Milli Takım'da hüsran devam ediyor...

Milli Takım'da hüsran devam ediyor...
Milli Takım'da hüsran devam ediyor...
Türkiye, 2014 Dünya Kupası Elemeleri'ndeki dördüncü maçında konuk olduğu Macaristan'a 3-1 yenilerek, 2014 Brezilya şansını iyice zora soktu.

Bağış ERTEN

Garip bir futbol kültürümüz var. Neden-sonuç ilişkisini tersine çevirip çare bulmaya çalışıyoruz. Maç kaybediyoruz, misal Romanya bizi yeniyor. Çift forvet ekseniyle, düzen-kaos ikilemi arasında salınıp duruyoruz. Sanki ‘ileride çoğalsak’, ‘kapalı savunmaları aşmayı bilsek’ her şey düzelecek. O kadar ki, kaosu düzen belleyen tek ülkeyiz. Memleketin en kaotik sezonu geride kalmış. Futbol kültürü yerle bir olmuş. Altyapıları kuraklık vurmuş. Gurbetçiler imdada yetişemez olmuş. Biz ‘hızlı oynasak’, ‘önde bassak’, ‘ikinci bölgede çoğalsak’ güya toparlayacağız. Kaos, hakikaten düzenimiz bizim! Her şeyi birbirine karıştırmadan değil oynamak düşünemiyoruz bile. Bu duruma uygundu Macaristan maçı. Kaosun kralında boğulduk, kaldık. Kazanırız zannettiğimiz bir oyunda tel tel döküldük. Üstelik sonuna kadar da hak ettik bunu...

İlk onbir ‘yepisyeniydi’ dün akşam . Bu sayede polemik ve spekülasyon için nefis bir fırsat doğmuş oldu. O oynar mı, bu oynar mı antrenmanı için malzeme hazırdı. Zaten maç da buna uygun seyretti. Önce gol bulduk, dalgalandık. Sonra dünyanın en iyilerinden biri zannettiğimiz Volkan Demirel dört gün öncesini hatırlatan bir hatayla gol yedi ve hemencecik durulduk. Sonra da ayılamadık, kaldık.
İlk devre beklenenden hızlıydı aslında. İki takım da derhal gole kavuşma derdindeydi. Önce 9’da Hamit frikiki izledik, sıkıydı. Sonra Kadar kendi kalesine atıyordu. Ardından da golün gelmesi gecikmedi. 23’te Caner akıllı bir ortayla Mevlüt’e servisledi. ‘Frankofon’ düzgün vurdu: 0-1.
Düğün derneği kurmak için aceleci davranmamak gerektiğini çabuk gördük. 31’de Volkan dokunamadı Koman direk kaleyi buldu, oyun dengeledi: 1-1. Ama bizde yüzler düştü. Oynamak, oynamamak derdinin ötesinde bir tutukluktu bu. Sadece sahada değil hepimizde vardı. Biliyorduk, dağılmak için aradan bir iplik çekmek yeterliydi.

CEHENNEMDE İKİNCİ DEVRE

Yetti de nitekim. İkinci yarı kaotik düzenin zirvesinde başladı. İlköğretim okulu düzeyinde öğrenilebilecek bir şablonda 50’de Szalai topu içeri itti: 2-1. Ardından 56’da Hamit kademeyi kaçırdı ve kırmızı görmekten kurtuldu. Ama penaltıyı Gera affetmedi: 3-1. Artık felaket senaryosu yazılıyordu. Buradan maçı döndürecek enerji de yoktu, akıl da. “Cehennem’de İki Devre” simülasyonunu yaşamamak için cılız çabalar gördük. Bırakın golü, iki pozisyona bile yetmedi bu çabalar.

Nihayet, Macaristan’a da yenilmiş olduk ve böylece futbol sahnesinde bize ayrılan sürenin sonuna da geldik. Bu berbat görüntünün faturasını Abdullah Avcı’ya, futbolculara, federasyona kesmeyin boşa. Evet onlar da sorumlu. Ama oturup düşünme zamanı artık. Futbolumuzu topyekun ameliyat masasına yatırmadıkça bu dertten kurtuluş yok. Çünkü sapır sapır dökülüyoruz.

NOT: Bu kaotik düzenin yararı da var aslında. Milliyetçiliğin kuluçkası, şovenizmin üreme mekanı milli takım taraftarlığı bu sayede biraz olsun yıpranıyor. Kimse eskisi gibi esip üfürmüyor. Gençlik Marşı, 10. Yıl Marşı gibi besteler listeleri zorlamıyor. Artık Mehmet Ali Birand’ın meşhur ‘sokaktaki adam’ı hiç olmadığı kadar uzak milli takıma. O kadar umutsuzuz ki sevgimiz de azaldı. Ve bu kötü bir şey mi? Çok emin değilim...