Anavatan medyası’nın yarattığı suni bir krizle cebelleşiliyordu. Zaten ‘öteki’leştirilmiş bu ‘tanınmayan ülke insanları’ bir de ‘bayrak aşk’ları için ant vermeye mecbur kalıp ‘ötekinin de ötekisi’ olmuşlardı. Üç-beş gün içinde maça gidecek taraftara, ele güne karşı zorunlu bir ‘milliyetçi format’ atıldı. 

Bizim derbilere göre Kıbrıs’taki bayramdı
‘Bizim taraf’ bir haftadır milliyetçilik histerisiyle yatıp kalkarken ‘AB tarafı’ olağan hayatını sürdürüyordu. Maç günü 1200’e yakın Kuzey Kıbrıslı taraftar, hiçbir sıkıntı yaşamadan sınırdan geçti. Yazılıp çizildiği gibi ortada bir ‘çile’ falan yoktu. Olması da siyaseten mümkün değildi çünkü Rumlar, KKTC’lileri de kendi vatandaşı olarak görüyor. Eğer taraftarlar otobüslere, bildirilen listelerdeki gibi bindirilseydi, tek tek kimlik dahi göstermelerine gerek kalmayacaktı ama karışık binildiği için, Rum polisi, çözümü herkesi otobüsten indirip kimlik kontrolünden geçirmekte buldu. Bunu da çok seri bir şekilde gerçekleştirdi. İstanbul ’da Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaşlıların birbirlerinin deplasmanına nasıl ‘kafeslenip’ gittiklerini düşündüğümüzde (yasak öncesi tabii!) KKTC’lilerin Limasol deplasmanı(!) bir bayramlaşma tadında geçti diyebiliriz.
Adadaki en büyük çile, ‘devletlerin âli çıkarları’ uğruna iki topluma ‘çözümsüzlüğü çözüm’ olarak dayatan politik manevralardır. Sokaktaki insanların birbirleriyle bir sorunu yok, hakikat bu. Ve siyaset yaraları kaşımadıkça da bu hakikat değişmez. Futbol maçında yaratılan ‘ikilik’i Rum tarafından perçinlemek isteyenler de olmadı değil. Ancak onlar Limasollular değil, aralarına ‘sızmış’ Apaollilerdi. İşin güzel tarafı bu sızıntıya karşı bizatihi Limasollular tedbir aldı. Türkiye’deki ‘gazacılar’ın hevesi de böylece kursağında kaldı. Limasollular, bizim milliyetçilerin(!) Apoellilerden beslenmelerine mahal vermediler. GSP Stadı’na bayraklarla gelen KKTC’liler ise, Limasol taraftarının bu jestini görmek yerine, galibiyet golünden sonra ‘Dağ başını duman almış’tan girip İstiklal Marşı’nda soluklandılar. Maçın bitiş düdüğünden sonra bir Limasollu bize dönüp “Ne oldu, bir sorun mu var Türk tribününde” diye sorunca, “Yok, biz böyle seviniyoruz. Biraz hırçın” cevabını verdik!..
Hasılı rövanşta Rumlara ‘çile çektirmek’ için Lefkoşa’da kar toplamak isteyenler adına üzgünüm!. Aykut Kocaman’ın da altını çizdiği gibi umalım ki biz de onlara saygıda kusur etmeyelim. En azından Lefter’in ve Sevim’in yüzü suyu hürmetine...